Çılgın gibi artan inşaatlar konusunda defalarca yazdık.
Ekonomist değiliz, müteahhit de değiliz ama görünen köy kılavuz istemezdi.
“Bu kadar inşaat, talebin üstündedir, ihtiyacın üstündedir, sürdürülebilir değildir.
Gün gelip de Girne hayalet Maraş’a dönerse hiç şaşmayın” dedik.
Bunu sokaktaki insan da görüyordu.
Çünkü 2004 sonrası furya aniden bittiğinde benzerini yaşamıştık.
Türkiye’den KKTC’ye yerleşmeyi seçenlerin talepleri vardı dikkat çeken.
Öğrenci sayısının 100 bini bulması da tetikledi.
Bir de kaynağı belirsiz paralar aktığı söylentileri. Öyle, bir almada 20-30 daire alanlar vardı.
2004 sonrası yarım kalanların çoğu, en azından kentlerin dışındaydı. Bu defa, kentler yıkıldı, yeniden yapıldı. Devasa binalar, Girne’yi, Lefkoşa’yı, Mağusa’yı yaşanmaz hale getirdi.
Sonuç…
İşte işaretleri gelmeye başladı.
Kıbrıs Emlak Merkezi diye bir internet sitesi var.
Yani sektörün önemli bir bacağını oluşturan emlakçıların kurduğu bir site.
Orada yayınlanan Atıl Ayaz imzalı bir makalede, bankacıların en büyük endişesinin inşaat sektörüyle ilgili olduğu vurgulanıyor.
Deniyor ki…
“Kontrolsüz büyüme her alanda olduğu gibi, inşaatta da karşımıza çıktı…
Fakat Perşembe’nin geleceği Çarşamba’dan belliydi misali, 2004 sonrasını hatırlatan çok oldu aylarca… Olası bir aksilikte, büyük patlamalar olacak bile deniyordu. İşte o korkulan sürece girdik…
Sterlin kurunun 9 liraya dayanması, yıl sonu için 13 TL tahminlerinin gelmesi fitilin yanış hızını arttırıyor… Dövizle borçlanan, fakat satışları bıçak gibi kesilen inşaatçılar için stresli günler var şimdi.
Birçok firma borçlanarak başladığı projenin sonunu getirememe riskiyle karşı karşıya. Bazıları şimdiden şantiyeleri durdurdu.
Kimileri ise başlamayı planladığı tüm projeleri, önünü görene kadar rafa kaldırdı”…
Furyanın bir ayağı yap-satçıysa, diğeri hükümetlerdir aslında.
Mesela bu Girne’nin ihtiyacı ne kadardır, alt yapısı ne kadar yeni konutu kaldırabilir, ne kadarı doğayı, dokuyu bozmaz, bunları belirleyecek olan hükümetlerdir. Kent planları bunun için yapılmaz mı? Ülkesel Fiziksel Plan bunun için yapılmadı mı?
Yok! Kimse bunların yüzüne bakmadı.
Gelinen durumdan, emirnamelerle oynayanların hepsi sorumludur.
Bir imzayla kentlerin canına okuyanlar da, bu değişiklikleri deli gibi talep edenler de…
İşte tehlike çanları çalıyor.
Hatta müteahhitler ağlamaya da başladılar bile.
İki kere iki dörttü aslında.
Ama o hırs var ya o hırs.
Para hırsıyla, seçim kazanma hırsı…
Hem kendilerini bitiriyor, hem ülkeyi…
YERİN KULAĞI VAR
ÖZGÜRGÜN İLE TATAR YARIŞACAK:
Ülkede yaşanan ekonomik krizler nedeniyle pek gündem olmasa da, UBP’deki kurultay kazanı alttan alta kaynıyor. Özellikle Gezici’nin yayınladığı anketten sonra karışan partide adaylar da son kozlarını oynuyor. Özellikle ismi adaylar arasında geçen bir vekilin, önümüzdeki hafta, bir başka adaya destek vereceği yönünde iddialar var. Yine UBP’ye yakın kaynağımız Gezici anketinin aksine, ikinci tura Özgürgün ile Tatar’ın kalacağını iddia etti. Bekleyip göreceğiz…
UBP MAĞUSA’DA KARIŞTI:
UBP’de başkan adaylarından Sunat Atun’un kendi bölgesinde sıkıntıda olduğu anlaşılıyor. Seçimlerden beri aralarının bozuk olduğu iddia edilen ve İlçe Başkanlığı için tek aday görünen Oğuzhan Hasipoğlu’nun karşısına Atun’un bir başka aday çıkartması, Hasipoğlu’nun adaylıktan çekilmesine sebep oldu. Hasipoğlu, merkezce de destekleniyordu. Mağusa ilçe seçimleri kurultay için belirleyici olacak gibi…
TARİH TEKERRÜR EDER Mİ?
KKTC’ye Türkiye’den gelen su tartışmaları CTP’yi iktidardan götürmekle kalmamış, parti içinde de çeşitli bölünmelere neden olmuştu. Bunun bir benzeri şimdi Türkiye’den kablo ile elektrik getirilmesinde yaşanıyor. Destek verenler kadar, bu işe sıcak bakmayanlar da var. Su yüzünde ikitdardan giden CTP, bu kez de elektrik yüzünden aynı akıbete uğrar mı acaba diye düşünmeden edemiyorum…
HATIRLATMA MI, DENETİM Mİ:
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, 5 bin kilonun üstündeki ağır vasıtaların ın sabah 7-8 saatleri arası trafiğe çıkışının yasak olduğunu hatırlatmış. Hatırlatmak yetmiyor. Örneğin, Gine-Lefkoşa arasında bu yasak sürekli. Ben tabelayı okurken, önümde üç tane beton mikseri vardı. Ne iş? Güney’de adım başı tartı istasyonları var. Kurun bakalım bir tane de o tabelanın altına, çıkabilirler mi…
SALDIM ÇAYIRA, MEVLAM KAYIRA”:
Zamanında market denetimleri yapılmadığı gibi, akaryakıt zammından önce istasyonların da stok sayımı yapılmadı. Bir çoğu zam haberini duyar duymaz pompaları kapatıp, satış yapmazken, zammın yürürlüğe girmesiyle birlikte, eldeki stoklarını yeni tarifeden satmaya başladılar. İşte haksız kazanç… Eskiden zamdan önce istasyonlardaki kuyular denetlenir ve stok tesbit edilirdi. “Saldım çayıra, mevlam kayıra” misali tüccarın insafına terkedildik…
BİR YERDE YANLIŞ VAR:
Lapta- Alsancak anayolunda bazı gençler kontak kapatarak akaryakıt zammını protesto etmişler. Gençlerin ülke sorunlarına duyarlı olmaları güzel birşey. Ancak, bu kadar tepki ve protestoya rağmen sokalara bir bakın, arabalar vızır vızır geziyor. Kimsenin tasarruf yapma gibi bir derdi yok. Araba kullanmayıp farklı alternatifler üretme gibi bir dertleri de yok. Her sabah evlerden iki, hatta üç araba yola çıkyorsa eğer, bir yerde bir yanlış var…
ZİRVEDEKİLER
Tayfun Çağra (Yenidüzen): “Boşverin eğitimin parasız olduğunu yazan Anayasa’yı… Bunu çoktan kabullendik. Hatta sınavlarda kağıt istenmesini, sınava katkı istenmesini de kabullendik bir süre önce…Tutkal da, makas da, elişi kağıdı da, dosya da falan… Ama nedir bu sabunlar, tuvalet kağıtları, mop ilaçları, aksiyonlar, tuz ruhular… Öğrenciden böyle istekler mi olur? Bizim memlekette olur”…
DİPTEKİLER
Rum Sanatçılar Olayının Perde Arkası: Pazartesi günü Rum Senfoni Orkestrası’nın iki elemanın, Bellapais’de 21 Kasım’da yapılacak bir konsere katılacakları gerekçesiyle, işten atılmakla tehdit edildiklerini yazmıştık. Detayları Cyprus Mail’de çıktı. Meğer EDEK Partisinin bir milletvekili Meclis’te gündeme getirmiş. Müzisyenler çağırılıp, azarlanmış, tehdit edilmiş, sonunda konserin “KKTC Cumhurbaşkanlığı himayesinde” olduğunu bilmediklerini söyleyerek, katılmayacaklarını açıklamışlar. Arkasından da kendilerine teşekkürler yağmış. BM Genel Sekretari Guterres, “kültürel yakınlaşmaya destek verin” mi demişti?…
































