Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Herkes herkes gibiydi (Kıbrıs meselesi telli dolapta…)

Sokaklar mı taşırdı insanları, insanlar mı sokakları?
Her ikisi de yorgundu aslında.
Aynı duvarlar, aynı pencereler, aynı panjurlar, aynı odalar, aynı eşyalar.
İnsanlar da aynıydı.
Birinin yüzü diğerinin yüzü gibiydi.
Gözler de, kaşlar da, saçlar da aynıydı sanki.
Bakışlar bile.
Elleri, kolları, bacakları, yürüyüşleri birbirine benzerdi insanların.
Aynı bisikleti kullanırlar, aynı arabayı sürerlerdi.
Kadınlar aynı entariler içindeydi, tuttukları el çantaları aynıydı.
Erkekler de öyle.
Pantolon paçaları en az iki parmak üste kıvrılmış vaziyetteydi.
Kullandıkları tütün de aynıydı ve sanki aynı sakgoyu giyerlerdi.
Kadın olsun erkek olsun, olaylar karşısında aynı tepkiyi gösterirlerdi.

Bu durum, hayatın diğer yanlarını da etkiliyordu…

Odalar birbirine benzerdi.
Yoktu farkları.
Duvarlara asılan düğün fotoğrafları aynıydı.
Bir evdeki düğün fotoğrafı ile bir başka evdeki düğün fotoğrafını ayırt etmek güçtü.
Hatta herkes kamera objektifine aynı şekilde bakar, elini kolunu aynı şekilde bir yere yerleştirirdi.
Fotoğrafçıların da çok farklı “poz”lar çektikleri yoktu!
Fotoğraf  çerçeveleri de aynıydı, albümler de.
Hangi evin odasına girseniz aynı.
O fotoğraflar aynı şeyleri anlatırdı.
Duvara asılı duvar halılarının anlattığı şey de aynıydı, taştan çamaşır teknelerinin anlattıkları da…

Bu durum, hayatın diğer yanlarını da etkiliyordu…

Herkes aynı hayatı yaşardı.
Her evde ceviz ve turunç macunu yapılırdı.
Aynı şekilde yapılır, ayı şekilde yenirdi.
Ceviz ya da turunç macunu küçük bir tabakta ikram edilir, yanına da bir bardak su verilirdi.
Macun çatala takılır ve su dolu bardağın hemen üzerinde tutulur, macunun akidesi akacaksa bardağa akmış olurdu.
Macun bitince, çatal bardağın içine konurdu.
Bu macun yeme şeklini küçükten büyüğe herkes bilir ve böyle yapardı.

Bu durum, hayatın diğer yanlarını da etkiliyordu…

Her evde bir telli dolap bulunurdu.
Bütün telli dolaplar birbirinin aynısıydı.
Macunlar ve başka şeyler mevsimine göre bu dolaplarda saklanırdı.
Evlerdeki elbise dolapları da neredeyse birbirinin aynısıydı.
Ufak tefek model değişiklikleri benzerliği ortadan kaldırmazdı.

Şimdiki gibi zırt pırt mobilya değiştirmek yoktu.
Alınan ev eşyaları çok uzun yıllar kullanılırdı.
Çocuklar yetişir, evden uçar gide, ana baba evine uğradıklarında demir ve sustalı karyolalarının yerli yerinde olduğunu görürlerdi.
Aynı orta masası aynı yerdeydi, aynı koltuklar aynı köşedeydi, aynı yemek masası onları beklerdi…

Herkes, herkes gibiydi…

Bu durum hayatın diğer yanlarını da etkiliyordu.
Aynı şekilde yiyip, aynı şekilde giyinenler, aynı bisiklete binip aynı yerlere gidenler aynı şeyleri düşünüyor, aynı siyasetleri güdüyorlardı.
Karyolasını, sakgosun, bisikletini, arabasını, bakkalını değiştirmeyenlerden bir dünyayı değiştirmesi nasıl beklenebilirdi?
Zamana ihtiyaç vardı…

Bu yüzden Kıbrıs meselesi çok uzadı!
Adeta telli dolapta tutulduğu için!..