Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

Hangi Atatürk?

Burak Karataş

Batı ülkelerinde bir ‘obrituary’ geleneği vardır. Ne demek bu? ‘Ölen kişinin ardından yazılan objektif değerlendirme yazısı’, demek. Kişinin pozitif ve negatif yanlarını beraber değerlendirmek, son kararı okuyucuya bırakmak (yerseniz), genel bir bakışla portreyi tamamlamak, demek.

Ayrıca ‘oralarda’ insanları İNSAN olarak değerlendirmek gibi son derece normal olan ama ülkemizde de Türkiye’de de pek görülmeyen bir duruş vardır.

Biz, klasik Şark toplumlarında olduğu gibi, kişiyi ya yerin dibine gömeriz ya da göklere çıkarırız. Bu sadece vefat eden kişilerle ilgili yazılarda değil, hemen her ‘insan’ konulu yazıda kolaylıkla gözlemlenebilir.

En bariz örneği de Atatürk elbette.

Bugün (daha doğrusu dün), bir kısım basım ifrat etti, bir kısmı da tefrit. Ortası yoktu. Ya Peygamber menkıbesi yazacaktınız ya da beddua edercesine bir şeyler…

Bugünden bakıldığında, 1960’lardaki Behçet Kemal abuklamaları komik geliyor elbette ama, şu manzarayı aşamamış olmak çok üzüyor beni.

Atatürk’ü seven, onu anlayan, anlatmaya gayret eden biri olarak.

Birileri elbette bu duyguları ya da bu fikirleri paylaşmayabilir. Benim de katılmadığım duygular ve fikirler vardır… Ama bunların her biri asgari düzeylerdeki normlar çerçevesinde gelişir. İfrada ya da tefride dalarak değil.

Atatürk’le ilgili hem Attilâ İlhan’ın hem de Taha Akyol’un çok değerli kitapları vardır. Onu size ben anlatmayacağım, yenim dar değilse de yerim dar çünkü. Ama benzer fikirler paylaştığımı biliniz.

Vaktiniz kalırsa, Nutuk ‘hatmetmeyi’ bir kenara koyarsanız, Andrew Mango’nun müthiş biyografisini de tavsiye edecektim… Lord Kinross’un eserini sollayan bu şaheseri Milli Eğitim Bakanlığı vasıtasıyla mı, yoksa başka bir şekilde mi bilmem ama, her Türk vatandaşının evine sokmak gerekir.

Son olarak:

80’li yıllarda 10 Kasım törenlerindeki matem havasının gösteriş imgesi birkaç uygulamasının kalkması için çok çaba sarf etti bazı entelektüeller.

Ömrü boyunca rakı içen, canından çok sevdiği ve önemsediği halkına ‘bakın aziz halkım, buna rakı derler; ben bu leziz içeceği içiyorum, siz de içiniz!’ diyen adamın vefat yıldönümünde alkolü yasakladılar, sanki almak isteyen el altından almıyormuş gibi…

Hoş, ‘benim manevi mirasım bilim ve akıldır’ lafını da evirip çevirip ‘benim tek mirasım CHP’dir’ ayarına getirmedi mi bazı politikacılar ve gazeteciler?

Ona bakacak olursan, görse asla desteklemeyeği, bilakis karşı çıkacağı bir uygulama, her 10 Kasım’da okul bahçesinde ‘üzgün taklidi’ yapma uygulaması, zorla uygulanmadı mı çocuklar üzerinde?

Atatürkçülük, despotlukla ve yasaklarla olmaz. Böyle çakma matemlerle hiç olmaz. Evvela anlayacaksın, anlamıyorsan da mani olmayı keseceksin, hepsi bu.