Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GYÖ’ler sorunu: (Müzakereciler GYÖ’lerle meşgul edilmemelidirler!)

Zannedersem Güven Yaratıcı Önlemler müzakere masasının değil,  Sivil Toplum Örgütlerinin inisiyatifinde olmalıdır.  Bir başka deyişle “müzakereciler” iki toplumu yakınlaştırmaya ve işbirliği yapmaya yöneltecek tali sorunlarla meşgul edilmemelidirler.
KALDI Kİ:  Halk katlarında “müzakerecilerin” yarattığı yeni çözüm umutlarının ne kadar isabetli olduğunu ispat etmek telaşından olacak, hadi bu umudu GYÖ’lerle pekiştirelim derken  olay ters tepti!  Nitekim:
Sınır kapılarından karşılıklı olarak  vizeler kaldırıldı  ama gelen haberlerden öğreniyoruz Rum tarafı buna uymadı. 
Rum’un elektrik şebekesi ile Kuzey’deki elektrik şebekelerinin birleştirilmesi olayı da Kuzey’deki şebekenin kriterlere uygun olmaması nedeniyle askıda bırakıldı.
Kuzey Güney Telefon ağlarının birleştirilmesi ise Güney’in +357 kodunu Kuzey’e de dayatmak istemesinden  dolayı kabul görmedi!
Öte yandan uzun süredir gündemde olan Derinya Kapısı’nın açılması,  Maraş’ın iade edilmesi gibi  siyasi rizikolar taşıyan konularda da gelişmeler olmadı!
Kıbrıs  Türk Futbol Federasyonun KOP’un altına girmesi olayı ise bizdeki tartışmalarına bile nanik çekecek Rum  vurdumduymazlığında belirsizliğe itildi!
Araya sıkıştırılan iki toplumlu etkinliklerle kültürel ilişkiler ise zaten GYÖ’lerin esas konuları olmalıydı  buna rağmen daracık lobilerin faaliyetlerinde kaldı!
MÜZAKERELERİ ETKİLER Mİ?  Hatırlatalım.  Öncesi müzakerecimiz Eroğlu da bu GYÖ’den çok çektiydi çünkü  Anastasiadis’in arsızlıkları tavan yaparken mesela Güzelyurt’tan Maraş’a kadar sürekli Kuzey’den  “bir şeyler ister durumuna geldiydi! Bu arsızlıkları da kapsamlı müzakereleri  sulandırıldıydı! 
Dolayısıyla görüşmeler  yeniden başlarken liderleri  abese iştigalden kurtaracak  bu GYÖ’lerin dışında tutmakta yarar vardır diyoruz. O işlev iki halkın STÖ’lere ait olmalı,  üzerinde uzlaşıya varılan konuları müzakerecilere iletmekle yetinmelidirler. Yoksa Anastasiadis bir iki toplantıdan sonra yine GYÖ’yü öne çıkartarak o bildik arsızlıklarına başlayacaktır! 
     *********       Nedir memleketin en büyük sorunu?  (İşte sourlarla cevapları!)           Yok,  Dr. Beratlı ile Doğuş Derya’nın Facebook’taki tartışmalarıdır demeyeceğim!        Ne de   dövizin TL’yi vurduğu bir dönemde DAÜ’nün öğrenci harçlarına zam yapmasıdır da demeyeceğim!  
Yahut Özgürgün’ün UBP’yi seçimlerden birinci parti çıkarmazsam  istifa ederim dediğini de önemsemeyeceğim.
Dün Havadis’in manşetten ayazlattığı “Ne Yaptın Temel”  diyerek Temel Bulut’un ev sahibi yapacağım dediği insanları dolandırıp konutzede yaptığına da  takılacak değilim!
Veya gitgide iş kazalarının arttığını, buna karşılık hâlâ köklü tedbirler alınmadığını  yazıp dikkatleri bir de ben  çekeyim demeyeceğim!
Yahut grevlerle öğrencilerin eğitim öğrenim hakları çalan bu nedenle son zamanlarda halkın olumsuz tepkilerini  çeken Öğretmen sendikasının okullara süt dondurma göndererek kırık gönülleri yeniden düzeltme numaralarına yattığına mim koymayacağım!
HAYIR!  HİÇBİR OLAY BU KKTC’DE  ÖNEMLİ DEĞİLDİR!   Olsaydı ayni zamanda KKTC’yi yöneten Hükümetin baş yöneticisi Sn. Yorgancıoğu mesela yukarıda  sadece bir ikisini yazdığımız sorunları öne çıkarır kamuoyunun bilgisine sunduktan sonra,  “işte hayati sorunlarımız”  derdi…
Oysa Sn. Başbakan için  asıl büyük sorun BRT Müdürü Mete Tümerkan’ın görevden alınmasıdır!
Pekala ne yaptı ki Tümerkan  Sn. Başbakan artık emaneten elinde tuttuğu makamının    yetki ve sorumluluğunu kullanarak görevden almak için düğmeye bastı!
Cevabını Lefkoşa dükalığı iyi bilir!  Zaten fıcırığını çoktan çıkardılar bile! Beni ilgilendiren ise  bir Başbakan’ın giderayak görevini devrederken  bir memurunu görevden almasının  her bir sorundan daha önemli olduğuna yönelik siyasi anlayışıdır!  Ki sayesinde Polis Teşkilatı müdürsüz, DAÜ  rektörsüz kaldı, vaziyetler “vekâleten” idare ediliyorlar!. İki fazla bir eksik kalmasın!  Şimdi  de her halde o  “vekâlet” olayını BRT’de yaşatacak! 
     **********
Kısaca takıldıklarım:  (Can alamaya devam eden trafik ve polise yüklenen yeni cefa!)

Bir trafik kazası bir can daha! Kuzey milyonluk nüfusa sahip  bir ülke değildir!  Bu nedenle  biz aile kadar küçük nüfusumuzla tasada ve kıvançta birlikteliği yaşıyoruz. Her ölüm hele bir tanıdık oldu mu yüreklerimizi paralar!
Ölümlü Trafik kazaları ise acıları en büyük olanlar!  Buna karşın yıllardır bu sorunu çözemedik! Veya insanlarımızı bu sorunları yaratmayacak düzeyde yetiştiremedik!  Nitekim  bu konuda yazılıp söylenmemiş hiçbir şey kalmamasına karşın trafik kazaları en çok da sürücülerin dikkatsizliklerinden dolayı verdiği toplumsal acılarla devam ediyorlar!           Aslında her sürücü şu veya bu nedenle   kazaya neden olur da yeter ki  “ölümüne” olmaya!  Biz hem ölüyor hem öldürüyoruz! Korkunç bir insanlık dramıdır bu! Kabul edilmesi de mümkün değildir.  Ne var ki sürücüler olarak yollara çıktık mıydı ölümüne sürüyoruz! Galiba en büyük sorunumuzdur  bu!
     **********
Kapılardaki polislerin canlarını çıkartıyoruz:
  Güven Yaratıcı Önlemler diyerek sınır kapılarından vizeleri kaldırdık sonra da polise ricada bulunduk:  “Mümkünse arabalardaki sürücü ve yolcuları indirmeden kimliklerinin işlemlerini yapın!”
İşte size polisin başına ördüğümüz bir yeni sorun. Her arabadan yahut gelip geçen her turistik otobüsten kimlikleri toplayacak  ya kendisi yahut bir başka görevli bilgisayarda denetimini yapacak sonra polis  bu kimlikleri alıp arabadaki veya otobüsteki kişilere dağıtacak, iyi yolculuklar dileyecek…
Bu işi günde kaç  kez yapacak?  Bir iki?  On yirmi? Yüz, iki yüz?  Polis robot değil ki! Ne ayak kalır yürümeye ne takat kalır konuşmaya bile!  Yani bir iş yapılsın dendi meşakkatiyle  zulmünün faturası yine polise kesildi! Olacak iş değil,  oluyor işte!