Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

Hep dona kalmaz

Burak Karataş

Kıbrıs Sorunu için konuşacak olursak ‘yine, yeni, yeniden bir şeyler oluyor’ diyebiliriz rahatlıkla.

‘Yine sona kaldık’ zihniyetiyle örnek oluşturmayacak vakaları sayıp dökmek yanlıştır. Bu tarz olaylarda (belki de ‘olgu’ demeli) her vaka müstesnadır ve kendi içinde değerlendirilmelidir. Aksi fevkalade yanlış olur.

İşte görüyorsunuz, ama öyle ama böyle, ama şununla ama bununla, bir şeyler oluyor… (Her zaman da olacak, çünkü ok yaydan çıktı bir kere, artık bağlasan durmaz!)

Bu ne kadar sürer, ne zaman filizlenir, dallanıp budaklandığını da görür müyüz, masayı kim devirir, sandalyeyi kim sırtlanır, kim destek olur, kim köstek olur gibi suallerin yanıtını zaman gösterecektir.

Sahi ya, konumuz da buydu: Zaman mefhumu! (Bu çok ‘Burhan Felek’ ağzı oldu.)

Kıbrıs Sorunu ne zaman başlamıştır? Bu sorunun yanıtı, soruna bakışımızı da belirler. 1507 diyen de vardır bu soruya, 1963 diyen de, 1960 diyen de, 1974 diyen de…

Görüyorsunuz ya, her cinsten varlar maşallah!

Ama mevzubahis sayılar her hesap makinasına takıldığında, günümüzle çözüm arasındaki makas daha da açılıyor; zaman insana ırak geliyor… Günler, aylar ve yıllar uzun zindan seneleri gibi bitmek bilmiyor.

En çok da bu sorunun içine doğanlar yaşıyor bunu. Soru da peşi sıra geliyor: Ne zaman çözülecek bu sorun?

Ya da, merhum Fikret Abi’nin, büyük şair Fikret Demirağ’ın dediği şekliyle: “Kardeşim, barışı ne zaman yapacağız?”

Doğrusu şu ki somut şeyler hep ayağımıza dolanıyor, bürokratik vesayetin kılıcı ensemizde ve aradaki yüzlerce yıllık nefret maalesef hâlâ diri.

Ama bir sesin, bir temasın, bir görüşmenin önayak olduğu barış, genelde yıkarak gelir ve geldiği gibi de yeniliğe götürür insanı. Yeni bir hâle, yeni bir vaziyete. Bunun bir çözüm çerçevesi olup olmayacağı bir yana, zamanı beklemek yoruyor insanı, bu bir hakikat ama en çok da zamanla savaşıyor insan.

Yani, eninde sonunda olacak. Barış gelecek.

Tarihin çarkları geri çevrilemez.

(Bilmiyorum Fikret abiciğim, bilmiyorum.)

________________________________________________

Birkaç şey

Dianellos kavgasına geçen hafta girecektik ama ‘ikinci round’ başladı diye sustuk efendim!..

Sahi, son durum nedir? İktidar mı dövdü, muhalefet mi? Kim gitti, kim kaldı? ‘Zorlu vaziyet’ aşıldı mı? ‘Gayrimeşru Meclis Başkanı’ lafını basın bültenleri kabul ettiler mi hemencecik?

İyi. Öyleyse her şey yolunda demektir.

Bakın o esnada neler oldu…

Türkiye’de uzun bir süredir kopacağı beklenen ‘sessiz fırtına’ koptu. Bir süreç filiz veriyor. Zaman içinde daha da kök salacağa benzer. Bu ihtimalin bizdeki barış sürecini etkilemeyeceğini herhalde kimse iddia edemez… Yani, hala aklı başında olan kimse…

O halde? Hayırlı şeyler oluyor demektir. (Yukarıda ne demiştik? Belli olmuyor işte…)

Bu arada bir de ‘başkanlık sistemi’ gündemimiz var. Eski cumhurbaşkanımız, ilk kadın başbakanımız, kurucu cumhurbaşkanımızın oğlu olan ve devlette önemli pozisyonlarda bulunan bir beyefendi, eski başbakan yardımcılarımızdandır, destekleyici açıklamalarda bulundular.

Biz de destekliyoruz tabii… Ne idüğü belirsiz, ‘Türkiye’deki cuntacıların koyduğu çizginin dışına aman ha çıkmayalım’ tipi Parlamenter (?) Sistem yerine, Güney’dekine benzer eli yüzü düzgün bir Başkanlık Sistemi’ni tercih ederiz.

Ama ya bunda da anavatan örnek alınırsa?

Efendim, evvela siz mebuslardan kırpıp kırpıp bakan yapmayın, bu reformu hayata geçirin, söz bir şey demeyeceğiz. Hem belki o arada barış bile gelir de anayasa/sistem değiştirmeye lüzum kalmaz!

Olur ya, bunun burası Kıbrıs!..