Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Gelecek bizim midir? (Hiç kuşkumuz olmasın)

Hiç birimiz Nostradamus değiliz! Keşke olsaydı ama!  Çünkü bugünkü kadar “geleceği” görme ihtiyacını hiç duymadık! Bugüne kadar “geleceği” tasavvur etmeyi bu kadar istemedik. 
Rahmetlik toplum lideri Dr.  Küçük  bu “geleceğe” “âti”  derdi. Ve ne dilinden düşürürdü ne de gönlüden…  Çünkü Doktor için   “âti”  Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve egemenliğine kavuşmasıydı. Türkiye ile kucaklaşmasıydı. Bunun için de önce İngiliz sömürgesinden sonra Rum tahakküm ve monopolünden kurtulmak gerekirdi! Kurtulmak için de birlik ve bütünsellik içinde mücadele edilmediydi.
Doktor o mücadelenin bayraktarıydı.  Ölene kadar da öyle kaldı. Sonuçta hayal ettiği “âti”yi de gördü,  anavatan dediği Türkiye ile kucaklaşmayı da.
Dr. Küçük Nostradamus değildi ama!  Başını elleri arasına sokup saatlerce geleceği tasavvur etmez, gaiplerden haber vermezdi!  Aksine sürdürdüğü mücadelenin bir gün  amacına ulaşacağı  inancıyla yürürdü yolunda…   Halefi lider  Denktaş da ayni inancı paylaşan dava arkadaşıydı.  “Bağımsızlık ve özgürlüğe”  ulaşmak için  mücadele yollarını birlikte yürüdülerdi.
ŞİMDİ SORALIM:  Biz Kıbrıs Türkleri şimdilerde hangi  “mücadelenin yollarını”  hangi “geleceği” tasavvur ederek yürüyoruz?  Ne istediğimizi biliyor muyuz?  “Çözüm”  demek yetmez!  “Nasıl çözüm”  sorusuna cevap vermek gerekir.  Hadi bir daha soralım.  Mesela:
1960 Londra Zürih Anlaşmaları’na dayalı Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönmeyi mi?
İlk kez iki halkın  referandumuna  sunulan Annan planına dönüşü mü?
İki ayrı devlete dayanan iki bölgeli federal sistemi mi?
Tek devlete dayalı tek “Kıbrıs” kimlikli federalizmi mi?  Yahut konfederasyon mu? 
Veya zaman içinde self determinasyon hakkımızı kullanarak Türkiye ile entegre olmayı mı? 
Güney Rum devleti  ile sınırları ortadan kaldırarak, birleşik Kıbrıs oluşturmayı mı?
BEN GELECEĞE BAKARKEN:  Bu sorulara cevap veremiyorum! Çünkü bir  “ulusal davanın”  geleceklere yönelik mücadelesi sürerken bu kadar çok çözüm seçeneği olmaz!   Yazık ki 300 bin nüfuslu bu küçük toplum bunu da başardı! Hem de geçmişe  dönüp mesela Doktor’lara Denktaş’lara,  mücahitlere,  TMT’cilere söve saya! Horlaya dışlaya! Kıbrıs Türk  mücadele tarihini tarih kitaplarından ata çıkarta! Türkiye dışarı Rum içeri diyerek söyleye dileye! Yine de “Âtide Kıbrıs Türk halkı mesut ve bahtiyar olacaktır” derim…       

       **********   

Sistemlerle kurumlaşmayı öğrenemedik:  (Ne zaman denediysek batırdık yaz boz ettik!)
Bu ülkede kaç defa kooperatif seferberliği yapıldı bilir misiniz?  Kooperatifçiliği ilk kez sistemleştirip uygulattıran İngiliz’di! Yani o beğenmediğimiz sömürge idaresi!  Her köyde kentte  “Koop. İktisat Bankaları”  oluşturduydu!  Hepsi  de köylünün çiftçinin kısaca halkın Bankalarıydı. Kooperatifi olan her köyde bir Koop  Yönetim Kurulu bir de başkanı vardı… 
EOKA saldırılarıydı, Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarıydı,  1963 Kanlı Noel’iydi derken hepsini de batırdık! Çünkü yetkili ve sorumlu olan o Koop. İdare heyetleri halkın paralarını  “ham” ettilerdi!
SONRA  YENİDEN DİRİLTTİK:  1969’larda Geçici Yönetim’de İsmet Kotak “Çalışma ve Kooperatifler  Üyesi” oldukta ilk işi Kooperatifçiliği bir kalkınma modeli olarak yeniden ikame  etmek oldu. Yanı sıra Kıbrıs Türk halkına dört tane de büyük sanayi tesisi kazandırdı.  Tutun ki ilk kez Kıbrıs Türk halkı kendi bünyesinde kendi tesislerinin sahibi oldu. Zeyko Yağ Fabrikası’ndan Binboğa yem fabrikasına kadar…
Onları da batırdık!  Neden mi?  İşte o hama huma bir,  popülist  tutumlarla yanlış istihdam politikaları iki!
1981’de kurulan Çağatay Hükümeti’nin “Tarım Doğal Kaynaklar ve Kooperatifler Bakanı Nazif Borman  son bir kez  “hadi göle bir maya da ben çalayım”  diyerek bir baştan bir başa Kuzey’i Kooperatif sistem içine sokacak büyük bir seferberlik başlattı. Ki sürece kenarından kıyısından ben de katıldıydım.
Sonuç?  Köylerde cicim bicim kurulan Üretim Kooperatifleri ile tüm Kuzeyi saran Kooperatifçilik ruhu yine  çöküverdi!
SİSTEMLERİ, KURALLARI SEVMİYORUZ:  Dolayısıyla kurumsallaşamıyoruz!   “Ortaklıkları”  da sevmiyoruz!  KTHY’leri batarken de gördüktü bunu,  Mağusa’da DAK İle DAİ özele devredilirken de!  İş insanlarımız onca lafazanlıklarına karşın  bir araya gelip bu sektörlere sahip çıkamadılardı!  
Şimdilerde Maliye Bakanı Mungan  o bildik sorun  nedeniyle ve öncesi  tüm maliye bakanları gibi şikâyet ediyor:  “Tüm kesimlere eşit politikamız yok. Çalışanları koruyucu politikamız var. Çünkü devlet kaynaklarının yüzde sekseninden fazlasını kamu çalışanlarına veriyoruz. Eşitlikçi değiliz. Toplumdan bu nedenle özür  diliyorum”  diyor!
Özür dilemeye gerek yoktur! Çünkü bu ülkede 1974’ten sonra ele geçen fırsatları el birliği ile harcadık! “Kooperatifçilik”  serüvenini bunun için  anlattım.  Çünkü o kooperatifleri yıkanlar  toptancılarla iş insanlarıydı!  Fakat o toptancılarla iş insanlarına fırsat tanıyanlar da  “üreticilerdi!”
KISACA:  Tutun ki toplum olarak bir arada yaşamayı anca öğrendik ama  “işbirliği”  yapıp  “sistemlerle  Kurumlaşmalar”  yaratmayı öğrenemedik! 
     **********   

    Kısaca takıldığım:  (Ne kadar hizmet yatırım o kadar refah ve saadet…)      

   Fuzuli bir kelam olacak ama desem ki  “beni CTP yahut DP veya UBP falan ırgalamaz.  İktidarda şu veya partinin olması da umurumda değildir! Hizmet var mı kardeşim hizmet!          Devleti yönetirlerken akıl mantık basiret  gösteriyorlar mı?           İş üretip,  icraatlarına yansıtıyorlar mı?     Hakçasına düzenleri  tesis etmek için mi uğraşıyorlar?  “Rabbena, hep bana hep bana” demeden  halka hizmeti görev mi biliyorlar?         İşsize iş,  evsize ev, topraksıza toprak, susuza su sağlamanın kutsallığına mı inanıyorlar?… Canlar kurban!
Nitekim işitiyorum.  Büyük bir proje başlatılıyormuş. Ercan Hava Alanını Girne’ye bağlayacak bir tünel inşaatı gerçekleştiriliyormuş.  Seviniyorum!  Toprağa vurulan her kazma,  dikilen her fidan, oturtulan her taş, yükselen her bina, açan her çiçek… Kuzey’i Kıbrıs’ı biraz daha  “bizim” yapacaktır!  Yani vatan! 
Ve işitiyorum. Lefkoşa Belediye’si elinden geldiğince Lefkoşa’yı hem trafik hem de çevre düzenlemeleri yönünden yeniden dizayn ediyor… Seviniyorum! Çünkü bu memleket bizim.  Ne kadar bayındır ve mamur olursa o kadar bizim!
Ve bazı belediyeler uyumaya devam ediyorlar! İyi uykular!