Köşe Yazarları

Haftanın önemli gelişmeleri

Onur Borman yazdı






Bu hafta gerek Kıbrıs’ta gerek Türkiye’de hareketli ve tartışmalı konular gündemde..

KKTC’de okulların ve tüm sektörlerin açılma talepleri tartışmalı geçti. Sonuçta pandemide gelinen aşama dolayısıyla kısmi açılmaya gidildi. Bundan sonraki dönemlerde hastalığın seyrine bağlı olarak açılmaların seyrinin de ona göre gelişeceği  yapılan açıklamalardan anlaşılmak istenilmektedir. Hükümetin geçirilen acı tecrübe ile sağlık konusunda temkinli hareket etmesi halinde, iş hayatının da genel erken açılmayı ve dolayısıyla ekonominin çarklarının dönmeye başlamasını sağlaması açısından faydalı olacaktır. Bu hedefe odaklanılması akılcı yoldur.

Daha çok istek ve kontrolsüzlüğün, tam kapanma getirdiği ve daha aşağılara ve hiçlere gidileceği gerçeği ile hareket edilmeli.

Tabii ki halkımızın da geçen ilk yılda olduğu gibi kurallara duyarlı olması, toplum sağlığı ve ekonomik hareketlenmenin sağlanması açısından gereklidir.

Hükümetin bir an önce kendi içindeki sorunları dışa yansıtmadan süratle çözmesi ve icraata başlaması acil ihtiyaçtır. 2-3 aydan beri kurulan Hükümet halâ tartışmalarla ve süratle atamalarla meşguldür ki en gereksiz yerlerden işe başlamıştır. Gece gündüz eleştirilen ve bütün siyasi partilerin de hemfikir olduğunu söyleyerek kamu reformu yapılacağı ve bilgi ve tecrübe ve ehliyetle atamaların yapılacağı tekrarlanmakla beraber insanların gözü içine bakarak devam edilmekte ve iş verimi beklenmektedir.

Öte taraftan geçen günlerde imzalanan Protokolde atamaların sınırlandırılmasıyla ilgili maddeler imzalanırken aynı sürede ve sonrasında tam tersi uygulama yapılmaya devam edilmektedir.

Yapılacak çok işler vardır. Özellikle bu salgın esnasında fiyat ve kalite kontrolü hala yapılmamakta bazı mallarda ve ana gıda mallarında fiyatlar uçmaktadır. Damacanalarda satılan sular hakkında çok söylentiler vardır. Bunlar halk sağlığı ve daralan gelirler açısından ailelerin acilen Hükümetin yasalar çerçevesinde gerekli denetimleri ve önlemleri almasını beklemektedir ki bu en basit bir devlet görevidir, özellikle bu dönemlerde.

İşsizliği arttığı gelirlerin azaldığı veya donduğu, Hükümetin yeni kaynaklar aktarmada sıkıntı içinde olduğunu her fırsatta söylediği bu dönemde, ‘Para’ istemeyen fırsatçı kârlarını ve aşırı pahalılığı önleyecek önlemler alması konusunda icraat yapması bekleniyor.

TLsına karşı döviz kurlarında düşme yaşanmaktadır. Özellikle de önce 18 Şubat 2021 de politika faizlerinin ilk etapta % 17’e çıkarılması ve geçen günde % 19’a çıkarılmasından sonra düşen döviz kurları karşısında fiyatların düşmemesi ve her yükseldiğinde yükseltilmesi, fiyatların ve haksız kazancın Hükümetin ilgili kurumlarınca kontrol edilmemesinin hiçbir izahı yoktur.

Yetkililerin kayıtsızlığı Fiyatların Anormal seviyelere çıkmasına neden olmaktadır. Halkın geneline yönelik icraatlar yapılmazsa Hükümet bir noktada çıkmaza girecektir.

TL faizlerinin arttırılması aslında Türk parasına bir süre istikrar getireceği için gerekli idi ve TCMB son zamanlarda getirdi de. Çünkü paranın getirisi ile dövizin getirisi farklı ise talep o tarafa yönelir. Bu bir kuraldır. Ayrıca Türkiye ekonomisinde de sıkışma vardır. Dövize olan sermaye ihtiyacı, dışticaret açığı, cari açık, dış borçların büyümesi esas alındığında faizlerin düşük tutulması dövize olan talebi daha çok artırır ve mevcut döviz fiyatları da, -ekonomik yapı müsait olduğu cihetle- artar, zaten bu kaçınılmazdır. Nitekim Merkez Bankası rezervleri de, piyasaya döviz aktararak talebi karşılamaya çalıştığı cihetle oldukça rezervler de düşmüştür.

Faiz’in %19’a çıkarılmasının ardından hemen TCMB Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınması Hükümetin bu faizi benimsemediğini göstermiştir. Ancak düşüşü önlemek için kısa vadede başkaca da çare yoktur. Çünkü geçen günkü açıklanan Planda öngörülmekte olan  yapısal sorunların halli kısa zamanda çözülecek kapsamda olmayıp çok gerekli önlemler olmakla beraber zaman alacaktır. Ve bu ara dönemde para istikrarını korumak için faizlerin enflasyon gözönünde tutularak saptanması yararlıdır.

Geçen gün kamu oyunu inciten Kadına ev içi şiddetle ilgili alınan karar ve kaldırılan İstanbul Sözleşmesi doğrusu bir kadın olarak her gün takip etmekte olduğumuz haberlerin içinde kadına ev içi ve aileden ve dıştan gelen şiddetin arttığı, haberlerin çoğunu teşkil ettiği göz önünde alındığında, halkta oldukça endişe verici bir karar oldu.

Çünkü şiddete meyil son yıllarda daha artmıştır. Kimse bu dönemde şiddeti kabul edemeyeceğine göre, insan hakkı , kul hakkı, hak ihlali olduğu bir olayda dünyanın ve Türkiye’nin önceden kabul ettiği ve her devletin vatandaşını koruma bakımından kabul ettiği ve etmesi gerektiği bu önleyici hakların kaldırılması gelecek için endişe verici olmuştur. Her konuda şiddetin önlenmesi bir insan hakkıdır.

Sulh yolu ile anlaşma varken bilek gücünü kullanarak eşi ve çocuklarına nedeni ne olursa olsun şiddet kullanamaz, öldüremez ki her gün eşleri tarafından hunharca kadın ölümleri gündemdedir.. Huzurun sağlanması için Devletin koruyucu kollayıcı görevleri esastır kanaatindeyim. Hayırlı gelecekler dilerim.







Başa dön tuşu