KıbrısKöşe Yazarları

Hastalanmaktan korkar olduk…


Hastalanmaktan korkar insan, normal.

Ama bu ülkede bizler, hastaneye yatmaktan korkar olduk.

Basit bir konu olarak görülebilir ama, her an hepimizin başına gelebilecek bir dert.

Hastaneler dökülüyor olsa da, hastalar balık istifi koğuşlarda yatırılıyor olsa da, alacağımız tedavi hizmetine güveniyoruz.

Ama bununla da bitmiyor.

Refakatçi sorunu diye de bir şey var.

Eskiden hastabakıcılar görev tanımları içinde olan bakım işlerini yaparken, artık böyle bir hizmet yok. Tüm dünyada var, bizde yok.

Aileler mecburen o koğuşların kapılarında sabahlayıp, hastalarının temel ihtiyaçlarıyla ilgilenmek zorunda.

Yapan var, yapamayan var. Çare, çetelere başvurmak.

Getiğimiz günlerde bir dostumuz sosyal medyada paylaştı. Hastanelerde refakatçi rezaleti aynen devam ediyormuş.

Gündüz 200 lira, gece ayrıca 200 lira.

Üstelik bunlar, aynı anda birkaç hastaya bakıyorlarmış. Hizmetin kalitesi derseniz, o hiç yok. Çünkü bu çete elemanlarının en ufak bir eğitimi yok, hatta çoğu doğru dürüst Türkçe bile konuşamıyor.

Üstelik ne vergi, ne kayıt, ne yatırım.

Devlet kendine ait bu kurumda böyle bir kaçağa, böyle bir ranta nasıl izin verir?

Bir önceki Sağlık Bakanı Filiz Besim, sırf bu rezaleti ortadan kaldırmak için, hasta refakatçisi diye bir tanımla, 73 kişinin eğitilmesini, işe başlamasını sağlamaya çalıştı.

Ama dün Meclis konuşmalarından öğrendik ki, bunların ödenmeleriyle ilgili sorun çözülmemiş. Yarısını devlet, yarısını hasta ödeyecek denmişti ama, bunun için yasal düzenleme gerekiyormuş ve yapılamamış.

Tam bizlik bir örnek.

“Çok fazla eleştiriyorsun” diyorlar bazen. Nasıl eleştirmeyeceksin? Devletin kadrolu elemanları yetişmiyorsa, yerine ikame edilen formül de yarı buçuk çıkıyorsa, ne çalışan ne hasta bundan yararlanabiliyorsa, nasıl eleştirmeyeceksin?

Sağlık Bakanı Ali Pilli, sistemin işlemesi için gereğini yapacakları sözünü verdi.

Umarız neden bunca zaman yapılamadığını anlamadığımız bu düzenleme bir an önce yapılır da, zaten hasta olan insanlar artık bundan sonra bir de hastanede soyguna uğramaz…

 

ŞU HAMASETTEN BİR KURTULSAK…

Erenköy savaşlarının unutulmaz şehidi Cengiz Topel’in anıtının bakımsızlığı malum.

Madem bir anıt yaptınız, bakımını, idamesini de yapacaksınız. Yok! Önce etrafını otlar sarar, sonra, boyaları dökülür, demir aksamları paslanır, özel bir yer olmak yerine, harabeye dönüşür.

Bakın en önemli anıt olarak bilinen Alsancak’taki çıkartma anıtına. Sonra Girne’nin orta yerindeki devasa Limasol-Girne Şehitler ve Özgürlük Anıtı’nın durumuna.

Saygı gösterme adına yapılan anıtlara, bizzat saygısızlık yapmaktayız…

Şimdi, Gemikonağı Cengiz Topel anıtına düzenleme yapılması kararı alınmış. Bunun için de Türkiye’de imal edilen, Topel’in vurulan uçağının bir benzeri getirilip, anıtın yanında sergilenecekmiş. Böylece o günler, verilen mücadele hatırlanacakmış.

Tam bir geleneksel hamaset…

Oysa, o bölgede bir uçak, denizin dibine batırılsa, bunun reklamı yapılsa, Topel’in anısına dalma yarışları yapılsa, adı çok daha güzel yaşatılmaz mı?

Hem de sadece bizden bize propagandanın yerine, yabancıların da ilgisini çeker, hatta diving turizmine hizmet ederdi. Sonra dünyadaki başarılı uygulamalarında olduğu gibi, batığın içinde yuvalanan balıkların popülasyonu artar, doğaya da faydası olurdu.

Alsancak Belediyesi’nin aynı amaçla  Türkiye Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan hibe olarak aldığı hurdaya çıkmış bir gemiyi, dalış turizmine katkı sağlamak amacıyla 2017’de batırmıştı. Serdar Denktaş’ın da bundan on yıl kadar önce böyle bir fikrin peşine düştüğünü hatırlarım. Neden gerçekleşmemişti bilmem.

Cengiz Topel anıtına yerleştirilecek uçak haberiyle, Türkiye’de Saros körfezinde batırılan hurda bir Airbus A330 tipi yolcu uçağı haberini birlikte okuduğumda, bunları düşündüm…

YERİN KULAĞI VAR

UBP’DE DENGELER ALTÜST OLDU:

UBP’de Bakanlık koltuğuna oturan Taçoy’un Genel Sekreterliği bırakacağını açıklamasının ardından Ersin Tatar’ın Mağusa bölgesinden Ersan Saner’e verdiği Genel Sekreterlik sözü havada kaldı. Girne Milletvekili Kutlu Evren’in sürpriz adaylık açıklamsı UBP içindeki dengeleri altüst etti. Başbakan Tatar taraflardan birisini ikna edemezse, Genel Sekreterlik için Mağusa-Girne çekişmesini göreceğiz. Bana sorarsanız Genel Sekreterlik konusunda ibre, Meclis’in en çalışkan milletvekillerinden biri olan Saner’den yana daha ağır basıyor gibi…

 

HEDEF TATAR MI?:

UBP uzun süredir beklediği ikitdar koltuğuna kavuştu kavuşmasına da, parti içindeki huzursuzluk ve krizleri önlemeyi başaramadı. Önce bakanlık alamayanların tepkisi, ardından mevki makam alamayanlar ve son olarak da yaşanan Genel Sekreterlik kavgası. Aslında bunlar, “parti içi olağan şeyler” olarak lanse edilmek istense de, Başbakan ve Genel Başkan Tatar’a karşı operasyonun bir parçası olarak okumak daha doğru olur sanırım. Bekleyin yakında kokusu çıkar…

 

KIYAMET KOPACAK:

Şehir Plancıları Odası, Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi Emirnamesi’nde yapılan değişiklikleri Yüksek İdare Mahkemesi’ne taşımıştı. Mahkeme, inşaat izinleri konusunda vize işlemleri için tanınan sürenin 3 aydan 6 aya çıkarılması şeklindeki değişiklik için ara emrini verdi. Bu bir son değil. Eğer böyle giderse, değişiklikten yararlananlar büyük darbe yiyecek. Rant büyük. Onun için dava sırasında artçı sarsıntıların  da büyük olacağı kesin. Emirnameyi çıkaran, sonra da hedefinden saptıran ve hala İçişleri Bakanı olan Ayşegül Baybars’tan ses yok.

 

BUNDAN SONRA PLAN ÇIKSA NE: Bakan’dan ses yok ama Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, isim vermeden Şehir Placıları’nın aldığı ara emrini eleştirdi ve “Bazı kesimler ısrarla, birlik ve beraberliği yok etmek için çaba sarfetmiştir… Kavga çıkartmıştır…İmar Planı çalışmasının havaya uçması için ellerinden gelenin fazlasını yapmaya gayret etmiştir” dedi. Vizesiz inşaatlara 6 ay ek süreyle izin vermek, hatta sadece vize müracaatı olanları da kabul ederek, İmar Planı çıkarılabilir mi? Olan olduktan sonra plan çıksa ne olur, çıkmasa ne olur.

 

ELİMİZ KOLUMUZ BAĞLI:

Fatih gemisinin Kıbrıs açıklarında doğal gaz aramasıyla ilgili Rumların “tutuklarız” açıklamasına karşı, “avucunuzu yalarsınız” diyen Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “gerekirse tüm fırkateynlerimizle ve uçaklarımızla birlikte orada oluruz” mesajını verdi. Biz ise taraflar arasındaki bu söz düellosunu elimiz kolumuz bağlı olarak sadece seyrediyoruz…

 

TERSİNE DÖNDÜ:

Geçmiş yıllara oranla sınır kapılarındaki geçişler tersine döndü. Eskiden Rumları katlayan Türkler iken, son zamanlarda ibre ters döndü ve yıllardır ilk kez geçiş sayısında Rumlar Türkleri geçti. Bu yılın ilk beş ayında Güney’e giden Kıbrıslı Türk sayısı 514 bin 654 iken, KKTC’ye gelen Rum sayısı 800 bin 608 oldu. Bu değişim sadece geçişlerde değil, TL’nin euro karşısında değer kaybetmesi ile harcamalarda da tersine döndü…

ZİRVEDEKİLER

Mustafa Akıncı:Rum Yönetimi’ni tüm Kıbrıs adına tek başına üye kabul eden Avrupa Birliği şimdi de benzer bir hatayı enerji konusunda tekrarlıyor. Rum tarafı yıllardır zorla gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmışlığını, haksız yere tüm Kıbrıs’ın tek temsilcisi olarak üye yapıldığı AB içindeki dayanışma ruhunu istismar ediyor”…

 

DİPTEKİLER

BM Yine Üç Maymunu Oynuyor: Yunanistan’ın istifa etmiş Başbakanı Çipras AB zirvesinde, Güney Kıbrıs’la birlikte, “sondaj yaptığı teyit edilirse, Türkiye’ye karşı yaptırım uygulanması dahil doğru kararların alınması sağlansın” talebinde bulunacaklarını söyledi. Türkiye yetkilileri de Fatih gemisinin sondaja başladığı açıklaması yaptılar. Fileleftheros, sondajın 2000 metreye ulaştığı iddiasında. İşler iyiden karışıyor. Şu anda devam eden demeç savaşları nereye varacak bilemiyoruz. Dünya barışının sözde güvencesi Birleşmiş Milletler de her zamanki gibi, üç maymunu oynuyor…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı