Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Guterres’in gene “Kıbrıs” ateşi çıktı!

BM’ler Genel Sekreterinin elinin altında “çözüm bekleyen” kaç dünya siyasi sorunu vardır bilmiyorum. Fakat “Ermenistan Azerbaycan”   savaşını görmediğini herkesler gibi ben de biliyorum.

Ne var ki nedense Kıbrıs sadece şimdilerin Guterres’i için değil. Önceleri de gelip giden Genel Sekreterlerin hep göz bebekleri gibi nadide bir siyasi sorun oldu!

Bunun nedenini Amerika ve Avrupa’daki Yunanistan ve Rum lobilerinin dur durak bilmez Kıbrıs odaklı propagandalarının  etkisine bağlıyorum.   Nitekim geçtiğimiz gün Erdoğan da  Baştepe’deki sarayında gerçekleştirdiği toplantıda Batı dünyasının hem Kıbrıs hem de Türkiye ile İslam alemine yönelik aykırı politikalarına değinirken, özellikle Makron’un gündeme getirdiği “Fransız islamı, Avrupa islamı” kavramlarına tepki göstererek şöyle dediydi. “Makron’un başını çektiği bu tür girişimlerin  esas gayesi islam ve Müslümanlarla hesaplaşmaktır…”

Kıbrıs sorunuyla ne ilgisi vardır denmemeli. Avrupa’nın son yıllardaki çiçeği burnunda yaramaz çocuğu Makron bir yandan Türkiye ile uğraşırken, öte yandan Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle de neredeyse  nikâh kıymadıkları kaldı. Ki Doğu Akdeniz’de kazaen bir savaş çıksa Fransa anında Rum Yunan ikilisinin yanında yer alacak.

YANİ artık Kıbrıs siyasi sorunu  “adadaki Türklerle Rumların sorunları olmaktan çıktı, Doğu Akdeniz’i de aşarak Avrupa’nın sorunu haline geldi! Dolayısıyla “siyasi çözümü” sağlamak mesela Crans Montana’da  mümkün olabilirdi ama şimdi AB’i tepe tepe kullanan Rum ve Yunan ikilisinin  politik kazanımları nedeniyle daha bir zorlaştı. Çünkü hem Rumlar hem Yunanistan AB’den aldıkları güçle olası müzakerelerde bu kez Annan ve Grans Montana’da elde ettiklerinin üzerinde ödünler isteyecekler!                                    Şimdiden şu olacak bu olacak demek zor. Kaldı ki her zaman yazıp söylediğimizce tabi ki çözüme çok ihtiyacımız var.  Ama eğer  Türk tarafı müzakere masasında “çözümü” sağlamak uğruna bu ödünleri kabul ederse bir daha telafi edemeyeceği yenilgisi olacak!                                   ***

PEKİ NE YAPILMALI: Sn. Tatar’ı telefonla arayarak Cumhurbaşkanı seçilmesini kutlayan Anastasiadis ilk fırsatta tanışmaları için bir araya geleceklerinin de haberini verdi.

Böylesi iki devlet arası  hoşamediler elbette “barışçı ilişkiler için faydalıdır. Fakat dikkat:                                                                       Rum Cumhurbaşkanı, Kuzey’de cumhurbaşkanı seçilen Sn. Tatar’ı tebrik ediyor ama ne KKTC’nin devletini tanıyor (ki sahte devlet diyor) dolayısıyla ne de cumhurbaşkanını tanıyor!  Bir Cumhurbaşkanın tanımadığı bir devletin tanımadığı Cumhurbaşkanına telefon açıp tebriklerini beyan etmesi sahtekârlıktır!

Denecek ki “efendim dolaylı da olsa tanıyor ya!” Hiç de değil! Çünkü birbirlerine zaten president olarak da hitap etmediler. Biri “hello Ersin” demiş diğeri de “yes Nikos!”…

İŞTE  Guterres şimdilerde, artık siyasi hilkat garibesi haline gelmiş böyle bir sorunun müzakeresini kendinden öncekilerin de bilmem kaç kez denediklerince bir daha denemek için  müzakereleri başlatmak isteyecektir de yine “dikkat” diyeyim:

OLA ki Rum tarafı Türk tarafının kendisine sunulan ödünlerden  dolayı “hayır” diyemeyecek bir yumuşamada çözüm kapısını açar ama işte “dikkat” dediğim de budur!

Çünkü her müzakere safhasında Rum tarafına “biraz daha, azıcık daha” derken neredeyse olduğunca Kuzey’i verecek duruma geldik!                                                              Oysa sadece  Crans Montana’da verilenler bile KKTC’deki Türk halkını bitirmeye, yok etmeye mahkûm edecek kadar fazlaydı! Kimseler bu toplumunun sürekli nüfusunun arttığını.. Sürekli daha çok ekip biçeceği toprağa ihtiyaç duyacağını.. Turizmle birlikte defakto nüfusun rahatça nefes alacağı  daha çok park daha çok tesis daha çok iskân alanlarına gereksinimi olacağını.. Kısaca gelecekte kalkınacaksak bir karış toprağımızı bile elden çıkarmamak gerektiğini… Yoksa sırf çözümü sağlamak  uğruna görmek mi istemiyor! Bu nedenle “dikkat” diyorum!

                                   ***

KISACA TAKILDIĞIM: (NE OLACAK ŞU YOLLARIMIZLA TRAFİK VE Sn. TATAR’A RİCAMIZ!)

Şöyle desem ayıp olur mu? “Eğer Sn. Tatar’ın Cumhurbaşkanlığı, koalisyon hükümetindeki başbakanlığı kadar olacaksa aman ne olur  göreve yemin etmeden başlasın!

Çünkü kendinden önceki Koalisyon Hükümetleri gibi Sn. Tatar’lı koalisyon da bu memlekete bekleneni veremedi. Tek bir “başarının” dışında. O da “grak dendi mi su gruk dendi mi et” misali TC’den sağladığı mali destek..

Ne var ki o mali destek ne belediyeleri ayağa kaldırdı aksine hepsi de batıp gitti ne tarıma ne sanayiye yaradı..  Artı bir yandan koronavirüs öte yandan  durmadan dikilen döviz nedeniyle de  insanlar batıp gittiler ki Sn. Tatar yetkisiz etkisiz Cumhurbaşkanlığına atlarken, doğrusu Başbakanlık gibi  büyük sorumluluk taşıyan makamın  hem derdinden  kurtuldu hem de töhmetinden..

Ha, ne yazacaktım? Geçen akşam “zift” gibi  yolda trafik kazasından  3 genç insan daha hayatını kaybetti. Ve yollar diyoruz! Trafik diyoruz!  Ki okullarda trafikle ilgili ders kitapları  okutulmaya  başlandığının üzerinden  otuz yılı aşkın süre geçti!

Ne ölümcül trafik kazaları azaldı ne de trafiğin yükünü asgariye indirecek yeterli ve düzgün yollar yapıldı. Hatta hâlâ yollarımız patlak çatlak ve akşamları, evet “zift” gibi!

BAZEN tepemiz atar,  “gerçekten   biz devlet miyiz” diye sorgularız kendimizi..  Gerçekten ayıp ama! Üniversiteler diyarı olmuşuz “pür’i melalimizi” söyleyen o yüz karamız  yollarımıza ne yeni yol ulayabilmişiz ne doğru dürüst onarımlarını yapabilmişiz. Zaten ne yapmışız ki diyeceğim de hadi gene başlamayalım!

Neyse! Sn. Tatar sadece bu yol ve trafik derdinden kurtulmanız bile Cumhurbaşkanlığınızın yanına konacak kârı olmalı da siz yine de en az siyasi sorun kadar bu yol ve trafik sorununu da kendinize dert yapıp üzerine giderseniz çok memnun olacağız..