Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs’ta sertlik yanlılarının ittifakı

Toplumlararası görüşmelerde, liderliklerden özellikle Rum tarafının, kendi halkına önderlik edecek pozisyonda olmadığı ortaya çıktıktan sonra, şimdi, her iki tarafın sertlik yanlıları,  kendi pozisyonlarını güçlendirecek adımları atmaya başladılar.

Türk tarafında, Sertlik yanlısı politikalarda, öncü rolünü Dışişleri Bakanı üstlendi.

Kuzey’de kalmış olan Rum ve Maronitlere, haftada bir gönderilen az miktardaki  erzak yardımına, Dışleri Bakanının yönlendirilmesiyle GÜMRÜK VERGİSİ uygulanması kararı alındı.

Çarşamba günü,Kuzey’de kalan Rumlar ve Maronitlere gidecek Erzak , ilaç yardımı dışında, uygulanmak istenen GÜMRÜK VERGİSİ dolayısıyla gönderilemedi.

BM, bu durumdan büyük üzüntü duyduğunu açıklarken, Anastasiyadis de  Erzak’a uygulanması düşünülen Gümrük Vergisi  ile ilgili olarak ,“ Yasal Devlet, yasa dışı rejime, hiçbir şekilde bir şey ödemeyecek” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Türk tarafı ve Türkiye, Kıbrıs Sorunu konusunda İnsiyatif alır ve Rum tarafını uluslar arası arenada zor duruma sokan politika izlerken, Türk tarafının Dışişleri Bakanlığı yoluyla uygulamak istediği politika, en çok , çözüm istemeyen Rumlara yaramaktadır.

Kıbrıslıların akıl karşıtı SERTLİK POLİTİKALARINA,  Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Anastasiyadis’in en  güçlü rakibi olan Nikolas Papadobullos da açıklamalarıyla katıldı:

Papadobullos da, seçilmesi durumunda, Kuzey Kıbrıs bürokrasisinde  ve devlet yönetiminde görev almış olan Kıbrıslı Türklerin kimlik ve pasaport işlemlerine müdahale edeceğini ve bu belgeleri iptal ettireceğini açıkladı.

Yapılan bu sertlik yanlısı politikalar, aslında her iki tarafın uzlaşma yanlılarının , Kıbrıs’taki etkilerini azaltacak ve sertlik yanlılarını güçlendirecek politikalardır.

Geçmişte, her köydeki, 5-6 EOKA cı ve 4-5 Kıbrıslı Türk TMTcisi silah zoruyla istediklerini yaptırırken,  bu uygulamalar,hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin ada üzerindeki sayılarının hızla azalmasından başka hiçbir sonuca yol açmadı.

Özellikle Kıbrıs Rum tarafının, 200bine yakın göçmeni varken,  çözüm konusunda her planda ve görüşmede, olumsuz bir tavır sergilemesi gerçekten ilginç ve anlaşılamazdır.

Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs konusunda, ne istediğini özetleyecek berrak bir politikasının olmaması da yine çok düşündürücüdür.

1960 koşullarına dönüş, bugün Rum tarafının kesinlikle istemeyeceği bir formüldür.

1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, RUM VE TÜRK toplumlarının birlikte egemen olacakları değişik bir otonom devlet görünümündeydi.

 

Kıbrıs Rum tarafı % 20 seviyesinde olan Kıbrıs Türklerine , DEVLET KADROLARINDA % 30 civarında haklar verilmesini hiçbir zaman içerisine sindiremedi.

1963 olaylarının ardında bu sindirememenin etkisi çok büyüktür.

Türklere gelince, onlar da bu krizi,  bölünme ve Türkiye’nin müdahalesini davet ettirmede bir araç olarak kullanmak istediler.

Günümüzdeki sonuç, bölünmüş bir ada ve bu ada üzerinde ilan edilmemiş bir ateşkes politikasının sürmesi oldu.

Bu ateşkes politikasının her an bitebileceği ve adanın yeniden büyük çalkantılara uğrayabileceği düşünülemezken, bu yapının devam etmesi durumunda, her iki taraftaki Kıbrıslı nüfusun hızla etkisiz hale geleceği  de düşünülememektedir.

Kıbrıs Türk tarafının, Montana  sürecinin çökmesinden sonra, kimseyi takmadan, yeni vatandaşlıkları, kuralsız bir şekilde dağıtmaya başlaması, çözüm istemeyen güçlerin bölünmeyi teşvik edecek politikalarından başka bir şey değildir.

10 yıl sonra Kuzey’deki nüfus BİR MİLYONU GEÇİNCE, sayın Papadobullos ve çözüm istemeyen Rumlar, acaba hangi yeni politikayı izlemeyi düşüneceklerdir.