Köşe Yazarları

HAYDİ SAĞLIKTA BAŞARIDAN BAHSEDİN…







İpin ucu bu defa tam kaçtı. Allah’la canımız…




 



Önceki gün 3 ölüm, dün bu satırları yazdığım saatlerde 3 ölüm daha. Toplam ölü sayısı 116’ya yükseldi.

 

Günde 3 ölümlü vakayla, kritik eşik sayılan binde 1’i geçmiş durumdayız.

 

Vaklar 30’lu rakamlara ulaştığında, halkta panik daha çoktu ama takip sistemi öyle veya böyle işliyordu. En azından ona güveniyorduk. Temaslıların bir şekilde güvende kaldığından emindik.

 

Şimdi öyle mi? “Nerede bileklik taktırırım” diye market kapısına geleni gördük mesela.

 

Sonra, 3 gün arayla antijen yaptırmaya çalışan, sistem kabul etmeyince “Evde coronalı var, ne yapalım” diye itiraf eden, temaslı olduğunu gizleyen bir yaşlı çift gördük.

 

“Sen pozitifsin, sakın adımı verme” diyeni duyduk…

 

Adam kaza yapıyor, hastanede test yapıyorlar pozitif. Nerelere girmiş, kimlerle görüşmüş.

 

Etrafta canlı bombalar dolaşıyor. Ne kadar korunursanız korunun, bulaşmamak mucize…

 

Aşılı temaslı 7 gün, aşısız temaslı 10 gün karantinada kalacakmış diye açıklama yaptı Sağlık Bakanlığı.

 

Bu örneklere birebir şahit olduktan sonra ben kime güveneyim?  Senin Bakanlık olarak temaslıdan haberin yok ki, herkesi vicdanıyla baş başa bırakmışsın. O da ekmek parasının derdinde, rahatının derdinde saklanıyor.

 

Pilli, bildiğiniz gibi. Onu diğerlerinden ayıramazsınız, o da seçim derdinde.

 

Ama ne iddialıydı görevden alındığında yeri göğü yıkıyordu. Göreve yeniden geldiğinden beri ise ortalık hastalıktan kırılıyor. Geçmiş sistemi yeniden kurmak dahi mümkün değil. Herkesin başarılarından dolayı kutladığı, kahraman olan filyasyon ekibini bile dağıtmışlar…

 

Daha geçen hafta, yoğun bakımda yatan aşısızlardan dert yanıyor, “Lütfen aşı olun” diye çağrı yapıyordu, önceki gün “Aşıya ilgisizlik gibi bir durum yok” deyiverdi. Hangisine inanayım? Rakamlar ortada.

 

Sanılıyor ki, kelime cambazlığıyla başarılı algısı yaratılacak. Yok, yaratılmaz. Ne yaşadığımızı biliyoruz çok şükür, aklımız hala yerinde…

 

Nasıl geçen yıl cumhurbaşkanlığı seçimi vardı diye boşlamışlardı, yine aynı mesele.

 

Mesailer köy gezilerinde, ev ziyaretlerinde, adam kesmelerde harcanıyor. Halk sağlığının adı yok.

 

Biz seçimi kazanalım da varsın viran olsun memleket.

 

Haydi utanmayın, gidin köylere, ekonomide olduğu gibi, sağlıkta da nasıl başarılı olduğunuzu anlatın. Bakalım oradakiler size ne diyecek…

 

YERİN KULAĞI VAR

STOKÇULUĞA DAVET:

Tütüne, sigaraya zam haberleri dolaşıyor bir süredir. Ve tam da beklendiği gibi, yokluklar başladı. Başbakan göreve gelir gelmez “Tütüne, sigaraya zam yapılacak” dediğinde, böyle spekülasyon yaratılır mı diye şaşmıştım. Aynen akaryakıtta olduğu gibi, tam bir beceriksizlik örneği. Yapacaksan, aniden yap. Yok; spekülasyona, fırsatçılığa, stokçuluğa davet. Devlet eliyle… Sonra da ağlarlar…

 

UBP’LİLER DE MAĞDURMUŞ AMA ŞİKAYETLERİ YOK:

UBP Lefkoşa İlçe Başkanı Sadık Gardiyanoğlu diyor ki, “Marketlerde UBP’lilere indirim kartı yok. Hepimiz mağduruz”… Tamam, anladık da, bu mağduriyeti gidermek için iktidardaki partiniz ne yapıyor acaba? Siz UBP’li mağdurlar olarak buna ne diyorsunuz? Hiç mi suçları yok? Ya da size ne diyorlar? “Yapacak bir şey yok” mu? Siz de “ne yapalım, durum böyle” diye içinize sindirip, partinize destek vermeye devam ediyorsunuz öyle mi? Onun için adam olmuyoruz ya zaten.

 

GELEN GİDENE SUÇ ATIYOR:

Giden de gelene… Sunat Atun, Kıb-Tek’te asıl zararın 2018 sonrası olduğunu söylüyor, “30 bin ton yakıtla bıraktık, 7 bin ton yakıtla devraldık” ifadesini kullanıyor. Kimden devraldı acaba? Arıklı kendi başına mı yaptı yapacağını? Hükümet sizin değil miydi? Niye bir “Dur” diyen olmadı? Bir de Kıb-Tek’in borcuyla alacağının başa baş olduğunu iddia ediyor. Tamam o zaman, en azından pasif olduğunu söylediğiniz 470 milyondan başlayın. Niye pasifmiş bu borç? Alacağın pasifi mi olur? Hangi kurum, hangi şirketse sorun hesabını görelim…

 

ALDATILDIK:

Teknik sorundan dolayı vatandaştan fazla para alınır mı? KKTC’de alınır. Gecikmiş seyrüsefer borçlarından gecikme faizi alınmayacağı açıklandığı halde, teknik sorun gerekçesiyle o faiz alınıyormuş. Vatandaşı devlet eliyle göz göre göre kazıklamak, aldatmak değil de nedir? Dedik ya otorite yerlerde sürünüyor. Birinin aldığı kararı, diğeri uygulamıyor. Afrika kabilelerinde bile yok. Şimdi bu parayı ödeyenlerden birinin dava açmasına yardımcı olmak lazım. O açıklamayı alsın, bir de ödediği faturayı, bütün ödeyenlerin de paraları iade edilsin. İtibardan söz etmiyorum bile, onu çoktan geçtik zaten…

 

SORUN SADECE MÜTEAHHİTLERİN DEĞİL Kİ:

Dövizin yükselmesi sonucunda aldıkları ihalelerde zarar edenler sadece müteahhitler değil. Onların örgütlenmeleri tamam diye sesleri daha çok çıkıyor, Bakanlıkla oturup pazarlık da ediyorlar. Devlete iş yapan herkes zararda. Yanlarında çalıştırdıkları işçilere ödedikleri ücretler asgari ücretin yükselmesiyle artmış, TL’nin değer kaybıyla girdileri yarı yarıya yükselmiş. Eğer müteahhitlerle bir anlaşma yapılırsa, bunun tüm ihalelere uygulanması gerekir. Yoksa ortaya korkunç bir adaletsizlik çıkacak…

 

6 GÜNDE 12 ÖLÜM:

“Nasıl olsa bize bir şey olmaz” diyenler, aşı karşıtları ve en önemlisi salgınla ilgili önlem ve denetimlerin yok sayılması, vakalar yanında, ölüm oranlarında da inanılmaz bir yükselişe neden oldu. Son 6 günde corona nedeniyle ölenlerin sayısı tam 12 kişi… Bu umursamazlık ve denetimsizlik devam ettiği sürece çok daha kötü tabloların yaşanacak. Bu işte bir iş var ama anlayamadık.

 









Başa dön tuşu