Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney’in taktikleri: (Gün gelecek Eide de öğrenecek!)

Rum liderliğinin Makarios’tan beridir süregelen eski taktiğidir: “Saldırı politikası!” Çocukluğumda da hatırlarım. Ne zaman Türk-Rum halkları arasında siyasi sorunla ilgili tartışmalar söz konusu olsa Rum’un en üst perdeden çıkan “ciyak” sesini işitirdik. Babalarımız dedelerimiz “yaygaracı Rum gene başladı” derlerdi!

İşte o “yaygaracılık” hiç bitmedi! Ne kadar haksız olularsa olsunlar bağıra çağıra haklı olduklarının politikalarını sürdürürler… Bu nedenle Downer’ı da bıktırıp usandırdılardı ki adam arkasına bakmadan kaçtı, önceki BM temsilcilerini de… Şimdi dolaba “Eide”yi koydular.
Malum Eide çok konuşuyor. Eni konu da lafazan. Öncesi arabuluculuk başarılarından cesaret alarak “ben bu Kıbrıs sorununu da çözerim” diyor… Ve zannediyor ki telkinlerle falan iki taraf arasında yakınlaşma sağlayıp sorunu çözmek mümkündür.
Nitekim müzakere masasını kurmak için adaya gelip zemin yoklaması yaparken her halde “hakçasına” diye düşünmüş olacak Anastasiadis’in masadan kaçması bahanesi olan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırmalarına atıfta bulunarak, “bu araştırmaların Rum’un bölgedeki egemenlik hakkının ihlali olmadığını söylediydi!”
Ve tabi zülfüyare dokunduydu! Nitekim “sen misin Türkiye’nin haklı olduğunu söyleyen, o günden beridir Eide Rum liderliği ile medyasının yaylım ateşi altındadır! Ne hukuk bilmezliği kaldı söylenmedik ne de “Bu Downer’dan beter çıktı” denmedik! Kısaca Eide’yi de topun ağzına koydular!
RUM BUNU HEP YAPAR: Taktik geçmişten beri hep böyle çalıştı. Tanınmış devlet oluş avantajını kullanarak adaya gelen BM ve tabii AB diplomatlarını eğer yedirip içirip izaz ikramlarla ayarlayıp kendinden yana siyasi rotalara sokmayı başaramamışsa, her zaman B planları olan ikinci yola başvururlar: “Yıldırmak, usandırmak ve sonuçta korkutup kendilerinden yana siyasi tavır koymalarına zorlamak…”
Şimdilerde Eide’ye bunun için saldırıyorlar. Müzakereler yeniden başlarken olmaya ki Türk tarafının haklılığını kaçırır ağzından! Güney Rum’u budur işte! Eide de öğrenecek ama başının çok ağrıyacağı muhakkak!                
**********     

Kurumlarımızın ahvali: (İlle de korkutarak dayatarak mı ayakta kalınacak?)

Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla memleket bir kez daha rölantiye yattı! Arada bir iki açıklama ile 2013’lerdeki polis terfilerinin usulsüzlük iddialarıyla hesaplaşmaları şimdilere yansımamış olsaydı, tutun ki “memleket dondu” diyecektik…
GÖZ UCU İLE İZLEDİKLERİM: Bu statik ortamda bir süredir göz ucu ile izlediğim “icraat ötesi” bazı “tasavvurlar” söz konusu olmaktadır. Hani şu “yapacağız edeceğiz” türünden. Ne zaman işitsem “neden şu kadar yıldır gerçekleştirmediler” deyip hem hayıflanıyorum hem de “ne kadar çok kaybetmişiz” diyerek üzülüyorum!..
Mesela dediğim bu cümlemin içine Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy’un “projelerini” koyuyorum. Ve ekliyorum: “Problem bilincine varmak sorunların çözümü için kaçınılmazdır.” Taçoy da bunu görebiliyorum. Nitekim geçtiğimiz haftalarda “projeleri” ile ilgili açıklamalarda bulunurken “Kurumlar arasında iletişim kopukluğu vardır” dediydi! İfadenin doğrusu “Kurumlar arasında hiç iletişim yoktur” olmalıydı ama Taçoy daha yumuşak bir inişle “kopukluk var” demekle yetindi…
OYSA KURUMLAR DÖKÜLÜYORLAR: Tabii sözünü ettiklerim devlet kurumlarıdır. Ki bu kurumların hem hizmetleri hem de halka verdikleri güvenleri ile “devletin büyüklüğünü” yansıtacaklarını beklersiniz!
Bir örnek vereyim: Geçen gün KKTC’nin bir yurttaşı anlatıyor: Ki evinde işyerinde ikamet edip çalıştığından ve de elektrik sarf ettiğinden ayni zamanda Elektrik Kurumunun da abonesidir… Yani tükettiği elektrik kadar ödemesini yapar, karşılığında hizmet alır… İşte böyle bir Yurttaş anlatıyor.  “Geçen yıl bir vesileyle gittiğim Elektrik dairesinde bana sevinçle müjdeler verdiler ki sanırsınız milli piyangodan büyük ikramiye bana çıktı! Meğer 1998-1999 yıllarından kalma küçük bir elektrik borcum varmış fakat aksiliğe bakın geçen 26 yıl itibarıyla faizi ile birlikte 5 bin 900 TL’ye ulaşmış! Ödenmesini istiyorlar!” Tabii yurttaş şoke oluyor ve soruyor: Aradan bunca yıl geçti. Bana neden ihbarda bulunmadınız, bir! O yıllarda işlemler henüz bilgisayarlarla yapılmıyordu, büyük olasılıkla bu borç takıntısı o dönemdeki ilgili memurun bir hatası olmalıdır, iki! Bu olasılığı araştırdınız mı üç!
Yurttaş diyor ki aradan altı yedi ay geçti hâlâ araştıracaklar. Ne var ki borcun faizi de işliyor! Üstelik aradaki serzenişlerime “ödemezsem” lafı koyduğumda “elektriğini keseriz ha” tehdidi savuruyorlar!
İŞTE SİZE KURUM: Demokles’in kılıcı gibi abonelerin başları üzerinde “elektriğini keseriz” tehditleri ile korkular salarak memleketin “elektrik sorunlarını” çözdüğünü yahut bu tip tutumlarla çözeceğini zanneden bir kurum işte! Üstelik monopol çünkü rakibi yok!
VE TELEKOMÜNİKASYON. Öte yandan bir başka devlet kurumu olan Telekomünikasyon? Bir süre önce bir özel sektör Lefkoşa’dan Mağusa’ya fiberoptik hat döşeyecek. Telekomünikasyon “bize rekabet edecek” diyerek isyan bayrağını çekiyor! Bu da “bana rekabet yapacaklar” diye ödü patlayan bir başka devlet Kurumu! Birisi “monopol olmuş kesip biçiyor, öteki tek kalmak için “rekabet olmasın” diyor!
TAÇOY BU KURUMLARLA UĞRAŞIYOR: Ve doğrudur: Bu ülkede “kurumlar” oturmadı! Oysa devleti onlar ileriye taşıyacaklar. Taşıyacaklar ki şimdi de çiçeği burnunda bir yeni sorunu müjdeliyorlar! Yakında TC’den su akacak ya KKTC’ye. Taçoy diyor ki 476 kilometre kapsama alanı olacak. Hem de fiberoptik ağ bağlantılı… Üstelik telefon dairesi de bundan faydalanacak. Bu da özel sektörle Devlet sektörü iş birliğini getirecek.
Öyle de hazır mıyız bu olaya? Daha şimdiden “suya sahiplik ve egemenlik” tartışmalarına girildi… Malum bir kurum da devletin Su İşleri’dir. Suyun başına yatmak istiyor ki suyu tüketecek abonelerini Elektrik Kurumu’ndan beter eylesin mi diyelim! Yani bizi ille de böyle mi düşündürteceksiniz kendi halkımızın kendi kurumlarımızın karşısında?