Köşe Yazarları

“HALKALI KÖLE”



“Neredeydin?”

“Niye telefonlarıma cevap vermiyorsun?”

“Hemen geliyorum dedin, yok olup gittin.”

“Gittiğin yerlere baktım, seni hiçbir yerde bulamadım.”

“Mesaj attım, mesajıma bile cevap vermiyorsun!”

“Toplantıdaydım, o ara sana cevap verme fırsatım olmadı.”

“Hangi cehennemdeydin söyle!”

“Arkadaşlarla bir turlayalım dedik.”

“Bilmez miyim ben senin nerede olduğunu! Bir meyhane tutturdun giden!”

“İş iş iş! İşkolik oldun. İnsan biraz da evine bakar.”

Eve tıkılıp kalınca,

Yukarıdaki didişmeler bitmiş gibi görünüyor.

Herkes herkesin elinin atında.

Ya koltuğun birinde oturmaktadır, ya bir sandalyede.

Gidecek hiçbir yerleri yok; hayatı evin içinde geçirmek durumundadırlar…

Hayat eve gerçekten sığar mı?

En ufak konulardan hır gür çıkabiliyor.

Bildik sorunların yerini hijyen sorunları alıyor!

Hijyene dikkat etmeyenlerle tartışmalar büyüyor.

Silinen mermerlere basmak, bakkala gidip geldikten sonra gereğini yapmamak gibi meseleler memleket meselesi gibi tartışma yaratıyor.

Ellerini yıkamaya özen gösterenlerle göstermeyenler arasında “fasariya” çıkıyor.

İşi ciddiye almayan aile dostlarının kapıya dayanması ile aile ilişkileri sarsılıyor.

Sanki biri bir siyasi partiyi, diğeri bir siyasi partiyi tutuyormuş gibi tartışmalar çıkıyor.

Birçok evli insan Bekir Yıldız’ın sinemaya da uyarlanan hikayesinde anlatıldığı gibi “Halkalı Köle” olduğunu anlıyor!

Bir vahim salgın hastalık başka vahim sosyal durumlar yaratmaya neden oluyor.

Hayatın eve sığdığını söyleyenler işkembeden atıyorlar.

Evet çaresi yok, en önemli önlem eve kapanmak, böylece izole olmak ama bunları da düşünmek gerekiyor…

Diyeceğim,

Evde hapis olunca,

Bu gibi sorunlar pek ala ortaya çıkabiliyor.

En memnuniyet verici şey, Kıbrıs meselesinin konuşulmaması olsa gerek!

Hoş, bu sorunun çoktandır sürü teorisine uygun olarak iki toplumda bağışıklık kazandığı biliniyor.

Böyle olmasına rağmen, gündemden sıfırlanması iyi bir şeydir.

Kıbrıs meselesinde prim yapanların salgın meselesinde prim kaybetmeleri yadırganacak bir durum değildir!

Bilinmeyen bir konudur; bu yüzden her kafadan bir ses çıkmaktadır; Kıbrıs meselesi gibi bağışıklık kazanılmış değildir de üstelik…

Evlerde sakin olmakta yarar var.

Tüm halkalı kölelerin dikkat etmesi gereken hususlar, uzmanlar tarafından açıklanmalıdır.

Bizde uzman olmadığı için mi siyasiler konuşuyor bilmiyoruz.

Madem siyasiler bilir, o zaman rica edeceğiz.

Evlere sıkışmış kamuoyunda neler oluyor?

Evlerdeki gürültünün nedenleri nelerdir?

Çamaşır makinesinden ve çamaşırları ipe asmaktan anlamayan birinin durumu ne olacak?

Çamaşırlar için plastik maşalar mı, yoksa tahta maşalar mı daha elverişli?

Karı koca yataklarını niye ayırmaya başladı; bu vahim başlangıç yarın sokağa çıkıldığında ne gibi sorunlara neden olacak?

Düdüklü tencerenin sesi kısılabilir mi?

Evde rahat şeyler mi giyilmeli? Eşofman ya da pijama ile mi dolaşmalı? Yoksa işe gider gibi giyinmek psikolojik olarak daha mı iyi?

Kadınla erkek arasındaki iş bölümüne devlet nasıl katkı sağlayabilir?

Dışarıya çıkar gibi evde de makyaj yapmalı mı?

Ünlü doktor Mehmet Öz, evde kalan ailelere sürekli sex yapmayı önermişti; birbirlerinin yüzlerine bakıp sinir olmaktansa, bu yöntemi daha yatıştırıcı bulmuştu.

Fransa’da mı nerede, prezervatif tüketiminde patlama olmuş, burada durum nedir?

Nüfus patlaması olur mu? Bu konuda ailelere teşvik düşünüldü mü?

Ve daha bir sürü şey…

 

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı