Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney: (Akıllar başlara!)

Rum tarafı son günlerde yarısı şov diğer yarısı gerçek olan bir “korku psikozuna” girdi. “Olmaya ki adadaki BM’ler Barış Gücü askerleri geri çekilir!”

Olayın şov kısmına bakalım. “Olumlu veya olumsuz hemen her fırsatı kendine özgü “yaygara politikasıyla” lehine çevirme ustası Rum tarafı, 1958’lerden beridir adada kan kusturduğu Türk halkına çektirmediği eziyet kalmamasına  karşın, 44 yıldır utanmadan sıkılmadan  “mağdur ve mazlum toplum” rolü oynamaktadır!

Oysa Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan o!

Türk halkına sürekli saldıran, adayı resmen egemenliğine kaydetmek için politika arenasında yemediği herze kalmayan o!

BM’leri  kandırarak Kıbrıs sorununu 1974’de  Türkiye’nin Barış Harekâtıyla Güney’i işgal etmesi sorunu haline getiren de o!

Artı,  müzakereleri,  “Güneyin yeniden kuzey’e taşınması  hedefinde Birleşik Kıbrıs çözümüne dayalı federal sistem haline getiren yine Rum tarafı!

Böyle bir yüzsüzlüğü ancak Rum-Yunan ikilisi yapardı bu kez taşları  bizim başımızı yardı!

BU siyasi sorun anlayışı ile sittin sene daha çözüm olmaz. Önce Guterres’li BM’lerin adadaki gerçeği çok iyi görmesi gerekir.

Sorunun 1974’den çok önce ta 1954’lerde patladığını..

1960 Kıbrıs Cumhuriyetiyle devam ettiğini..

1963 Kanlı Noelle açık seçik ortaya çıktığını..

1974 ile dananın kuyruğunun kopması sonucunda adanın hem siyasi hem de fiziki yönden doğal sınırlarına kavuştuğunu..

Eğer müzakereler devam edecekse gündemin  bu “tarihi ve siyasi gerçekler” dikkate alınarak  oluşturulması gerektiğini..

Kırk dört yıl sonra artık bu adada sınırların değişmesinin mümkün olmadığını..

Yeni haritalar çizmenin barışa tırnak kadar katkısının olmayacağının anlaşılması gerektiğini..

Birleşmiş Milletler sekreteryasının “idrak etmesi” gerekir..     Aksi halde:

ERDOĞAN NE DEDİ: “Suriye’de, Ege’de, Kıbrıs’ta kimse Türkiye’siz tek adım atamaz!”

Olaylar göstermiştir ki Türkiye “blöf” yapmaz!  Rum tarafı “yaygara gargara politikasıyla” bu adada, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hilâfına istediğini yapamaz, bir yere varamaz! Akıllar başlara!

**********

     YA OLACAĞIZ YA OLACAĞIZ…

Biz, hepsi de çoktan Allah’ın rahmetine kavuşmuş “vatansever insanlarımızın” sayesinde geldik bugünlere. Onlar Namık Kemal’in Atatürk’ün mefkûresini kendilerine bayrak yapan liderlerimizdiler..

Birbirlerini yiyerek, inciterek, tartışarak da olsalar başta Dr. Küçük olmak üzere, Necati Özkan’lar, Rauf Denktaş, Osman Örek, Niyazi Manyera, Burhan Nalbantoğlu… Gibi öncü liderler  Kıbrıs Türk halkını sürekli diri ve uyanık tutmuşlar, “dava” dedikleri özgürlük ve egemenliğin bayraktarları olmuşlardır. KKTC eserleridir..

YUKARIDA yazdıklarım “hamaset” değil gerçektir.. Türk halkını 1974’lere kadar taşıyan bu “insanlarımız” da bazen birlik oldulardı bazen ayrı gayrı düştülerdi. Fakat “Kıbrıs Türk halkı gerçeğiyle egemenlik hakkından hiç ödün vermedilerdi.. Türkiye’ye bağlılıkları hiç eksilmediydi..

ŞİMDİ durum vaziyetlerimize bakın: O “mefkûre” ile kurulmuş devlet, gırtlağa kadar battığı borcuyla ancak dört başlı bir koalisyon hükümeti ile ayakta durabiliyor!

Dün Havadis gazetesi veriyordu haberi: “2018 yılı itibarıyla vatandaşların bankalara

olan toplam kredi borçları 7 milyar 600 milyon lirayı aşmış! Mahkemeler on binlercesiyle alacak verecek davalarıyla uğraşmakta..

KISACA 44 Yılda “müflis bir toplum” durumuna geldik!

Oysa 1974’de sahibi olduğumuz Kuzey’i KKTC gerçeği ile  44 yıllık gelişim ve büyümesiyle önümüze serip baktığımızda ne görüyoruz?

Kalkınma olmasa da müthiş bir “büyüme!.” Üniversiteler diyarı!.. Bir milyon turisti, 20’e yaklaşık beş yıldızlı otelleriyle birlikte 130 aşkın turistik tesisi, yüzlerce  küçük ölçekli sanayisi, sürekli kâr yapan bankaları, akmazsa damlar tarım sektörüyle falan yabana atılır bir devlet olmamamız gerekir ama o da ne battık! Hem de TC’nin sürekli akıttığı paralara karşın!

Temcit pilavı gibi hep ayni sorunları irdeliyoruz! Neden ama? Sorun ne?

ÇÜNKÜ kendimizi çok güvende hissettik! Çok talihli olduğumuza inanındık!   Kuzeyimizde Türkiye ki yıllardır grak dedik su, gruk dedik et verdi!  Ekmek elden su gölden Cumhuriyeti olduk! Beleşçilik iliklerimize kadar işledi ki  artık domatesi bile TC’den alıyoruz!

VE Güneyimizde Rum tarafı!. Türkiye çok canımızı sıkarsa, çok canımız sıkılırsa bir adım yeter, hop o tarafa!

Yıllar bu minval üzere geçiyor! Seksen milyonluk Türkiye’ye Güney üzerinden şerh koyuyoruz! En büyük politikamız bu!

Kısaca ya bu devlete inançta artık yükümüzü,  yanlışlarımızla zafiyetlerimizi çekemeyen çok pisleşmiş derimizden soyularak yeniden yapılanıp bu toprakların efendisi olacağız ya da olacağız. Çaresi yok!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (İKONLARI İADE EDİN!)

Bir ulusal kurtuluş savaşı verdik,  dünya önümüzde saygı ile eğileceğine hâlâ o 1974’ler sonrası lanet olasıca ganimet ve yağmanın yüz karasından kurtulamadık!

Geçen gün Havadis gazetesi bu kez de depolarda saklanırken mahvolmak üzere  olan ikonların haberini verdi! Ne sergiledik ne iade ettik! Depolarda çürüyorlar!

Diyanet işleri Başkanı Atalay beyefendi   bile dayanamadı “iadeyi destekleriz” dedi.. Yahu bunlar adamların kutsalı.. Niye çürütüyorsunuz depolarda? İade edin..