Köşe Yazarları

Hayat öyle bir şey ki…






Nedense anne ve babalar çocuklarının kendilerine benzemesini isterler.



Bir demirci ustasının demire şekil verdiği gibi, anne babalar da çocuklarına şekil vermeye çalışırlar.



Bir müzisyen ebeveyn, çocuğunun da müzisyen olmasını ister.

Doktor da öyle, avukat da öyle.

Genellikle de böyle olur, olmayanlar da çok elbette…

Eskiden pek böyle değildi.

Mahallebicilik yapan ya da hayatını lokma yaparak kazanan aileler çocuklarının mahallebici ya da lokmacı olmasını isterler miydi?

Ünlü Alman yazarlarından asıl adı Rudolf Wilhelm Friedrich Ditzen olan Hans Fallada (1893-1947)’nın babası bir hukukçuymuş ve çocuklarına sürekli olarak Shakespeare ve Schiller okurmuş.

Fallada bunlardan etkilenmiş olmalı ki bir takım işler yapmasına rağmen, hukukçu değil yazar olmuştu, fırtınalı yaşamı boyunca birçok kitap yazmıştır…

Çocuklar ailelerine benzeyebilir; aile kültürü de edinebilirler ama boynuz kulağı daima geçtiğine göre, bir gün gelir hangi yolda yürüyeceklerini kendileri belirlerler.

Hıristiyan veya Müslüman bir ailede doğdu diye hiç kimse o ailenin dininden olacağına mecbur edilmemeli.

Bu konu da birçok konu gibi çocuğun özgürce iradesini kullanabileceği reşit yaşına bırakılsa, daha isabetli ve daha özgürlükçü bir anlayış olmaz mı?

Vesile bulduğumuzda birçok kereler belirttiğimiz gibi, İngiliz döneminde Kıbrıslı Türklerin kimlik kartlarında hangi dine ait oldukları belirtilirdi ki bu devlet eli ile (sömürge eli!) insanların dinini belirlemek gibi bir şey değil miydi?

Sömürge yönetimine mi kalmıştı kimin hangi dine bağlı olduğunu belirlemek?

Fallada yazar olmayabilirdi.

Biyografisinden öğrendiğimize göre bir dönem patates yetiştiriciliği yaptığı gibi buna devam edebilirdi…

Çocuğunu piyanist yetiştirmek isteyen bir aile bu güzel duygu içerisinde eve piyano alır, bebek 4-5 yaşlarına gelince piyano eğitimine başlatılır ve bu eğitim ergenlik dönemine kadar sürer gider.

Bir gün gelir çocuk elini piyano tuşlarından çeker.

Hevesi, merakı başka dallarda yoğunlaşır.

Bir daha piyanosuna el sürmez, belki zaman zaman heveslenir ama hepsi o kadar.

Diyeceğim,

Herkes evladını kendi duygu ve istekleri konusunda yetiştirmek isteyebilir ama bu bir baskıya dönüşmemelidir.

Kan görmek istemeyen bir çocuğu ille de cerrah yetiştirmeye gerek yoktur.

Hayatta görülüyor ki birçok meslek sahibi insan mesleğinden çok başka uğraşlarla meşguldür.

Bir doktor doktorluğu ile değil müzisyenliği ile bilinebiliyor mesela…

Madem Fallada’dan örnek verdik, ondan biraz daha bahsedelim.

Gençliğinde bir arkadaşını düelloda öldürdü sene 1911’di.

Uyuşturucu ve alkol bağımlısı oldu hatta “Ayyaş” diye bir roman kaleme aldı ki bu eser onun yaşamından izler taşıyor.

Babası anayasa mahkemesinde üyelik yapan önemli biri olmasına rağmen, boynuz kulağı geçmişti.

Ama doğrusu, babası iyi ki çocuklarına Shakespeare ve Schiller okumuş hukuk zırvalarını anlatacağına.

Böyle aileler de vardır…

Kısacası, ileride kimin ne yol çizeceği belli değildir.

Hayat öyle bir şey ki bazan hayat sizi, bazan da siz hayatı şekillendirirsiniz…





Başa dön tuşu