Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HAMASETİN DİBİNE VURMAK…

“İstiyoruz” demekle olsaydı, bunca sene neler olurdu.

Ersin Tatar, üstüne giydiği yeni model hamaset elbisesiyle Anadolu’yu gezip, Kıbrıs’la ilgileri, bilgi kırıntılarından ibaret olan insanları coşturuyor.

Adalet ve eşitlik istiyormuş. Buna da federasyonu gömmek suretiyle ulaşacakmış….

Bütün dünyanın birleştiği BM formülüne kafa atarak…

“Soros’un çocuğu değil, Toros’un çocuğu” olarak takdim edilmesinden gayet mutlu bir şekilde…

“Ben Denktaş okulundan geçtim” dediği Toros’un yıllar yılı mücadele vererek dünya kamuoyuna kabul ettirdiği “federasyon” formülünü reddederek…

Ayrılığı ‘çözüm formülü’ diye satarak…

O federasyon, bizi azınlık yaparmış… Denktaş bunu mu istemiş?

Allah nasip etmiş de Denktaş’ın bulduğu formülün defterini kapatmış….

Gerekçeye de bakın, zaten Denktaş hep iki devlet istemiş ama politika federasyon olduğu için, bunu hiç gündeme getirememiş!!!

Nasıl yani, Denktaş iki yüzlü politika mı izlemiş?

Muhalifleri bile böyle bir şey söylemedi bugüne kadar.

“Biz Kıbrıs Türk milliyetçileri, hiçbir zaman Kıbrıs ile Türkiye’nin bağlarının kopartılmasına izin vermeyiz…. Onlara meydanı bırakmam” diye haykırıyor…

Kim onlar? Federasyon isteyen, Kıbrıs’ta ayrılık değil, ortak bir gelecek isteyen Kıbrıslı Türkler…

O Kıbrıslı Türkler kendine oy vermemiş olabilirler ama, onların Türkiye ile bağların kopmasını istediklerini söylemek kadar büyük bir kötülük olabilir mi?

Sonuçta Kıbrıs Türkünü Türkiye insanına şikayet ediyor. Hem de bunun aradaki mesafeyi daha da açacağını hiç düşünmeden.

Dinleyen insanlar da sosyal medyada döşeniyor; “Rum seviciler, o topraklar bizim, biz kurtardık, defolun gidin”…

Kışkırtmanın sonunun bu olacağı belli değil mi?

Fanatizmi körükleyerek, iki ülke insanı arasında hiç istenmeyen durumlar yaratmak kimin işine yarar?

Daha geçen gün “Maraş’ta Rumlara malları iade edilecek” derken, aniden dönüş yapıyor, “Maraş’ın iadesi gündemden kalktı” deyiveriyor. Coştu ya, tut tutabilirsen…

Her neyse, o kendini nerede görürse görebilir. Nasıl seçildiği, o yerlere nasıl geldiği malum. Geçer gider, bu ülkenin zinde güçleri, adayı bir anlaşmaya götürünceye kadar susmaz, o ve onun gibiler istedi diye mücadeleyi bırakmaz. Belki biz göremeyiz ama sonuçta öyle veya böyle bu uzlaşı sağlanacak.

Bırakın oynasın oyununu.

Ne onun söylediklerine ne de kışkırttığı insanların tepkilerine fazla kulak asmayın. Lafla peynir gemisinin yürümediğini bir gün o da anlayacak… O gün de çok uzak değil ha!

 

YERİN KULAĞI VAR

İNŞALLAH HAYAL KIRIKLIĞI OLMAZ:

Herkes Erdoğan’ın 20 Temmuz’da KKTC’den dünyaya vereceği merak ediyor. O kadar çok iddia var ki. Son günlerde konuşulan ise, dünya haritasında zor bulacağımız bir ülkenin KKTC’yi tanıyacağını açıklayacağı yönünde. Hani tanısa ne olur, tanımasa kaç yazar denilen cinsten. Veya bunların hiçbir olmayacak ve Erdoğan’ın müjdesi için, “yani bu muydu açıklayacağı” diyeceğiz…

 

VATANDAŞLIK POLİTİKALARINIZI GÖRELİM:

Yenidüzen gazetesine konuşan Girne Akçiçek Hastanesi başhekimliğinden emekli olan Dr. Ceyhun Birinci; en can alıcı sorundan bahsediyor; “Her gün 15-20 kişi vatandaş olmak için sağlık kontrollerinden geçiyor… Doktor olarak insan ayırmıyorum ama yapıyı çok değiştirdik. Kendi ülkemde kendimi yabancı hisseder oldum.  O yüzden buna ‘dur’ demek lazım”… Bugün ve yarın siyaset yapacak olanlar, bu ülkenin kendi değerleriyle yaşamasını  istiyorlarsa, bu soruna kökten çözüm politikaları geliştirmek zorundalar. Bugüne kadar görmezden geldik, başka bir şeye dönüştük, tümden yok olmak istemiyorsak, radikal çözümlere ihtiyacımız var.

 

HİBEYLE KALKINMA:

Hibe paketiyle kalkınma(!) yapacakmış Başbakan… Sıfırlanan ekonomiyi 2019 seviyesine taşıma diye de kendisi söylüyor. Kalkınma kelimesinin anlamına aykırı, ekonomi bilimine aykırı. Abart da nasıl abartırsan abart. Sanıyor ki, adam başı bin beş yüz lira dağıtınca hem kalkınma olacak hem de seçim kazanacak. Geçmiş olsun. Üretici, esnaf aç olabilir ama boş lafa karnı tok. Hele de hibe dağıtanların partizanlık geleneğini bile bile…

 

OLUR MU OLUR:

“Eski jeneratörleri satın alma opsiyonu ile bu oyuna mı giriliyor acaba?” iddiasında bulunan eski Başbakanlardan Ferdi Sabit Soyer, yatırımların, bakım ve tamiratların savsaklanma yoluyla KKTC’yi enerjiye muhtaç hale gelme planından kuşku duyduğunu söyledi. Arıklı’nın koltuğa oturmasıyla birlikte kurumda olmadık işler yapılıyor. Son 6-7 ayda Kıb-Tek’te yaşananları gördükten sonra hiçbir şey için olmaz diyemiyorum…

 

SORUMLULUK VATANDAŞTA:

Vaka sayısı sadece 8140 testte 70’i vurdu. Meğer Delta varyantı, 3 hafta önce alınan bir örnekte çıkmış… Örneklerin hepsini Fransa’ya gönderemeyeceğimiz için ne kadar yayıldığını da bilemeyeceğiz. Güney kırmızıya döndü. Adamlar günde ortalama 45-50 bin test yapıyor. Nüfusa oranla 15 bin test yapılsa, anında biz de kırmızıya döneceğiz. Geceden sabaha 22 vaka daha… Hala daha vatandaştan duyarlılık istiyor Bakanlar Kurulu. Sen ne yapacaksın onu söyle. Tek akıllarından geçen kara kapılarını kapatmakmış. Başka türlüsünü yapamıyor. “Aşılılara PCR şartını getireceğim” diyemiyor, “Kumarhaneleri, kapalı alanları denetleyeceğim” diyemiyor.

 

ACISINI MÜŞTERİDEN ÇIKARIYORLAR:

Aylarca “müşteri yok, battık, iflas ettik” diye adeta ağlayan restoranlar açılımlarla birlikte çalışmadıkları günlerin acısını müşterilerinden çıkarıyorlar. İstatistik Kurumu Raporuna göre bir önceki aya göre en yüksek artış %8.00 ile lokanta ve oteller grubunda olmuş. Bu kafayla giderlerse, yakında söğüşleyecek müşteri bulamayacaklar…