Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GÜNEY’DEKİ (BAZI) İNSANLARIMIZ

KÖŞEMDEN: Mutlaka farkında olmalıyız: Neredeyse her bir buçuk yılda bir hükümet gider bir yenisi gelir ama “Cumhurbaşkanları” beş yıl süreyle görevde kalırlar.

Tutun ki Talat’tan beridir hükümetler daha planlarının “p”sini bile uygulama fırsatı bulamadan “iktidarlarını” başka “partiler koalisyonlarına” devrederlerken; Cumhurbaşkanlığı makamı beş yıl süreyle görevde kalma şansına sahip oluyor..

(Henüz Denktaş’tan öte Cumhurbaşkanlarımızdan hiç biri “hatıralarını” kitaplaştırmadılar ama öylesi kitaplar yayımlasalardı o beş yıllık görevleri sürecinde görüp yaşadıklarıyla ilgili kim bilir ne enteresan “hatıralar” okurduk..

Yazık ki ayni temenniyi “Başbakanlar ve Hükümet erkânı politikacılarımız” için yapamıyoruz. Çünkü koltuklarını ısıtmaya bile fırsat kalmadan ya istifa ediyorlar yada erken seçimle çekip gidiveriyorlar!

Yani o çok özlenen ve söylenen “devlette kalıcılık” olayı yok! Cumhurbaşkanlığında var ama..

İYİ ki vardır en azından “Kıbrıs siyasi sorununu” müzakere süreçlerinde canlı ve diri tutarlar..

Nitekim şimdilerde bu “canlılığa” mesela Sn. Akıncı’nın BM’ler Genel Sekreterine önerdiği “Beşli toplantısında” elliyoruz.

Cevabi mesajında Guterres’in “önce siz kendi aranızda anlaşın” tavsiyesiyle ortaya çıkan fikrini öğreniyoruz..

PEKİ ama “siyasi sorun” sadece Hükümetlerle Cumhurbaşkanlığı makamlarının yetki ve sorumluluk alanı içinde midir?

Mesela artık AB Parlamentosunda ayni zamanda vatandaşımız olan Niyazi Kızılyürek de vardır.. Yıllar yılıdır Güney Kıbrıs’ta siyasi faaliyette bulunan “Birlik, Sendika, Kurum mensubu yöneticiler” de vardır.. Mesela KTÖS Sekreteri Elçil bunlardan biridir ve Kuzey’de, Güney’de aktif politika sürdürmektedir..

Yanı sıra bazı marjinal Parti mensuplarımız da Güney’de kendi misyonlarına eş politikacılarla temas içindedirler..

O zaman hep beraber düşünelim. Çoğunluğunca halkın yada “üyelerinin” oylarıyla seçilen bu politikacılarımızın nedir Kıbrıs siyasi sorununun çözümüne yönelik katkıları?

İlle de “muhalefet yapmak muhalefetinde” sürekli Türkiye’yi eleştirmek midir? Ki onu zaten Rum tarafı çok daha etkin ve yetkin ifa etmektedir!..

KONU şudur: Güney’de kendilerince Türk Rum ilişkilerini geliştirmek ve tabi ki çözüme katkıda bulunmak için siyasi faaliyette bulunan KKTC yurttaşı insanlarımız neden Rum tarafının (kendilerinin de her halde kabul ettiği) Türklere yönelik husumet ve düşmanlıklarını kırıp izale etmeyi adeta “misyonlarına ihanet” olarak görüyorlar?Ve en basitinden Türk halkının adada ve Doğu Akdeniz’de Rumlar tarafından gasp edilen haklarını görmezden gelirlerken, neden Türkiye ile KKTC yönetimlerini muhalefet oklarının nişangâhı yapıyorlar?  “Yoksa” diyorum, “Rum tarafında sere serpe siyaset yapabilmek, Kıbrıs’a ait sorunlar üzerinde görüşler serdetmek Güney Rum Yönetimi ile Kilisesinin müsaadeleri kadar mıdır? Ki ağızlarını açıp Kuzey’deki Türk halkının Rumlarca çiğnenen haklarını savunmaktan sürekli kaçınıyorlar! Oysa bir ayağı Güney’de olan bu insanlarımızın Cumhurbaşkanı ve Hükümet’ten sonra üçüncü bir cephe olarak “çözüm konusunda” katkıları olabilirdi.. Maalesef sadece “Türkiye ve KKTC yöneticilerine muhalefet yapıyorlar!”

**********

SEFERBERLİĞE İNANMAK..

Her halde son yıllarda hiç söylenip önerilmediği için ilgimi çekmiş olacak,  Erhürman’ın “toplumsal seferberlik” çağrısını unutmadım..

Tabi “Beş partiden” oluşan, yönetilmesi çok zor bir Koalisyon Hükümetini doğrusu ya 15 ay kamburunda taşımak kolay değildi. Erhürman bunu başardı amagiderken arkasında “imzası açıkta kaldığı için ayazlanan bir Protokol sorunuyla,” öde öde bitirilemeyecek devlet borcu bıraktı. Bunlara karşın ama o “toplumsal seferberlik” önerisi eğer Kurumları kıpırdatabilseydi, kurtuluşun çaresi olabilirdi!

…TATAR Hükümeti “devleti” borçlu bütçesiyle devraldı. Tek “kurtuluş” çaresi vardı TC’nin Mali ve Ekonomik Protokolünü (her halde paşa gönlümüzün istediği gibi değil Türkiye’nin istediği şartlarda) imzalamaktı, bunu yaptı!

ŞİMDİLERDE yeni yeni öğreniyoruz. Ankara “Protokol”ün “savsaklanmasını, bir başka ifadeyle parayı kapıp uygulamayı gerçekleştirmemeyi artık kabul etmiyor!

Yani “hayır özelleştiremem, yap işlet devret sistemine giremem, Kamu Özel Ortaklıkları kuramam…” Demek yok! Neyse Protokol’un emrettiği uygulamalar öyle olacak!

İŞTE ben buna yeni bir “Seferberlik” diyorum.. Şöyle ki “uçuyorsunuz!” Uçak arızalandı düştü düşecek, size paraşüt takıp atla diyorlar siz, “ya paraşüt açılmazsa” deyip direniyorsunuz!

Hayır! Bu kez  “ya hurra ya murra!” Şansa bırakılacak doğru dürüst çalışan tek “kurumumuz” kalmadı!

Hatta açık yazayım. Ben Devletin yüzde ikilik hayat pahalılığı kesintine de hiç takmadım! Hazine tamtakır iken niye niçin karşı çıkayım..

ÜÇ beş cümlelik anlatımlarla ifade ettiğimiz “toplumsal seferberliği” eğer “Protokol” odaklı uygulamanın mihengine vurabilirsek belki bu kaotik badireyi atlatırız!

**********

ALLAH’TAN RAHMET DİLERİM:

Serdar Saydam’ı yakından tanıma fırsatı bulamadım. Fakat öteden beri gazetelerdeki ve Havadis’teki yazılarını ilgiyle okudum. Hiç tanımamış da olsanız o “yazılar” size “kafası dolgun akademik bir bilim insanını” çağrıştırırdı zaten. Yani sadece okumaz öğrenirdiniz de..

Saydam’a Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı dilerim.