Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hele müzakereler başlasın (Güvenlik sorunu da vardır!)

Son dönemlerde 2004 referandumunda “hayır” dediğim Annan Planı’nı kendime yol haritası yaptım. Çünkü bundan sonra nasıl bir çözüm olursa olsun ne Annan Planı’ndan daha teferruatlı olacaktır ne de daha büyük oranda değişiklik içerecektir.

MESELA: Annan Planı’nda, “kurulacak yeni düzende güvenlik düzenlemeleri” başlığı altında şu hususlar vardı.
Tüm Türk ve Rum askeri güçleri feshedilecektir. Paramiliter ve askeri eğitim de verilmeyecektir.
Sportif amaçlı silah dışında tüm silahlar ve ithalatları yasaklanacaktır.
Kurucu devletler federal devlete yönelik şiddet ve şiddete teşebbüsü yasaklayacaklardır.
Askersizleştirme ile ilgili bu hükümler 1960 KC Garanti ve İttifak Anlaşmaları hükümlerine, BM Barış Gücü faaliyetinin yetki kapsamına ve Anayasa’nın federal polis, kurucu devlet polisi ve ortak soruşturma bürosuna ilişkin hükümlerine halel getirmeyecektir.
ŞİMDİ SORALIM: Masaya benzeri “güvenlik” konusu yine gelecektir. Ve yine benzeri kararlar alınacaktır. Ancak yine Annan Planı’na ve “uluslararası askeri konular” başlığı altındaki maddelere göre: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti her iki kurucu devletin onayı ve Türkiye AB’ye girinceye kadar Yunanistan ve Türkiye’nin rızası olmadan toprağını “uluslararası askeri operasyonlara” açmayacaktır…
Oysa Rum tarafının bu konuda elan sürdürdüğü uluslar arası siyasete bakın: Önüne gelenle askeri ittifak yapıyor, yetmiyor ortak tatbikatlar düzenliyor! Mısır, İsrail, Ermenistan bu ülkelerden. AB üyesi olmasına ve ABD’ye karşın, Güney’de Rusya’ya askeri üs tahsis ediyor! Öte yandan tek taraflı olarak Doğu Akdeniz’de askeri ittifaklar yaptığı bu ülkelerle münhasır ekonomik bölgeler oluşturuyor, Hidrokarbon yatakları araştırması yapıyor ve AB’ye gazı Türkiye üzerinden değil, Mısır üzerinden sevk etmeye hazırlanıyor.
Sorumuz şudur: Olası çözümde Rum tarafı tüm bu “askeri faaliyetlerinden” ve Doğu Akdeniz’deki tek yanlı tasarruflarından vazgeçecek mi? Kuzey’deki Türk halkının ve Türkiye’nin hatırına her bir anlaşmasını iptal mı edecek? Cevap sizindir!             

**********      

Siber’i dinlerken: (Memleket ne ise Meclis’i de odur!)

Meclis Başkanı Siber Kamu Reformu, Siyasi Partiler Seçim ve Halk Oylaması Yasa Tasarılarının Meclis’ten geçmemesinden yakınıyor. Bu konuda Sosyal Medya’dan “neden geçmediği” konusunda mesajlar aldığını söylüyor. Ve Siber Genç İş Adamları Derneği’ni kabulünde yakınmalarına şöyle devam ediyor: “Sadece eleştiri yapmakla bir yere varılmaz. Bu ülkeyi uzaktan izleyerek eleştirmek gibi bir lüksümüz yok. Burası bizim vatanımızdır. Çocuklarımızın geleceğidir. Eğer birçok konuda rahatsız oluyorsak -ki oluyoruz- iyi yönetilmediğimizi hissediyorsak -ki bir çok konuda yönetim zafiyeti olduğunu hepimiz görüyoruz- bu konuda neler yapabileceğimizi düşünmek hepimizin, her kurumun özeleştirisini yapıp kendini sorgulaması gerek. Bu düzen değişsin deniyor. Bu düzen böyle gitmez ama “bu düzende benim kazanımların kalsın, geriye kalan değişsin” şeklinde bir düşünce aslında değişim istememektir!”
Meclis Başkanı Sibel Siber’in bu yakınma ve serzenişlerini Köşem’e aktarma ihtiyacı hissettim çünkü son günlerde tepedeki bir yetkili ve sorumludan işittiğim en doğru özeleştirilerinden biriydi.
DÜŞÜNÜN: Bu memlekette çözüm yollarına düşmüş kesimler bile “KKTC’nin davası ile Siber’in de işaret ettiği “çocuklarımızın geleceklerini” değil, kendi “çıkarlarını” mihenk taşına vurmaktadırlar! Bir kesim çözümü isterken Güney’le işbirliği yaparak daha çok kazanımlar elde edeceği hayallerindedir; bir kesim de çözümsüzlük devam ederse süregelen rant ekonomisinden nemalanmaya devam edeceği düşüncesindedir!
Mesela “sendikaların” yıl üç yüz altmış beş gün eylemlerle geçen ömürlerine bakın. Hangi siyasi parti iktidara gelse bitmeyen muhalefetleri ile boğazını sıkıp canını çıkartana kadar uğraşıyorlar! Yarattıkları kaosla devleti krize sokuyor kendileri de ayni devletin ensesinden özel yasa ve haklarla donatılmışlıklarında “devletlu” oluyorlar!
SİBER’E DÖNELİM: Diyor ki “Eğer bir toplumda her şey istediğiniz gibi değilse kurumlar, sağlık, eğitim, trafik, çevre olması gerektiği gibi değilse, Meclis’e baktığımızda da bunu göreceğiz!” Nitekim görüyoruz!
ANCAK: Siber’in sivil toplum örgütlerinin işlev ve ilgilerinin hem Yönetim erkini hem de KKTC’yi daha yukarı çekeceğini kabul edenlerden değilim! Onlarca “çevreci” onlarca “sağlık, eğitim, trafik” yahut kendilerine taktıkları şu veya bu kulpla sivil toplum örgütü oluşlarının tadını çıkarıyorlar! Fakat Sibel Siber’in de “işte ispatı” diyeceğimiz söylemlerinde yansıdığınca memleketin kaosa sürüklenmesinin, iç barışını yitirmesinin bırakın önüne geçmeyi, ellerinden geldiğince azdırıp olayları körüklüyorlar! Bu tutumlarını anlamak mümkün değildir! Ki bu memlekette binlerce STÖ’ü vardır!
KISACA: Hemfikiriz! KKTC’ye sahip çıkılmadan, onun kalıcılığı ile vatanımız olacağı inancını beynimize yüreğimize çakmadan ve bu vatanı çocuklarımıza yaşanası miras olarak bırakacak inançla yeşertmeden, bizi hiçbir çözüm paklamaz!             
**********
Kısaca takıldığım: (Türkiye’deki seçimler hakkın ve demokrasinin zaferiydi)

Türkiye’deki genel seçimler için çok şey söylenebilir, çok yorumlar yapılabilir. Mesela: Bu seçimler alaveresiz dalaveresiz geçti sahtekârlıklara geçmiş seçimlere göre daha az rastlandı. Bu seçimler demokrasiyi utandırmadı. Bu seçimler hukuku tepelemedi. Bu seçimler “hakkı” hakkı olana verdi. HDP’yi sandıktan çıkardı. Bu seçimler “alma mazlumun ahını çıkar zari zari” özdeyişine uygunluğunca geçti!
Bu seçimler Erdoğan’ın “dikta iştahına” son verdi!
Bu seçimlerde “gençler ve kadınlar öne çıktı, harikalar yarattı!”
Bu seçimlerde ilk defa kadınlar büyük oranda seçilip Meclis’e girme bahtiyarlığına ulaştı.
Kısaca bu seçimler Türkiye için bir uyanışın silkinişin dönüm noktası oldu.