Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hala Sultan’a operasyon!

İngilizler adayı almazdan önce Valinin oturduğu konak harap haldeymiş.

Zaten orası Lüzinyan Sarayıydı ve yüzyıllardır başkent olan Lefkoşa’da şövalyeler de, Krallar da bu sarayı kullanmışlardı.

Artık döküm düküm dökülüyordu.
Ki, İngiliz geldiğinde, son kalan kalıntıları da söküp atmıştı.

Valinin oturduğu konak (saray) iki katlıydı.
Arkaya mahkemelere kadar uzanırdı.
Altı ise hapishane.
Önünde geniş bir avlu varmış ki, orada kurumuş bir ağacın dallarında nice insanın vücudu sallanmış.

Osmanlı Padişahları en azılı mahkumlarını Lefkoşa’daki bu hapishaneye gönderir ve zincire vurarak tutarmış.
Gün gelip İngiliz adayı alınca, mahkumlar da sorun olmuş.
Bir anlaşma neticesinde bu mahkumlar zincire vurulu halde Lefkoşa’dan Girne’ye yürüyerek, dağ bayır aşarak Girne’ye götürülmüş, oradan da Anadolu’ya sevk edilmişlerdi.

Herhalde bu işi İngiliz istemişti.
Ne yapacaktı ki o kadar mahkumu?

İngiliz geldiğinde, adadaki Kıbrıslı Türklerin geri çekilmesi istenmedi.
İstenmeyince, ahali de yerinde kaldı.

Adanın sürgün adası olduğu zaten bilinir.
Namık Kemal’den Kara Yannilere, Süphi Ezeller’den Sait Mollalara kadar Osmanlı’ya baş kaldırmış ya da muhalif kimselere kadar ada çok maceralar yaşamıştı.

Doğrusu,
Osmanlı adada Osmanlılaştırma politikası yapmamıştı.
İlk yaptığı eser Lefkoşa’da Büyük Han’dı ki, bu eserin yapılışında tüccarlar düşünülmüş ve onlara konaklayacakları bir yer inşa edilmişti.

Zaten, Rumlar da genellikle memnundular.
Onlara dini özgürlükleri verildiğinden, hatta papazlar önderliğinde bir nevi özerklik elde ettiklerinden, Katolik Venediklilerden sonra iyice rahatlamışlardı.
Ta ki rüyalarına Enosis girsin…

İngiliz adaya geldiğinde, taş atan bile olmamıştı.
Osmanlı da gayet sakin bir şekilde geri çekilmişti.
Bu geri çekilme operasyonu başarılıydı.
Çünkü sonradan İngiliz adayı ilhak ettiğinde bile, herhangi bir kutsal emanet veya yüksek ceddimizin manevi emanetleri İngiliz’den istenmemişti.
II. Selim’in kılcı bile Ayasofya camisinde yerinde duruyordu.
Ta ki, biz onu 1982 yılında çaldırana kadar.
Hala Sultan’ın türbesi de yerindeydi ki, bu İslam alemi için çok muteber bir yerdi.

Osmanlı, kaçarken nedense bu kutsal emanetleri istemedi.
Bak, gün geldi Hala Sultan Rumlara kaldı.
Bir operasyonla daha güvenli bir yere alınabilir,
Geriye kalan da bombalanıp yerle bir edilebilirdi…