Dün Havadis Gazetesi manşetinde, “Her Şey Buradan Başladı” diyordu. Hatırlatılıp vurgulanan “21 Aralık Olaylarının” nasıl ve hangi nedenden dolayı başladığıydı. Dr. Kyrlakos Cambasis adlı bir Rum araştırmacı 20 Aralık gecesinde meydana gelen olayı Havadis için anlatıyordu… Hafızamı bir daha yokladım. Ve kendime sordum. “Gerçekten 21 Aralık Kanlı Noeli Rum polislerinin devriyeleri sırasında o dönemlerde adına Tahtagala denilen semtte iki Türk’ü öldürmeleri ile mi başladıydı? Eğer bu olay yaşanmasaydı mesela Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılmayacak, belki de bugünlere kadar gelecek bir barışçı çözüm dönemi mi söz konusu olacaktı? Yani onca felaketin nedeni bu “polisiye olay mıydı?”
HAVADİS’İN “MANŞETNİ” BU NEDENLE İKİYE AYIRDIM. “Her Şey” ve “Buradan Başladı.”
“Her şey!” Yani Kanlı Noel! Yani Rum ve Yunan askerleri ile milis güçlerinin “Tahtagala olayını” bahane ederek Akritas, yani “Şafak Vakti” planı çerçevesinde beş yıl sürecek Türklere yönelik saldırıları… 103 karma köyden 25 binin üzerindeki Türk ahalinin göçü! Yakılan yıkılan Türk köyleri! Beş yıl boyunca abluka altında yaşamaya mahkûm bırakılmış Türk halkı! Kuş olsanız Lefkoşa’dan Mağusa’ya uçarak bile gidemeyeceğiniz yıllar! Kararan hayatlar sönen ocaklar! Bunlar hep şoför Zeki Halil ile Cemaliye Emirali’nin öldürülmesinden dolayı mı yaşandıydı? “İkinci Dünya Savaşı da Saraybosna’da Arşidük Ferdinand’a, Gavrillo Princip tarafından yapılan suikastla başladı” dendiği gibi mi?
HAYIR: “Her şey” Makarios’un 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini zorla ve kerhen kabul etmek zorunda kalmasından sonra başladıydı!.. Anayasa’da 13 maddeyi değiştirmek istemesinden!.. Akritas Planı’nı devreye sokup KC’ini yıktıktan sonra tüm adaya egemenliklerini serecekleri yeni bir anlaşma dayatmak için!..
YANİ: “Eğer o meşum gece yaşanmasaydı Kıbrıs’ta barış bozulmayacak iki halk iki ayrı bölgede “bölünmüşlükle çözümsüzlük” içinde yaşamak zorunda kalmayacaklar” mıydı? Çok büyük iddia! Ve tabi yanlış!
GELELİM “BURADAN BAŞLADI” DEYİŞİNE: “Her şey” Makarios’un “kafasından” dolayı başladı! Eğer Makarios 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini yürütmek için azıcık çaba harcamış olsaydı… (Parantez içinde yazıyorum ne olacaktı bilir misiniz? Osmosis! Yani Türk halkı Rum çoğunluğu ile ekonomik üstünlüğü altında ki sadece “Rum’un işçisi ve tüccarlarının komisyoncusu durumundaydı,” eriyip gidecek, azınlıktaki bir cemaat oluşu aşamayarak zamana yenilecekti! Unutmayın o yılların Türkiye’si toplu iğne bile yapamıyordu!)
KISACA: Her şey Makarios’un ve tabi kilise ile Rum liderliğinin “hemen şimdi Kıbrıs’ta egemenliği ellerine geçirmek istemelerinden kaynaklandı!” Neyse ki o 21 Aralık Kanlı Noel’le tarihe geçen “acelecilik” uyandırdı bizi! Dolayısıyle bir süre daha “uykusuzluğa karşın” ayık kalmakta yarar vardır…
**********
Kısaca takıldığım: “hellime bile Rum damgası vurmaya çalışan “kafa” ile hangi yarınları kuracağız?
Rum çatlasa da Kuzey’deki Türklerin yerel ürünleri ile kendine özgü bazı “yemek” türlerini yapamaz! Beceremez… Son zamanlarda AB’de tescili konusunda tartışması yapılan “Hellim” bunlardan biridir. Rum “Hallumi benim ulusal ürünümdür” diyor. Türk “hellim benim ulusal ürünümdür” diyor… Ve tabi yanı başımızdaki Lübnan gibi Arap ülkelerine ihanet ediliyor çünkü hellim ve şu anda Kıbrıs kültürüne damgasını vuran yığınla ürün Arap kökenlidir. Molehiyasından baklavasına, kebaplarından humusuna kadar… Mesela Araplar “halva” derler biz “helva!” Onların ürünü!
Nerede kaldık? Rum bu hellimin yapımını beceremez! Yemek yapmasını beceremediği gibi! Hele kebap, yani bizdeki gibi şu Urfa, Antep kebaplarını ki onlar da Arap kökenlidirler, hiç beceremez…
Buna karşılık tutturdu ille de “hallumi”yi AB’de tescil ettirecek! Olay büyüdü… Çünkü Rum’un amacı “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir!” “Kıbrıs’ın tek sahibi benim” diyor… Dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti adına Kuzey’deki Türk halkını da kapsamına alarak AB’den helliminin tescili istiyor! Amaç “iki bölge, iki ayrı yönetim erkini” bu tip siyaset dışı girişim ve tescillerle de izale etmek! Ve Kıbrıs’ın adasının aslında bir Rum adası olduğunun ispatını çakmak!
Biz ne yapıyoruz Rum’un bu taktiksel çıkışlarına karşı? Siyasi yönden iki ayrı bölgeyi “Yeşil Hat Tüzüğü” hatırlatmasına koyuyoruz, diyoruz ki “adada iki ayrı halk vardır…” “Hellim de iki halkın ürünüyse tescilinde belirtilmelidir…”
Yapacağımız başka bir şey yok! Türk damgalı olduğu için bizim olan hellimi bile bizden koparmaya çalışan bu Rum’dan, bekleyin ki bu adada birleşik federal devlet anlaşması çıksın! Hellimi bile ellerinden kurtaramadık! Daha çok bekleriz!
**********
KKTC’de hangi olay büyük hangi olay küçüktür?
Mesela Maliye Bakanı Mungan’ın artık 13. Maaşları kendi gelirlerimizle ödeyeceğiz” müjdesi mi büyüktür? Yoksa Ticaret Odasının “2015 bütçesi halkın sorunlarına cevap vermiyor” açıklaması mı?
Hangisi büyük hangisi küçüktür? Mesela iç borcun 4 buçuk milyar, toplam borcun 12 milyar TL olduğu iç borçlar mı daha büyüktür yoksa 4 milyar 96 milyon 720 bin TL olarak geçen 2015 Mali Yılı Bütçesi mi?
Mesela “Doların yükselişi nedeniyle düşen TL mi büyük olaydır yoksa TL’yi düşürürken değeri arttıkça artan dolar mı büyük olaydır? Dolayısıyle ithalata dayalı yaşayan KKTC için nedir durum? Yeni bir “battık” çığlığı ile kopacak “büyük olay” mı yoksa bizi ırgalamaz dediğimize nazire ortalarda kalacak “küçük olay mı?”
Mağusa Belediyesi için nedir büyük olay? Göreve başladı başlayalı “otları temizliyor!” Başka? Bir de Kanalizasyonu yapan Şirketle AB arasındaki ihtilafın bitmesini bekliyor! O zaman ne oluyor? “Otların temizlenmesi küçük olay, “beklemek” büyük olay! Yeni bir icraat anlayışı!
Sağlık Bakanı diyor ki Güzelyurt’un göbeğine büyük ve donanımlı bir hastane konduracağız. “Şimdi soralım? Hastane inşaatı mı “büyük olaydır,” yoksa “nihai çözümde gitti gidecek” denmesine karşın Güzelyurt’a hâlâ devasa yatırımların yapılacağı “sözü” müdür büyük olan? Bu durumda “bu yatırımlar nedeniyle anlaşılmıştır ki Güzelyurt verilmeyecektir” düşüncesi mi büyüktür yoksa “verilirse verilsin Rum’a hediyemiz olur” düşüncesi mi?
Cumhurbaşkanlığı seçimleri propagandaları başladı. Diyor ki Özersay “vatandaşı siyasi görüşlerine, partisine göre bölen değil, ortak paydada birleştirebilen siyaset gereklidir.” Dolayısıyla eğer “büyüklük” ve demokratik teamül olarak kabul görecekse, “geride kalan partiler” ve uygulamaları KKTC’nin siyaset künyesinde yerlerini “küçük” olarak alacaklardır!
Akıncı değişim fikirlerle gelecektir diyor. Demek ki bu güne kadar “fikir” falan yoktu. Bu nedenle “değişim” de olmuyordu. Ha şimdi “büyük olayla” Akıncı gelecek, gelmesi ile “büyük fikirler” de gelecek, büyük fikirler “büyük değişimler” gerçekleştirecek… Bu durumda kaziye ters yüz oldu ama: “Büyük değişimler istiyorsanız Akıncı’nın sandıktan çıkması gerek! Aksi halde “küçük kalmaya” devam edeceğiz!
































