Köşe Yazarları

HEP AYNI, HEP AYNI…






2007 yılından kalma bir yazı.

Hep aynı şeyler konuşuluyor.

Tek farkı var,  bu kez Anastasiadis de dahil oldu bu tür konuşmalara;

***

 Önce Türkiye Meclis Başkanı Köksal Toptan geldi.

Gelir gelmez de demecini patlattı: Kıbrıs’ta çözüm ancak iki devlet gerçeğini kabul ederek olur.”

Arkasından Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geldi. Kıbrıs sorununun uzmanlarından olan Sayın Gül de gelir gelmez fetvasını verdi:

“İki ayrı demokrasi, iki ayrı halk, iki ayrı din, iki ayrı devlet…”

“İki ayrı din” kısmını gargara yapıp yuttuk.

İlk kez duyuyorduk, bugüne kadar “mesele ayrı dinlerin sorunudur” şeklinde bir argüman işitmemiştik ama olsundu.

Sonuçta gerçekti ve gargarayla yutulabilir cinstendi.

Peki “iki ayrı devletin” meali nedir?

Yani şimdi bu ne anlama geliyor?

Kelli-felli adamlar, televizyon ekranlarında kafa patlatıp yorum yapmaya çalışıyorlar.

Kimisi diyor ki “Gül de gerçeği gördü ve Denktaş’ın çizgisine geldi.”

Kimisi höykünüyor, “yok canım iki ayrı eyalet anlamında söylemiştir” diye.

Bir “Allahın kulu” (bu cümle de dinci konsepte uygun oldu galiba) sormuyor:

– Efendi, sen Annan planı çerçevesinde federal ve birleşik Kıbrıs formülünü terk mi ettin” diye.

Sormayınca da ortalık laf salatasına dönüşüyor.

O kadarla kalsa sorun değil de düne kadar sürdürülen çabalar heba ediliyor.

Hani biz sadece haksız izolasyonların kaldırılmasını istiyorduk?

Öyle ayrı devlet peşinde falan değildik de çözüme kadar belimizi doğrultacak olan doğrudan ticaret tüzüğü ve mali yardım tüzüğünün geçmesi amacındaydık?

Kıbrıslı Türklerin ekonomik olarak kalkınmasının birleşik Kıbrıs’a hizmet edeceğini söylüyorduk?

Yoksa ağzımızdaki baklayı erken mi çıkardık?

                                                                                              ***

 Adalet ve Kalkınma Partisi’nin muhterem kurmayları, her kritik dönemde “bir çuval inciri berbat etmeye” adaydırlar.

Geçtiğimiz dönem Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) yasasını değiştirmeye çalışırlarken buna tanık olmuştuk.

12 Eylül cuntasının Türkiye’ye bıraktığı en kötü miras olan YÖK’ü değiştirmek üzere yola çıkmışlardı.

Çok geniş de bir destek bulmuşlardı.

Sonra genlerindeki “berbat etme” noktası harekete geçmiş ve konuyu imam hatip liseleri ile türban sorununa indirgemişlerdi.

Böyle yaparak da duvara toslamışlardı.

YÖK’ün ortadan kaldırılması türban nedeniyle mümkün olmamıştı.

Şimdi, 12 Eylül cuntasının kötüler kötüsü mirası anayasanın değiştirilmesi gündemde.

Daha ilk tartışmalarda türban konusu gelip merkeze oturdu.

Türban konusu açılınca hislenen Başbakan ve yeni Cumhurbaşkanı coştular ve “türbana kalkan eller kırılsın “ mealinde açıklamalar yapmaya başladılar.

Şimdi seyreyleyin gümbürtüyü.

“Türban bahane anti-demokratik anayasa şahane” diyenler nasıl da mutlu olmuşlardır.

Muhtemelen bu anayasa değişiklik girişimleri de türbana feda edilecektir.

Çünkü Ak Partililerin takıntıları depreşmiştir.

Bu konuya niye mi girdim?

Aynısı Kıbrıs sorununda oluyor galiba.

Aradan daha 3 yıl geçti ama Kıbrıs Türkünün iradesi ayaklar altına alınmaya çalışılıyor.

Üstelik “söyleyin, biz nerde taviz verdik ha, söyleyin tek karış taviz verdik mi” naraları arasında bu yapılıyor.

Kıbrıs Türkü tarihi uzlaşmaya imza atmıştı.

30 yıldır yaşadığı evi terk etme, adanın yüzde 20’sine sıkışma uğruna.

Türban takıntılı mukaddesatçı beyefendilere bunu sık sık hatırlatmakta fayda vardır galiba…








Başa dön tuşu