Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Guterres’in sıradan raporu!

“Avaracı papaz dirileri gömermiş!” Her ne BM’ler genel sekreteri Guterres “avaracı” değilse de doğrusu Kıbrıs siyasi sorununu Crans Montana’da gömmek zorunda kaldı!

Aslında bu gömü işleminin duaları,  öncesi Mont Pelerin’de başadı, Montana zirvesinde törenle toprağa verildi!

GUTERRES’in suçu yok! Kıbrıs siyasi sorununa bulaşan öncesi BM’ler genel sekreterlerinin de suçu yoktu! Çünkü  BM’lerin yapısallığıyla siyasi sorunları çözme kabiliyeti hiç olmadı! En büyük marifeti ta gençliğimizden hatırladığımız 1953 Kore savaşına aralarında Türkiye’nin de bulunduğu BM’ler askerlerini gönderip savaşa Güney Kore yanında müdahil olmasıydı. Sonuçta ülkenin   “kuzey-Güney Kore” olarak ikiye ayrılmasını önleyemedi! Ki şimdilerde de Kuzey Kore’nin dünyanın başına bela olmasını önleyemiyor! Öte yandan:

EİDE’yi bir kez daha takdirle anacağız. BM’lerin Özel danışmanı gibi değil, gerçekten çözüme inanmışlığında fakat hakkaniyetli bir düşünce ve eforla çalıştı! Tek kusuru Kıbrıs siyasi sorunu ile Rum tarafını  ancak çoklu konferansta tanımış olmasıydı ki zaten Rum’lar Downer’e yaptıklarının beterini yaptılardı adam adadan ayrılırken!  Çünkü “Rum tarafının ne kadar uzlaşmaz olduğuna bizzat tanık olmuş, bunu da açıklamalarında satır aralarına sokuşturmuştu ki bir süre daha adada kalsaydı adamı şişte kebap yapacaklardı!

GUTERRES’in çok beylik raporuna dönüyorum: “Crans Montana’da büyük bir fırsat kaçırıldığını” söylemekten öte ele Avuca sığan bir şey yoktu! Üzüntülerini beyan etti, arada umut ölmez demek istedi “bir başka bahara inşallah” imasıyla konuyu kapattı!

Oysa asıl beklenen “al-ver” sürecinin detayıydı! Mesela hâlâ Kuzey’de Rum’a nelerin verildiğini bilmiyoruz! Yalnız Güzelyurt’un verilmediğini biliyoruz çünkü Rum tarafı Anastasiadis’i  Omorfo ile topa tutuyor, Türk’ün elinden kurtaramadığı için!”

Aslında Anastasiadis Maraş’ı da kurtarmadı! Oysa sadece bir Maraş’a karşılık bile çözüm sağlanabilirdi. Fakat “çoğunluk oluşlarının saplantısıdır ki siyasi eşitliği bile kabul etmiyorlar!

BİR gün masa yeniden kurulur. Ve tabi Rum tarafı nasıl ki son müzakerede Annan planının gerisine düştü, bu kez Montana’nın da gerisine düşer! Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz!


 

AÇIKLAMALARINDA BOĞULAN HÜKÜMET

Geçtiğimiz Pazartesi Diyalog gazetesindeki “köşesinde” Sn. Akdağ’ın ziyareti ile Başbakan Özgürgün’ün bazı açıklamalarını “kusura bakmasın” diyerek  yorumlayan eski Başbakanlarımızdan Ferdi Soyer,  “Sn. Akdağ’ın söylediklerini göz ardı etmek mümkün değil” dedikten sonra şunu hatırlattıydı:

“…BU hükümet ilk defa TC-KKTC arasında imzalanan Ekonomik işbirliği Protokolünü takvimi ile birlikte Mecliste oyladı. Yani Sn. Akdağ’ın “eğer uygulamayacaksanız niye imzaladınız” eleştirisi doğrudur!..”

(Şimdi Soyer’den hareketle şu Recep Akdağ tufanına yeniden dönmek için açtım konuyu: Çünkü Başbakan Özgürgün, karşısında mertek kadar harflerle duran “Akdağ’ın serzenişlerine” aldırmadan hâlâ  “ülkede ekonomik sıkıntı kalmadı” diyecek kadar çakır keyif açıklamalarıyla tutun ki bize “nanik” çekiyor! Bu kadarı da olmaz dedirtiyor..)

MESELA Soyer Özgürgün’ün, “şu an Türkiye’den  en az katkıya ihtiyaç duyduğumuz dönemdeyiz” açıklamasına takılırken şunu yazıyor: “Bu ifade doğru değildir! Aksine yerel kaynaklarla insan ve toplum için bir çivi dahi çakılamayan en kötü dönemdeyiz. Evet temel alt yapı yatırımları için Türkiye’nin desteği önemlidir. Ancak geçmişte, kusura bakmasın, yerel kaynaklarla çok işler yapıldı…”

(Soyer yine de çok nazik! Sanki kusur işliyormuş gibi bunları söylerken, “kusura bakmasın” diyor Başbakana!        Oysa asıl kusur işleyenler  yıkılanı yıkılmış, yananı  yanmış,  kaybolanı kaybolmuş, bozulanı bozulmuş… Bırakan iktidar erkidir ki Kıbrıs Türk halkını virane görünümlü  ve pislik deryası bir memlekette yaşamak zorunda bırakmaktadır!  Nitekim bu sorunlar artık  günlük şikâyetlerimiz haline geldi? Mesela  hangi gün pislikle trafikten yakınmıyoruz?  Hangimiz Hastahanelerimizle okullarımızdan memnunuz? Hangimiz pahalılıktan yakınmıyoruz? Et satın almanın bile lükse girdiği  bir memleket olmadı mı  KKTC?…)

NİTEKİM Ferdi Soyer şunu da hatırlatıyor: “Başbakan Türkiye’nin en az katkısına ihtiyaç duyduğumuz dönemdeyiz diyor!” Ama bunu dediği bu dönemde KKTC Maliye Bakanlığı verilerine göre Temmuz 2016 itibarıyla KKTC Maliye Bakanlığına yapılan  TC yardım katkısı 30 milyon TL iken 2017 Temmuz itibarıyla gerçekleşen TC yardım miktarı 80 milyon TL oldu! Yani hiç doğruluk yok o içi boş böbürlenmede!”

       LAFIN kısası şu: Gerçekten bu ülkede ayağı yere basan, ağzından çıkanı duyan, yapacağım dedi miydi yapan, yapamayacağını açık seçik söyleyen, hakka hukuka imanlı “yönetici” takımlarına çok ama çok ihtiyacımız vardır…


             

    KISACA TAKILDIĞIM: (KOALİSYON HÜKÜMETLERİ MANGOS OLUYOR!)

Genel seçim ateşi henüz yakılmadı ama hazırlıkları başladı! UBP her hikmetse CMIRS anketinde yine önde çıkarken ortağı DP barajı bile geçemeyecek yüzdelikte kaldı!

VE ne oldu “rüzgârı arkama aldım” diyen Özgürgün “seçimi 2018’in  Nisan ayına takvimlerken… “Belki yeniden durumu toparlarız” umudunda Serdar Denktaş da Temmuz’u işaret etti! Pekala yarın seçim olsa, UBP birinci parti, mesela HP ikinci, CTP’de sandıktan çıkan üçüncü parti, diğerleri de tumba olsa… UBP kiminle hükümet kuracak?

Önümüzdeki seçimin hele “çarşaf listeye” da dolanırsa biline ki ne KKTC’ye ne de siyasi partilere bir faydası var..                                             BU nedenle ve gerçekten artık şu başkanlık sistemini düşünmekte yarar vardır çünkü Koalisyon hükümetleriyle artık KKTC değil, popülizmle partizanlık beslenip büyütülüyor üstelik yanına her türlü alavere dalavereyi de alarak!