Her hafta 5-6 işyerinin ceza yediği bir başkent…

8 Ağustos 2018 Çarşamba | 10:38
Köş, Moreket

Acaba başka ülkelerde de böyle midir?

En azından Türkiye’de böyle olduğunu biliyoruz.

Zamanında Uğur Dündar’ın TRT’de bir programı vardı. İşyerlerini belediyelerle birlikte denetime giderdi. Ne rezaletler çıkardı ortaya…

Lefkoşa Belediyesi de sık sık denetim yapıyor.

Her seferinde, beş-altı işyerine ceza kesiliyor, daha fazlasına da uyarı veriliyor.

Dün yayınlanan listeye baktım, sebepler aynı.

İzinsiz işyeri… Kaçak yani…

Sağlık karnesi olmayan personel… Bu da kaçak, hem de tehlikeli.

Gayrı sıhhi ortam…

14 işyeri denetlenmiş, 6 tanesine para cezası kesilmiş, 3’ü kapatılmış…

Farkında mısınız, çoktandır duymadığımız denetimler bunlar.

Diğer bölgelerden pek böyle haberler gelmediği için onu da bilemiyoruz ama, Lefkoşa bu konuda başarılı…

Belediye kendi alanına giren konularda denetimini yapsa, çalışma izninden tutun, sağlık konularına kadar her konuda yan basanın yakasına yapışabilir.

Devletin denetim sisteminin de işi kolaylaşır.

Çalışma Bakanlığı 25 tane müfettişle nereye yetişecek.

Eskiden denetimden ödü kopardı siyasilerin.

Şimdikiler ise denetliyor. Ama personel yetersiz.

Sonuçta, sistem çalışsa, yerel yönetimler, adı üstünde yerel denetimlerini bir tamam yapsalar, devletin, bakanlıkların da işi azalır.

Üstelik ben eminim, belediyelerde bu denetimleri yapacak eleman sayısı, bakanlıktaki müfettiş sayısından çoktıur.

Kayıt dışı ekonomi, sağlıksız gıdalar, haksız kazançlar hep bu denetimlerde ortaya çıkar.

Aslında ne kadar basit…

Bence belediyeler de zihniyet değişimine gitmeli.

Yasaların kendilerine verdiği görevi sadece çöp toplamak olarak görmeyip, denetim de yapmalılar.

Bunu yapmayacak olanlar var tabii.

“Aman kimse küsmesin, kimse kırılmasın, küçük yer” diyerek göz yummalar olacak.

Ne de olmasa oy hesabı var.

Benim dediğim onların dışındakiler.

Ama sanırım tek sebep bu değil. Biraz da vurdumduymazlık var.

Bu konuda iş bu belediye başkanlarının partilerine düşüyor.

Eğer sen parti olarak kayıt dışı ekonomiyi bitirme derdindeysen, elinde tuttuğun yerel yönetimler de bu hedefe yönelik faaliyet gösterecek…

Halk sağlığı, gıda güvenliği senin probleminse, belediyelerine denetim yaptıracaksın.

İstense neler olmaz, ama önce istemek, inanmak lazım.

Uuu, ben de bu sıcaklarda nelere kafa yorarım değil mi…?

 

 YERİN KULAĞI VAR

KİMDİ O BAKAN:

Dışişleri Bakanlığı, yabancı bir lobi şirketiyle sözleşmeyi bitirmiş. Bakan Kudret Özersay’ın Yeni Bakış gazetesine yaptığı açıklamaya göre, bu karar verilirken, şirketin verimine bakılmış. Ve meğer bu verimsiz şirkete tam 10 milyon TL ödenmiş. Sözleşmesi de 4 yıl önce yapılmış. Herkes merakla kim bu şirket, kim bu bakan diye konuşup duruyor. Ben de baktım, eğer verilen süre doğruysa, dört yıl önce Dışişleri Bakanı Özdil Nami idi…

 

BİZ DE AYNI DURUM:

Yazdığı yazılar nedeniyle ölüm tehditleri alan ve “ben kuzeye geçtiğimde kendimi yüzde yüz güvende hissediyorum” diyen Politis yazarı Kostas Konstantinou Yenidüzen’deki röportajında, “Kıbrıs Türk mallarının kullanımını alanlar ve bundan çok para kazananlar var. Zaman içinde bu insanları çözümün karşısında gördük” değerlendirmesinde bulundu. Bizde de durum pek farklı değil. 1974 sonrası yoktan mal ve para zengini olanlara bir bakın, hepsinin de olası bir çözümden ödleri patlıyor…

 

BİZ YAPSAYDIK NELER OLURDU:

Şu Güney’deki sözlük tartışmalarına bakıyorum. Ah bu tepkiler bizim taraftan gelseydi,  bakın o zaman BM’si de, AB’si de AGİT’i de ne güzel konuşurlar, dünyayı başımıza yıkarlardı. Düşmanca dil kullanmayalım diyoruz da, bu da batıyor yani…

 

HANGİSİ DOĞRU?:

YDP milletvekili Bertan Zaroğlu neden askerlik yapmadığıyla ilgili olarak seçim öncesi yaptığı açıklamada, “2010 yılında geçridiğim bir kazadan dolayı, ‘askerliğe elverişil değildir’ şeklinde bir rapor verildi bana ve askerlik yapamadım maalesef” demişti. Son olarak Bakan Çeler’le “kavgasında” yaptığı açıklamada ise, “ben PKK’lılarla kavga ederken belimi kırdım, askerlik yapamadım” diyor. Benim aklım karıştı, Zaroğlu belini kazada mı, yoksa kavgada mı incitti de, askerlik yapmayıp çürüğe çıktı…

 

KİMSE MEMNUN OLMADI:

Aylık 2620 lira olarak belirlenen yeni asgari ücret ne işçi, ne de işveren tarafını memnun etmedi.

İşçi yapılan artışın ülkedeki hayat pahalılığı nedeniyle çoktan ellerinden alındığını söylerken, işveren tarafı, ülkede ciddi bir ekonomik krizin yaşandığını, seri iflasların gündemde olduğunu savundu. Böyledir bu işler. Sistem tamam olmayınca, boynu altında kalan, emekçi olur.

 

İKİ DE TAKLA ATSAYDI:

Sorsanız haritadan KKTC’nin yerini gösteremeyen Paris Hilton bir otelin tanıtımı için geldiği KKTC’de 3 saatlik sahne performansı için 110 bin euro ( 650 bin TL) almış. Sahneden inerken de, “Sizleri seviyorum, geri döneceğim” demeyi ihmal etmemiş. Bakın şimdi hayranları akın akın KKTC’ye gelecekler…!

 

 

ZİRVEDEKİLER

Vatandaşın Tepkisi: Yeşil Barış Hareketi ve vatandaş Ali Bağlarbaşı, Karaoğlanoğlu’nda denize yakın 15 dönümlük bir arazinin otel inşası için yasalara aykırı bir şekilde özel bir şirkete kiralandığı gerekçesiyle, Bakanlar Kurulu ve ilgili bakanlığa dava açmak için başvuruda bulundu. Başvurunun gerekçesi, kiralamanın hem Anayasa, hem de İskân Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası’na (İTEM) aykırı olması. İlkinin yapılmasını engelleyemedik, şimdi hiç olmazsa bu arazinin kurtarılması için sonucu merakla bekleyeceğiz…

 

 

DİPTEKİLER

Aslında Herkes Uyumuş: Gaziantep’te mahkemeye çıkan bir FETÖ terör örgütü zanlısı konuşmuş. KKTC’de okumuş, çalışmış. Öyle şeyler anlatıyor ki, inanılmaz. Yurtlar, şirketler, dönen büyük büyük paralar, İzmir’den idare edilen bir “Kıbrıs” ayağı, her yere sızmış “imamlar”… Sürekli yakalananlara bakılırsa, burada cirit atmışlar. Ve biz, hepimiz uyumuşuz. İyi uykular KKTC….