Kıbrıs konusunda bir şeyler oluyor. Orası kesin. Ancak Cumhurbaşkanlığı’ndan çıkan açıklamalar rutin. Sadece Rum tarafının yaptıkları eleştiriliyor. Önümüzde ne var, biz bilmiyoruz. Vatandaş haberleri Rum basınından öğrenmeye çalışıyor. Öyle olunca da kafalar karışıyor, dedikodular alıp başını gidiyor.
Tamam, diplomasi, adı üstünde, kapalı kapılar arkasında yürür de, baksanıza Rum basınına, Her gün bir flaş sızdırma. Bunlar gazetelerin uydurmaları değil. Hem Kıbrıs konusunun konuşulduğu yerlerde adamları var, hem de içeriden haber sızdırılıyor. Daha doğrusu bir kamuoyu yaratılıyor…
Yıl sonuna doğru bir şeyler olacak deniyor ama, masa hala kurulamadı. Temsilcilerin Yunanistan ve Türkiye’yi ziyaretleri belirsiz. Müzakerelerin başlaması için bir ortak açıklama konusu var, o da belirsiz. Her iki taraf da birbirinin zıddı şeyler söylüyor. Buna bakarak bir anlaşmanın eşiğinde olduğumuzu söylemek zor…
Ancak diğer taraftan başka başka haberler geliyor. Son haber, Maraş’a karşılık Ercan’ın uluslararası trafiğe açılması. Önerinin bizzat AB’den geldiği iddia ediliyor. Ayrıca, Maraş’a karşılık Rum ve Yunan tarafının Türkiye’nin AB müzakerelerinde tıkandığı iki başlık üzerindeki vetoyu kaldırma teklifi var…. Bunlara ilaveten, ortada bir KOP meselesi duruyor ki bu da bizim açımızdan hala kesinlik kazanmış değil. Ve bunların tümü de, Kıbrıs konusunun nihai bir anlaşmaya götürülmesi yerine, salam politikası izleneceğinin işaretleri. Yani bazı konularda pratik adımlar…
Dışişleri Bakanı Özdil Nami sendikalara bilgi veriyor. Bunu diğer sivil toplum örgütleriyle de sürdüreceğini söylüyor. Halkın tümü değil de, küçük grupları bilgilendirme yapıldığına göre, amaç bilgi vermek değil, istenen yönde kamuoyu oluşturmak. Bu da benim “bilmediğimiz bir şeyler oluyor” diye düşünmemin sebeplerinden biri…
Başbakan’ın bir açıklama borcu var…
Kamu Hizmeti Komisyonu Sınav İşleri Müdürlüğü’ne Mehmet Öznacar atandı. Olayı Ekmekçi de köşesinde yazdı. Bu atamanın ardından da çoktandır bekleyen diğer atamalar çorap söküğü gibi geldi. Eğer söylenenler doğruysa, yani eğer Eroğlu bu makam için kendi verdiği isimde ısrar edip diğer atamaları bu nedenle imzalamadıysa, ben Yorgancıoğlu’nun yerinde olsaydım çıkar bu dayatmayı resmen açıklar, olayı halkın bilgisine getirirdim, teşhir ederdim ve böyle bir konuda asla taviz vermez, teslim olmaz uzlaşmazdım. Bu mevkinin ne kadar önemli olduğunu geçen dönem yaşananlar göstermedi mi..? Konu sadece bu atama değil. Önemli olan “eğer iddialar doğruysa”, yapılan pazarlık ve uzlaşma. Böyle bir dayatma oldu mu, olmadı mı? Olduysa Başbakan neden kabul etti, oy verenlerin bunu bilmek hakları sanırım…
YERİN KULAĞI VAR
HALA BİR HÜKÜMET GÖRÜŞÜ YOK:
Başbakan dün nihayet Meclis’te futbol konusunda konuştu. Ama sadece sporla siyaseti ayırmak gerektiğinden, görüşmeleri yürütene güvenmek gerektiğinden söz etti. Sonunda da yapılacak anlaşmanın geçici olduğunu söyledi. Yani savunuyor gibiydi. Ama ne yazık ki, yine açık değildi. Diğer taraftan Ferdi Sabit Soyer anlaşmayı gayet açık bir şekilde savundu. Olayın risk ve fayda açısından değerlendirilmesi gerektiğini ve kendisinin faydalı gördüğünü açık açık söyledi. Yani ortaya net bir tutum koydu. Bir de “Olay sağlıklı bir şekilde tartışılmalı” dedi. Gerçekten yapılması gereken buydu…
SİYASET YENİDEN ŞEKİLLENİYOR:
Temmuz seçimlerinin sonuçları çıktığında, “seçim partilerin içini de dizayn etti” demiştik. UBP, başkanını sandıkta bıraktı, yerine geçmişin “geçici” başkanını getirdi. Bugün sular durulmuş görünse de, birilerinin gizli gizli yaptıkları planlarla o sular yeniden karışacak gibi. DP’de, UG çalkantısı hala sürüyor. Çok fazla tantana olmamasının sebebi, iktidarda olmaları. Daha koltuklar dağıtılmadı henüz. Ve o da kurultaya hazırlanıyor. CTP malum, karpuz gibi ikiye ayrılmış durumda ve belirsizlik devam etmekte. Bu arada TDP’de de seçimin suçlusu ilan edilen Çakıcı, baskılar sonucu başkanlığı bırakıyor. Galiba tüm partilerimizin ortak bir sıkıntısı var, “liderlik”…
BASKI KİMDEN GELDİ:
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı “Oyları artırdım ama baskılarla istifa ediyorum” diyerek, kurultayda başkan adayı olmayacağını açıkladı. Sayın Çakıcı keşke kimden veya kimlerden baskı gördüğünü de açıklasaydı. Çakıcı’dan sonra TDP’nin başına kim gelirse gelsin, maddi sıkıntı yaşayacağı kesin gibi. Sayın Çakıcı’nın hatalı icraatlarının olduğunu söyleyebiliriz, ancak başkanlığı süresince partisine maddi ve manevi birçok katkısı olduğunu da kabul etmek gerek…
VAR MI YOK MU:
Yüksek Öğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordinasyon Kurulu (YÖDAK), basında ve sosyal medyada üniversitelerdeki bazı öğretim üye ve yetkililerinin intihal yaptığı ve gereken birikime sahip olmadan unvan aldıkları konusunda haberler çıktığını; ancak durumun böyle olmadığını bu tip konularla ilgili gereğinin yapıldığını açıklamış. Anlamadım, ne zaman araştırmış? İddiaların kapı gibi belgesi vardı. Hani YÖDAK’ın kanıtları? Tezi, makalesi yok denilenlerin tezlerini mi bulmuş? Göstersin, herkes görsün. İddialarda öyle isimler ortaya atılmıştı ki, YÖDAK çıkıp da kabul etse, şaşardım…
NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR:
UBP Genel Başkanı Özgürgün, bakanlığı dönemindeki gibi gaf yapmayı sürdürüyor. Kendisi DP saflarında yer alırken, UBP üyesi olan KTFF Başkanı Hasan Sertoğlu için, “üyemiz değildir” diye buyurmuş. Bence bir Genel Başkan’a yakışmayacak, hatta haddini aşan bir söylem olmuş. Sertoğlu istifayı basınca anlayacak üyemi, değil mi. Eskiler, “birisini tanımak için ona mevki ve makam vereceksiniz” derlerdi…
BUGÜNE KADAR KİM HESAP VERDİ:
BES Başkanı Savaş Bozat, LTB’nin Çangar Finas’tan gayri yasal borçlanma yaptığı gerekçesiyle açtıkları davayı, tarafların anlaşması nedeniyle geri çektiklerini açıkladı ve LTB yönetiminin de, bu hareketi için tarih önünde hesap vereceğini söyledi. İlahi Sayın Bozat, bugüne kadar birinin hesap verdiğini veya birinden hesap sorulduğunu duydunuz mu? Hiç merak etmeyin, bu ülkede yapanın yanına kar kalır…
BU KADAR BASİTTİ İŞTE:
Meclis’te dün yine yasama günüydü. Ancak milletvekilleri gündem dışı konuşmayı tercih ettiler. Uyarılar, tartışmalar, karşılıklı suçlama boyutuna vardı. Tufan Erhürman hukukçu kimliğiyle bir türlü çare bulunmayan bu konunun çözümünü ortaya koydu ve “Yasama günü de gündem dışı konuşmalar için özel bir süre ayrılabilir. Bu içtüzüğe de aykırı değil” dedi. Ne kadar basit değil mi?
ZİRVEDEKİLER
Sami Dayıoğlu: Son zamanların en cesur açıklamasıydı. Keşke bunu bakan olduğu dönemde de yapsaydı, ancak yine de önemli. Bakın ne diyor; “Toprağa tek bir taş koymadan para isteyen çiftçiler var. Hayır dersin, seni partizanlıkla suçlar”. Bir de, memur olup, çiftçilik yapanlardan bahsediyor… Sayın Dayıoğlu’nun sözleri sadece çiftçilere verilen parayı değil, çok daha ciddi bir gerçeğimizi vurguluyor. Bu ülkede siyaset işte böyle işliyor, gör beni göreyim seni. Bazıları yıllar yılı koltuklarını nasıl kordular zannedersiniz…
DİPTEKİLER
Yağmur Suyu Kanalları: Meteoroloji Dairesi “yağmur yok” dediyse de, yağışlar başladı. Nitekim dün akşam Lefkoşa’nın malum sel bölgesi on dakikalık yağmurla yine sular altında kaldı. Ana caddeler birer nehir oluverdi. Sözüm sadece Lefkoşa’ya değil. Tüm belediyeler ellerini çabuk tutup, yağmur suyu kanallarını temizlemeli. Kent temizliğinden geçtik, bari hiç olmazsa bu sene sular altında kalmayalım…

Toplumcu Demokrasi Partisi’nin (TDP), 4’üncü olağan genel kurulu 17 Kasım Pazar günü yapılıyor. TDP’de genel başkanlık adaylığına sadece genel sekreter Cemal Özyiğit başvurdu.
































