Devlet Planlama Örgütü’nün açıklamasına göre, KKTC’de hayat bir yılda yüzde 11,80 pahalılaşmış.
Memur, geçen yılın Temmuz’undan bu yana yüzde 14 kadar zam alarak, pahalılığı bir nebze olsun tolere etmiş…
Ama ya onun dışındakiler..?
Yani özel sektör çalışanı..?
Yani çalışan nüfusun yüzde 70’i..?
Onlar da bu pahalılıktan aynı oranda etkilenmişler, yüzde 12’ye yakın fakirleşmişler, üstelik gelir düzeyleri ortalamada memurun çok altında olduğu için, daha da fazla etkilenmişler.
Her türlü hükümet programında, emeğin değerinden, eşit gelir dağılımından bahsedilir.
Aradaki uçurumun azaltılması hedef konur…
Ama kırk küsur yıldır kendini yöneten bu ülkenin insanı için o uçurum her yıl daha da artar.
“Üretim yok” denir, “Kapasite bellidir” denir, “Bu yapıyla kalkınma mümkün değildir” denir.
Ama bu ülke sürekli trilyoner üretir.
Kazanan kazanır. Öyle ya da böyle.
Hatta öyle sektörler var ki, darphane gibi para basarlar.
Ama onların çalışanlarının bu kazançta hiç payı yoktur.
Bugün KKTC’de özel sektör çalışanının ortalama maaşı yapılan bir araştırmaya göre 2 bin TL’dir, eksiği var, fazlası yok.
Üstelik özel sektör çalışanı bir memurdan çok daha fazla üretkendir.
Öyle olmak zorundadır çünkü…
Ürettiği katma katma değerin büyüklüğü de, çektiği stresle doğru orantılıdır.
Hiç bir güvencesi yoktur…
Hükümetler kurulur, bozulur, bütçeler yapılır, gelir geçer, ama bu paradoks bu ülkede hiç değişmez.
Yine bu yıl bütçenin yüzde 76’sı cari giderlere ayrılmış.
Yüzde 30’luk kaymak tabaka yaşar, diğerleri sürünür.
Statüko budur işte…
Esnafın, zanaatkarın, küçük işletmelerin derdini anlarım, onlar kamuya aktarılan kaynaktan pay sahibi olmalı, gelişmelidir.
Ancak para basan işletmelerin çalışanlarına ne demeli..?
Konu yine örgütlenmeye geliyor.
Toplu sözleşme hakkına, sendikalaşmaya, grev hakkına.
KKTC İş Yasası, işverenle çalışan arasında bir Hizmet Akdi yapılmasını zorunlu kılıyor.
Uygulanıyor mu..? Hayır…
“Şu kadardan fazla çalışan varsa, Toplu Sözleşme imzalanır” diye bir zorlama da yok.
Siyasilerin pek çoğu da eskiden sahip oldukları “zorunlu sendikalaşma” görüşünden caymış durumda.
Ama çarpıklık ortada…
Tek çaresi, çalışanın haklarının güvenceye alınması. Maaşının, izninin, çalışma koşullarının, yatırımlarının kısaca yasal haklarının güvenceye alınması …
Madem ki devlet kendi kaynaklarıyla kalkınmaya para ayıramıyor, en azından emekçiye bu hakkı sağlamalıdır…
“Ne yapalım” denecek durumda değiliz…
Herşey de bütçe değil…
Nüfusun üçte ikisi fakirleşiyor, bunu seyrederek hukuk devleti olamayız…
YERİN KULAĞI VAR
AYNEN DEVAM MI ETMELİYDİ:
En düzeysiz söylemlerle, daha bir kaç haftalık hükümetin iş yapmadığını iddia eden var. 70’in üstünde haksız bir şekilde elde edilmiş kiralık araç ve T izninin iptali; 65 inşaatın iş güvenliği kurallarına uymadığı için mühürlenmesi, haksız vatandaşlıkların, kayıt dışılıkların, yolsuzlukların, usulsüzlüklerin üstüne gidilmesi, denetimlerin başlaması, on yıllardır ellenmeyen yolların tamirine başlanması hiç mi icraat değildir? Yoksa talep edilen, bu çarpıklıklara yenilerinin eklenmesine göz yumulması mıydı? Yok, bu hükümet en azından bunu yapmayacak…
“İNCE AYAR, KALIN AYAR”:
YDP Genel Başkanı Erhan Arıklı’nın bütün Meclis konuşmalarını “22 ocak olayları” üzerine gerçekleştirmesi belli ki Başbakan Erhürman’ın da dikkatini çekmiş. Dünkü Meclis oturumunda Arıklı’yı, “toplumsal huzuru bozacak” şekilde siyaset yapmakla suçladı. Bunun üzerine Erhan Arıklı’nın, “bize ince ayar vermeyin” demesi üzerine ise Erhürman, “hayır, bilakis kalın ayar veriyorum” sözü ile karşılık verdi. Anlayana…
BİR KARAR VER:
Bir gün “görüşecek birşeyimiz yok” diyor, bir başka gün görüşmek için “şartlar” öne sürüyor. Rum lider Anastasiadis’ten bahsediyorum. Anastasiadis şimdi de, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile sosyal bir yemekte bir araya gelmesi tarihinin halen kesinleştirilmemesinin, “Akıncı’dan kaynaklandığını” söyleyerek bizi yine şaşırttı. Halbuki bence Akıncı’dan çok Anastasiadis’in bir karar vermesi gerek. Görüşmek ister mi, istemez mi diye…
NE ALAKA:
Akdoğan Camii avlusuna yapılan çocuk parkına hem bölge insanından, hem de toplumun bazı kesimlerinden tepki geldi. Hakikaten de çocuk parkı yapacak başka yer mi kalmamış koca beldede. Hiç olmazsa bir okulun bahçesine yapsaydınız. Ama görünen o ki, amaç oyun parkı ile çocuklara başka mesajlar vermek. Yıllardır görmediğimiz, duymadığımız olaylara şahit oluyoruz…
BAZEN İYİ OLUYOR:
Son 19 yılda Güney Kıbrıs’a yatırımda bulunan yabancı uyruklu 3 bin 381 kişiye “Kıbrıs” vatandaşlığı verilmesi Avrupa Birliği’nde rahatsızlık yaratmış. Hani bazen diyorum, iyi de dünya bizi tanımıyor, yoksa ne yapardık. Adamlar, 10 yılda üç bin kusur yatırımcıya vatandaşlık verdiği için olmadık laf duymadılar. Düşünün biz sadece bir yılda yaklaşık 12 bin vatandaşlık dağıttık. Hem de yatırımcı falan olmayanlara. Eğer tanınmış bir ülke olsaydık vay halimize…
NE OLACAK ŞİMDİ:
Akdeniz’de petrol arayan İtalyan ve İngiliz sondaj gemilerinin bölgeden ayrılmalarını sağladık da, şimdi Amerikalı ExxonMobil şirketi devreye girdi. Yakında bölgede arama çalışmalarına başlayacakmış. Hem de korumalığını da ABD 6. filosu yapacakmış. Bereket versin şirketin sondaj yapmak için ruhsat aldığı 10. Parsel, Türkiye’nin MEB’i kapsamında değil. Ancak yine de 6. filonun buralarda dolanması pek hayra alamet değil…
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Kıbrıs Türk tarafının boş görüşmeler ya da yalan sözlerle daha fazla kaybedecek zamanı kalmamıştır. Günün sonunda Kıbrıs Türk tarafı bir çıkış yolu bulmak zorunda kalacak ve bulacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın…”
DİPTEKİLER
Neyin Muhalefetini Yapacaklar: Geçmiş hükümetin “denetleme” konusunda nasıl bir yol izlediğini, hergün hayretler içinde öğreniyoruz. Yollarda, hastahanelerde, inşaatlarda, casino ve gece kulüplerinde yıllardır denetim yapılmamış meğer. Nereyi tutsanız elinizde kalıyor. Ana muhalefet neden sessiz, neden muhalefet görevini yapamıyor diye eleştiriyoruz ya, bunların muhalefet edecek yüzleri yok… “Saldım çayıra, Mevlam kayıra” bir yönetim anlayışıyla idare edilmişiz yıllardır…
Foto Gündem

































