Maliye Bakanı Zeren Mungan, “Temmuz ayında refah payı vereceğiz” diyor…
Kendisinin ve Başbakan’ın konuşmalarından, kastedilen refah payının, yine 2011 sonrası işe girenler için olduğunu anlıyoruz.
Anlayamadığım şu, bu ülkede çalışan kesimlerin en büyük sorunu, 2011 sonrası işe girenler midir?
Yani diğer tüm kesimlerin başka bir sorunu yok mudur?
Devletin kaynaklarını tek bir kesime yöneltmek adalet midir?
Hem de diğerlerinden keserek…
Yapılanın ekonomiyi büyütmekle, toplumun genelinin refahını arttırmakla hiç bir alakası yok.
Bu insanlar, şartları bilerek işe girmişlerdi…
Tamam aradaki uçurum büyük olabilir ama tüm kaynakları, hem de olmayan kaynakları kısıtlı bir hedef kitleye nasıl yöneltirsiniz?
Geçtiğimiz ay sonu yapılan artışlarla da yine bu kesime “Refah payı” verildi.
Diğer taraftan asgari ücret alabilen Sigorta emeklisine böyle bir refah payı layık görülmedi.
İşçi emeklisi bu ülkenin insanı değil mi?
Hayat pahalılığı oranının altında, 28 TL layık görülenler onlar….
Çalışma hayatının içinde olduklarında da asgari ücrete, hadi belki birazcık fazlasına talim edenler…
Zor şartlarda, ne bir sosyal hak, ne örgütlenme, ne güvence talep edemeden yıllar yılı çalışanlar…
Alım gücü sıfırlanan, yaşam kalitesinden söz edilemeyen, bir kesim…
Eğer elinizde bir kaynak varsa, bunu devletin kurumlarını mesela Sosyal Sigortaları güçlendirmek için kullanırsınız. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, Sosyal Sigortalar, binlerce emeklisini ödeyemeyecek duruma gelmiş bulunuyor.
Kaynaklarınızı ve çabalarınızı, kamu-özel sektör uçurumunu ortadan kaldırmaya yoğunlaştırırsınız.
Asgari ücretin yükseltilmesi için gayret gösterirsiniz…
Yok öncelik o değil. 28 lira alanların da refah payına ihtiyacı yok…
Çünkü onlar örgütlü değiller. Sendikaları yok. Sesi çıkan, bağıran, kapılara yığılanlar ne istiyorsa o…
Ve bu ülkede popülizm, bir kez daha önceliklerin önüne geçiyor…
Hala daha “yaptık ve yine yapacağız” diyenler, aynı zamanda sosyalist olduklarını da savunuyorlar…
Ne çelişki…
Hani hak, hani adalet?
Öyle olunca da, memur sendikaları şimdi, sanki giderlerini kendisi karşılayan bir ülkeymiş gibi, dövizle memur maaşı önerisi bile getirebiliyorlar.
Siz hiç kamu reformuyla ilgili talepler duyuyor musunuz? Bu konuda zincirli eylemler görüyor musunuz?
Görmezsiniz…
Mevcut kaos ortamının devamı sadece iktidarın hoşuna gitmiyor. Kamu içinde at oynatan birçok kesim de, bu kaostan bir şekilde faydalanıyor.
Onun için hep diyorum ya, bu ülkede her şeyden önce adalete ihtiyaç var…
YERİN KULAĞI VAR
ZENGİNİN PARASI:
Memlekette ağlamayan sektör kalmadı neredeyse ancak, Merkez Bankası’nın açıklamasına göre, bankalarda yaklaşık 12 milyar TL mevduat var. Esnafın, hayvancının, çiftçinin kan ağladığını, memurların, emeklilerin borç içinde olduğu bir ülkede, ekonomist Mustafa Baturalp’ın dediği gibi, “Eğer piyasa bu durumdaysa, bankalardaki bu paralar kimin..?” Vergi listelerine bakıyoruz, kar eden kurum yok neredeyse, verilen vergiler ise devede kulak. Sizce de burada bir yanlışlık yok mu..?
NİYE BUNU KİMSE DESTEKLEMİYOR:
Yunan Başbakanı Çipras’ın, kamudaki tüm geçici ve danışmanların durdurulacağı açıklaması bizim buralarda pek destek bulmadı. “Komünist” bir figür olarak hayranlık belirtenler bile, “Bak ne güzel karar” diyemediler. Oysa Çipras bunu yaparken, kamu çalışanlarının, daha önce getirilen hak kesintilerinin iade edileceğini, işten durdurulan kamu görevlilerinin de geri alınacağını söylüyor. Yani, siyasi yolla getirilenleri işten durdururken, bir kaynak yaratıyor ve kamuya liyakatle giren asli memurların haklarını iade ediyor. Budur işte… Sahi ne olduydu o Kurultay istihdamları konusu…
KİM KİMİ SORGULAYACAK:
Son zamanlarda ülkede sıkça yaşanan iş kazalarına bir yenisi eklendi. Ancak bu kazanın diğerlerinden farkı, kazanın olduğu yerin bir devlet kurumu olması. Kaza, Thalassemia Kan Merkezi çatısında çalışan işçinin, dengesini kaybederek toprak zemine düşmesiyle gerçekleşti. Şimdi esas sorun, Çalışma Bakanlığı’nın nasıl bir soruşturma yapacağıdır…
SEN YANMASAN, BEN YANMASAM:
Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan istifa eden Rauf Ersenal’ın, “Vakıflara ait 800 dönüm araziyi yıllarca tepe tepe kullanan ve tek kuruş ödemeyen para babaları” sözleri ile kimleri kast ettiği anlaşılamadı. Peki ama “Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diye bir slogan var… İsim açıklamak yerine topu Başbakan’a atmayı tercih eden Ersenal’ın, kimleri kast ettiğini açıklamak boynunun borcudur, yoksa bu düzen böyle gelmiş böyle gidecek…
UMURSAYAN VAR MI:
Birkaç ekonomistin, köşe yazarının dışında konuşan, uyaran yok. Döviz aldı başını gidiyor. Ülke nüfusunun yarıdan fazlasının ya araba, ya ev alımından dolayı döviz borcu var. Şükür olsun maaşlar yerinde sayıyor, hatta her geçen gün ülkedeki pahalılık karşısında eriyip gidiyor. İyi de böylesi bir ortamda konuşması, tedbir alması gereken Ekonomi ve Maliye Bakanları ne yapıyor acaba. Müdahale etmek için ille yeni dövizzedelerin oluşmasını mı bekliyorlar…
YA DİĞERLERİ:
İçişleri Bakanlığı, toplam 1109 kişinin Muhaceret Affı’ndan yararlandığını açıkladı. Kusura bakmayın ama önemli olan yararlananların tespiti değil, hala daha ülkede “kaçak” olarak yaşamayı sürdürenlerin sayısının kaç olduğudur. Yoksa İrsen beyin zamanında nüfusumuzla ilgili olarak söylediği gibi, “kalabalık bir nüfusumuz var” sözü hala geçerli mi…
ZİRVEDEKİLER
Mehmet Saydam: “KKTC’yi yöneten hükümetler, topluma karşı hep var olan ‘ambargoyu’ ve ‘çözümsüzlüğü’ neden olarak göstermişlerdir. Hep suçu başkalarına yıkmayı siyasi manevra olarak benimsemiş olan ve her seferinde toplum tarafından seçilen bu siyasetçiler kadar onları seçen, daha doğrusu kişisel menfaat uğruna siyasi rant ekseninde oyunu kullanan her bir vatandaş da en az bu siyasetçiler kadar suçludurlar…”
DİPTEKİLER
Yeni Kıbrıs Partisi: YKP, 15 Şubat Pazar günü, Lefkoşa’da “Avrupa Birliği Evi” binası önünde düzenlenecek eylem için Kıbrıs’ın her iki yanından herkesi, Troyka’nın dayatmalarına karşı direnen Yunanlılara destek vermek için, sokağa davet etmiş. Keşke bu arkadaşlar, kendi halklarını da bu kadar düşünseler ve kaygı duysalardı…
































