Köşe Yazarları

Hasret

Eskiden “hasret” duygusu vardı.

Bu duygu özellikle mektup iletişimi ile giderilmeye çalışılırdı.

İnsanoğlunun kazandığı bu hasret duygusu,

Gelişen iletişim teknolojisi ile köreldi.

İnternet ortamındaki hızlı erişim, eskiden yaşanan duyguları yaşanmaz hale getirdi.

Napolyon Bonapart savaş ortamında iken sevdiği kadın Josephine’e şu mektubu yazar:

“Bir tek günüm bile geçmedi yüreğimde sevgin olmadan, bir tek gecem bile geçmedi seni kollarımla sarıp sarmalamadığım, beni yaşamımın ruhundan uzaklaştıran zafer ve tutkuya lanet etmeksizin bir tek fincan çay bile yudumlamadım. Orduları komuta ederken, savaş meydanlarını aşarken; benim tapılası Josephine’im, hep kalbimin tahtında oturuyor, düşüncelerimi alıp uzaklara götürüyorsun… Eğer gece yarıları çalışmak için kalkıyorsam bunu tatlı sevgilim belki birkaç gün önce gelir diye yapıyorum. Ama mektubunda bana ‘Siz’ diye hitap ediyorsun. Sensin ‘Siz’! Ah, kötü kız! Nasıl yazabildin böyle bir mektubu? Ne kadar da soğuktu! Siz! Siz! Bu 15 gün nelere gebe? Ruhum üzgün, yüreğim köle, hayal gücüm beni korkutmakta. Beni fazla sevmiyorsun. Ve belki de bir gün gelecek beni hiç sevmeyeceksin. Bunu söyle bana, hiç değilse acıları hak etmiş olurum… ‘Seni eskisi gibi sevmiyorum’ diyeceğin gün, yaşamımın son günü olacak. Hoşça kal!”

Bir askeri dehanın aşk karşısında nasıl boyun eğdiğini, nasıl hasret çektiğini anlatır bu sözler…

Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultana olan aşkı efsanevidir.

Bir şiirinde günümüz Türkçesi ile ona şöyle seslenir:

Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım,
Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım.

Hayatımın, yaşamımın sebebi cennetim, Kevser şarabım
Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm…

Nazım Hikmet’in sevgililerine mektupları ve şiirleri ise günümüzde önemeni hâlâ koruyor.

Bursa hapishanesinde iken karısı Piraye’ye “Karıma Mektup” adlı bir şiir yazar:

Bir tanem!
Son mektubunda:
‘Başım sızlıyor yüreğim sersem! ‘ diyorsun.
‘Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun;
‘yaşıyamam! ‘
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin
kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlılarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar Nazım’a…

Demek istediğimiz hasret duygusu hayatın birçok alanını şekillendirir, edebiyata sanata kadar uzanırdı.

Bu tür duyguların zayıfladığı ortamlarda insanların robotik, daha bedbaht, daha aşksız, daha arsız ve obur olacağı muhakkaktır…

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı