Yanlış politika 1974 Harekatı’ndan sonra başladı… Çünkü Ecevit dönemi Türkiye’si ile Türk insanı 20 Temmuz Barış Harekatı’nı, Türkiye’nin garantörlük haklarını kullanarak adadaki Türk halkının can ve mal güvenliğini sağlamak olarak algılamadı! Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin ilk dış “fütuhatı” olarak kutladı!
Nitekim Barış Harekatı’ndan hemen sonra Ankara’da, adı “kanlı papaza çıkmış Makarios’un cezalandırılıp, adanın Yunanistan’a ilhak edilmesinin önüne geçildiği değerlendirmeleri yapıldı…” Bizzat hem Ecevit hem Erbakan ikilisi de bu “fethi” politik kazanımları olarak oya tahvil etmek için ayrı gayrı politika kulvarlarında koşmaya başladılardı…
O günlerde çok az görev süresi kalan ABD Dışişleri Bakanı Kessinger, “Gelin sorunu hemen sıcağı sıcağına çözelim” yalvarmalarına ve bu nedenle oluşturulmuş “telefon trafiğine” karşın meramını anlatamadı…
Ve Türkiye Osmanlı’yı aratmayacak bir tutumla “Kuzey’e hem alelacele nasıl olursa olsun nüfus kaydırması yaptı hem de tarihte kalmış “ganimet” olayına cevaz vererek “Rum mülkünün yağmalanmasına” meşruiyet kazandırdı… Fetih bir, hata bir, gol bir! Nedenini anlatayım: Geçen gün Güney’le ilgili şu küçük haberi gördüydüm: “Güney’deki Çiftçiler Birliği, Türk mallarını kullanan Rum’ların artırılan kiralar nedeniyle mağdur duruma düştükleri için Anastasiadis’e şikayet mektubu gönderdi…” (Kırk yıldır hala Türk malları kiradadır.)
Bir diğer haber ise Rum İçişleri Bakanı Hasikos’un Kuzey’de malı olan Rumlara çağrıda bulunarak Türklere satış yapmamalarını çünkü müzakerelerde ellerini zayıflatacağı çağrısında bulunduğuydu…
Şimdi “neden” diye soralım mı? Neden Rum bir yandan Mal tazmin Komisyonuna başvurmayın uyarısında bulunurken bir yandan da “malınızı Türk’e satmakla müzakere masasında elimizi zayıflatıyorsunuz” uyarları yapmaktadır?
Cevabı açık değil mi? Çünkü 1974’ten beridir sürdürdüğü politikası, “kaybettiği Kuzey’e dönmek” üzerinedir de ondan!” Bu nedenle bir gün müzakere masasına oturuldukta, Güney’deki Türk malları konusunda “işte malınız diyebileceği” bir strateji uygularken, öte yandan kesinlikle Kuzey’e döneceği inancında, “sakın malınızı Türk’e satmayın” uyarısını yapmaktadır…
Pekala 1974’ten beridir yağmaladığımız Kuzey’in hesabını biz nasıl vereceğiz? “Alsın parasını” demek kolay! Ya almaz da “Birleşik Kıbrıs ahkamlarında herkes yerli yerine” derse ne olacak? (Annan Planı’nda kısmen gerçekleştiydi.) Hazır mıyız böylesi pazarlıklara? Bu nedenle diyoruz ki “Kuzey bizimdir” demekle sorun çözülmüyor… Ve fena halde kafamız karışıyor, çünkü şu sıralarda Türkiye’nin misakı milli sınırları içindeki Diyarbakır bölgesine artık “Kürdistan” deniyor! Yani Ankara’nın sürprizleri devam ediyor! **********
TDP Başkanlığı’ndan ayrılırken Çakıcı cephesi
Son günlerde siyaset sahnemizde kırılmalar yaşandı. Çakıcı TDP Başkanlığı’nı bırakırken Soyer de CTP içinde kendisine yönelik vefasızlıktan yakındıydı.
Mehmet Çakıcı neden TDP Başkanlığı’nı Özyiğit’e bıraktı sorusuna cevap aramaktan çok, “neden parti başkanlığından ayrılmaması için inandırıcı telkinlerin yaşanmadığına” bakmak gerekir! Nitekim Çakıcı’nın ayrılması Özyiğit’in partinin başına gelmesi politika çevrelerine olağan bir “değişim süreci” olarak yansırken, parti kurmaylarının hemen Özyiğit etrafında kenetlendikleri gibisinden çok aceleci yorumlar da yapıldı… O zaman tek adam olarak suçlanan Çakıcı, “Başarı yakalandığında TDP’nin, başarısızlıkta tek suçlu da Çakıcı’nın olmaktadır” diyerek sitemde bulundu… Gerçekten Çakıcı başarısız mıydı? Parti bünyelerinde olagelen değişimlerin esaslarını öğrenmeden yorumlamaktan kaçınırım. Ancak daha önce de yazdıktı, hemen ekleyelim. “Toplumcu Demokrasi Partisi TKP’nin uzantısı olamadı!” TKP’den TDP’ye kalan miras sadece “bir zamanların Nalbantoğlu, Durduranlı, Akıncılı TKP’den aktarma “başarılı dönemler nostaljisiydi!” Hani peşinde koştuğumuz o TKP! “Köylünün, çiftçinin, memurun, öğretmenin, işçinin partisi…”
Mehmet Çakıcı’nın bu büyük “sloganı” yeniden ateşleyecek ne yeterli kadroları vardı ne de o eski seçmeni… Çoktandır memleket UBP, CTP, DP arasında kilitlendiydi ki ötesi partiler marjinal kalıyorlardı. Buna karşın TDP her devrede Meclis’te temsiliyet buldu. Ha bundan sonra Özyiğit’le ne olur? En kolay cevap: “Göreceğiz!”
**********
CTP ve Soyer cephesi
Anlatmaya hiç gerek yok. CTP’yi evladı gibi gören, onun doğumundan bugünlere kahrını çeken bir politikacıya, “hele sen biraz kenara çekil, artık miadını doldurdun” demek onu her halde kahreder…
Oysa bir süredir CTP’nin tabanından yetişip partinin üst kademelerinde kendilerine yer arayanlar çoğaldıkça, o yerleri açmanın tek çaresi önce “boşaltmak” oluyor! Ve haliyle “eskiler” olayı bu nedenle depreşiyor. Soyer ise o eskilerin “başını” çektiği için, önce “başlar gider ki gerisi etkisizleşsin” düsturunda nasibini almaya başlıyor!
Nitekim CTP’deki sancılanmalar bu minval üzere sürerken geçtiğimiz Pazartesi Havadis Gazetesine açıklamalarda bulunan Ferdi Soyer, Kendi üzerinden çok sayıda partilinin dışlandığını, yine kendi üzerinden partililerin (mecazi anlamda) dövüldüğünü söyleyerek, hükümet içindeki son atamalarda kendi döneminde atanan ve şimdi müşavir olan kişilerin bulunmamasının nedenini, “Soyer’e yakın olmaları gerekçesine” bağladı ve üzüntülerini beyan etti…
Tabii hatırımıza geldi: Kadrolama hareketinden önce Mağusa’da Berber Yahya’nın karşısındaki Hisar altında bir süre Soyer’li bir lobi oluşturulduydu. Gerçekten de orada gördüğüm bazı kişiler tahminlerin aksine dışta kaldılardı… Buna karşın geçen gün Mağusa’daki bazı CTP’li tanıdıklara, “Soyer yakınıyor, dışlanmışlığından söz ediyor” deyip olayı açtığımda, bir ayak üzerine bana geçmişte Soyer kadrosunda olan ve şimdilerde bakan, müsteşar, müşavirliklere getirilen belki on isim saydılar ve eklediler: “Artı, elinde telefon üstelik o kişilerle de vaziyetleri idare ediyor…”
Kısaca ve anladığımca Ferdi Soyer parti içinde ne yakındığınca istismara uğradı ne de dışlandı… Hala kendisine ait lobisi ile politikacı olarak politikasını da yapıyor… Zaten görüyoruz da biliyoruz da… Bildiğimiz bir ötesi ise eğer Akansoy parti başkanlığına seçilirse CTP’nin “gençleştirme” sürecini çok daha çabuklaştıracağıdır ki işte “eskiler” asıl o zaman yakınacaklardır!
**********
DAÜ’den bir açıklama
Dün gitgide artan illegal olaylara dikkat çekerken DAÜ’ye takılmış, sırf parasal gelirler için her önüne gelenin kaydını yaptığını yazmıştım. Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Derviş Ekşici telefonla aradı. Önce bize bu konuda bilgi vermediği için özür diledi. Çünkü sanıldığı gibi her müracaat eden öğrencinin kaydını yapmıyorlarmış. Hatta bugüne kadar bine yakın öğrenci “uygun bulunmadığı” için kaydedilmemiş… Ekşici’ye bu konuda kendisi ile görüşeceğimi söyledim ama bir ön bilgi olarak “açıklamasını” da aktarayım dedim…
































