Haftayı Türkiye ile imzalanan İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması’nı, yani yeni protokolü ve arkasından Başbakan Ersan Saner’in yapmayı düşündüklerini konuşarak geçirdik ve daha çok konuşacağız, öyle görünüyor.
Çok protokol gördük. Ama böylesini hiç görmedik. Uzun yıllardan beridir, alınacak destek karşılığında yapılacak işlerin takvimlenmesi hep vardı. Doğrusu, o protokollere hiçbir zaman tam olarak uyulmadı da bu defaki bambaşka. Uygulanır gibi değil…
Hem bir seçim hükümeti tarafından imzalanmış olmasından, hem takvim açısından, hem de içeriği bakımından. Eğer para bu şartların yerine gelmesine bağlıysa, o iş zor…
Madde madde incelemeye bile gerek yok aslında. Kabataslak baktığınızda her şeyden önemlisi bu ülkenin acil ihtiyaçlarına uymuyor. Sonra, açık ve net değil. Dahası kazanılmış haklara yönelik maddeleriyle, zaten bozuk olan sosyal dengeleri alt üst edebilecek özellikleri var.
Kısacası bana göre protokol, sırf parayı alabilmek için hazırlanmış gibi görünüyor. Ama ileriye dönük niyetleri işaret etmesi bakımından önemli. Özellikle UBP’nin bu ülkeyi nasıl görmek istediğiyle ilgili niyetleri…
Zaten model, temelde tipik UBP modeli. Kendi ayakları üzerinde duran bir KKTC yaratmak yerine, al-dağıt modeli. Diğerlerine göre biraz daha cesur. Öncekilerde kalkınmaya ilişkin bir çeşit dönüşüm politikası vardı, yeni protokolde böyle bir ruh yok. Aslında yıllar yılı o dönüşüm politikaları uygulanmış olsaydı, bugün bu durumda olmazdık ya… Parayı kaptılar, ama hiçbir reform hayata geçmedi. Sadece kamu reformu denilen şey kaç yıldır Meclis’tedir acaba? Demek istediğim bugün şikayet edenlerin hepsi suçu kendinde aramalıdır. Sonunda üretimden giderek uzaklaşan, herkesin bir şekilde devlet eliyle beslendiği bir yapıyı güçlendiriyoruz o kadar.
Protokolün içeriğinde, yıllardır yapılması gerekip de yapılmayanlar yine tekrar edilmiş. Yapacaklar mı? Yoook, bildiklerini okuyacaklar. Orada yazılanların altına imza atılırken, mesela kamuda atamaların devam etmesine ne demeli? Sadece geçen cumhurbaşkanlığı seçim döneminde arka kapıdan devlete sokulanların maliyeti 20 milyon lira…
Diğer taraftan halkın büyük bir çoğunluğu ekonomik sıkıntı çekerken, yeni bir saray projesi ve bunun sadece proje gideri olarak 14 milyon ayrılması çelişkisi? 14 milyon, bölü 1500, eşittir, 933 kişiye bir ayda destek ödemesi yapacak bir para.
Ankara’dan döner dönmez protokolü anlatmak için kameralar karşısına geçen Başbakan, çok daha sert şeyler söylüyor. Hayat Pahalılığı ödeneğini durduracak, ek mesaileri bitirecek falan.
Neden tedbirlerin başına devletin alacaklarını neden hala koyamıyor? Hani Ankara’da altına imza attığı kumarhane ve bet ofislerden gerçek anlamıyla vergi alınması, bağışladığı vergilerin toplanması için kamu alacaklarının tahsili konusu öncelik olmuyor da memura saldırıyla başlıyor? Çünkü oda biliyor ki, hele de seçim zamanı diğerlerini yapmayacak da ondan…
Hastalık, ekonomik buhran yetmedi de bir de sosyal kargaşa yaratılmak mı isteniyor. Bu dediklerini yapmaya kalkması halinde neler olabileceğini görmüyor mu?
Protokolün içeriğinden haberi olmayan Bakanlar Kurulu’nun bunlardan haberi var mı? Önünde bir seçim varken partililerini nasıl ikna edecek? Ya tabanını?
Bunların hiçbirinin yanıtı yok.
Tuhaf bir durum.
Gizli bir ajanda mı?
Eğer öyleyse başta kendisine, sonra da hiçbirimize faydası olmayacak.
Yalnızca güvensizlik yüzdesini genişletecek, insanları bir o kadar daha birbirine sokacak, mantıksız bir dayatmacı olarak seçime gidecek…
YERİN KULAĞI VAR
“YENİ BİR GELECEK”:
UBP adayı Tatar ne diyordu, “birlikte yeni bir geleceğe yürüyoruz”…O gün ne demişse bugün onları yapıyor. Hayat pahalılığını donduruyorlar, sendikalara ayar veriliyor ve personel eksiğini gidermeden mesailere tırpanı vuruyorlar. Ve bunun gibi daha birçok yıkım paketi devreye konuluyor. UBP’nin vaat ettiği yeni bir gelecek başka ne olabilirdi ki? Misyonları bu, anlıyorum da hala kaç gün oldu ne muhalefetten ne sendikalardan henüz tık yok, ona şaşarım…
NEYİ, NEDEN İMZALADIĞINI BİR ANLATSA:
Bir Başbakan düşünün, ülkesindeki demokrasiyle övünürken, gidip medyanın belli bir kısmının hangi kritere bağlı olduğu bile belli olmayan bir şekilde, desteklenmesine “benim demokrasime uymaz” diyemiyor. Sadece bu değil, televizyona çıkıyor, protokolün diğer maddelerini bile bir bir açıklayıp savunamıyor. Karşısına TAK’ı, BRT’yi alıp konuşmak kolay, bugünkü Meclis’te neler söyleyecek çok merak ediyorum.
BU DAHA BAŞLANGIÇ:
Rum hükümeti, KKTC’den Güney Kıbrıs’a ve Güney Kıbrıs’tan da KKTC’ye yönelik yasadışı geçişlerin engellenmesi için ara bölgeye, “Astromerit’ten “Lefkoşa Uluslararası Havaalanına kadar dikenli tel döşüyor. Haberi ilk kez geçen Aralık’ta çıkmış, BM’den kendileriyle ara bölge arasına tel çekme iznini almışlardı. O açıklamada, Astromerit-Bostancı sınır kapısından Akaça’ya kadar ve Kiracıköy’de bazı noktalar olduğu belirtilmişti. Demek ki bizim taraf itiraz etmemiş. Yakında sadece tel değil, Çin seddi gibi duvar da örerler. Beşli zirveden olumlu bir sonuç çıkmasın da görün o zaman, önce geçiş kapıları kapanacak, ardından pasaportlar ve AB vatandaşlıkları iptal edilecek. İzolasyonumuz da tamamlanacak. Zaten Rum tarafının da istediği bu, bizi yönetenlerin de. Kısacası bu işin sonunda kaybeden yine Kıbrıs Türkü olacak.
UCUZ KAHRAMANLIK:
Sağlık eski Bakanı Ali Pilli, “Eğer halkın sağlığını tehlikeye atacak bir yanlış görürsem, parti marti dinlemem, çıkıp açıklarım… Gölgem, Ersan Saner’in üzerindedir” demiş. Hiç de etik olmayan bir şekilde görevden alındın, sesin çıkmadı. Ardından eşini görevden aldılar yine konuşmadın. Sağlık üst kurulunun aldığı kararlar senin de olduğun Bakanlar Kurulunda değiştirildi, itiraz etmedin, imzaladın.
Keşke bu cesareti bakanlığı döneminde de gösterebilseydin. Bu saatten sonra bu yaptıklarına ucuz kahramanlık denir sadece…
BASINA SALDIRILAR SÜRÜYOR:
Basına ve çalışanlarına karşı saldırılar sürüyor. Bu kez saldırı Ekonomi ve Enerji Bakanlığı Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu’ndan geldi. Aşıkoğlu, “Bir gazeteci, gezerek para dağıtıyor. Gazeteciler dünyada haber yapmak için para alır, bizde ise haber yapılmasın diye para alır” diyerek onlarca basın mensubunu töhmet altında bıraktı. Müsteşar mevkisinde birisi, hepimize çamur atmak yerine, elinde eğer varsa belgelerle konuşması gerekmez mi?
SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?:
Kapandık, ona rağmen vaka sayıları 40’a gelince korktuk, sonra baktık ki, çoğunluğu tek bir yerden kaynaklanmış, rahatladık, 10’lu rakamlara düştük. Biz bunu geçen yıl da yaptık ancak sürdüremedik. Tek bir sebebi var, devlet denetim görevini yapmadığı için. Şimdi yapacak mı? Yaparsa ne ala, yapmamaya devam ederse, biz daha çok kapanır, daha çok iflas ederiz…
































