Bu da mı gol değil Lefkoşa?
…
Arif Kırdağ diyor ki,
Topa,
Bir Zihni gibi,
Bir Orhan gibi,
Bir Defteralı gibi vuracaksın.
Vuracaksın ki gol olsun…
…
Nerede o eski futbol müsabakaları?
…
Henüz Taksim Sahası bir sınır bölgesi değildi.
Küçük Ayhan, Arap Erdoğan, Orhan gibi ünlü futbolcularımızın altmışlı yıllarda Taksim sahasına indiği yıllardı.
Taksim sahasının tribünleri, sur duvarları ve surların arkasında kalan o otantik evlerin balkonları insan seline dönerdi.
İğne atsan yere düşmez bir vaziyet.
Müsabakalar büyük bir rekabet ve coşku içinde geçerdi.
…
Daha sonra çıkan olaylar nedeniyle futbol karşılaşmaları ile diğer etkinlikler Yusuf Kaptan Sahasına alınmıştı.
…
Kapalı bir yaşam vardı.
Herkes aynı sokakların, aynı mahallelerin insanlarıydı.
Futbol sahalarında gördüğünüz bir ünlü futbolcuyu, maçtan az sonra bisikletinin üstünde sizin sokaktan geçerken görmek mümkündü.
Ya da bir kahvehanede, ya da bir bakkalda.
Doğrusu, kapalı ve nüfusun parmakla sayıldığı bir dönemde futbol açısından bu kadar yetenekli insanların yetişmesi hayret vericiydi.
Bir sonraki kuşaklar onlara özenirdi.
Kimisi Defteralı gibi, kimisi Erdoğan gibi, kimisi Ayhan gibi, kimisi Orhan, Küçük Veli, Zihni veya Enver gibi olmak isterdi.
Futbolun ikonlarıydı onlar.
…
Kimin kıymeti bilindi ki?
…
Bu da mı gol değil Lefkoşa?
…
Gol değildi işte!
…
Lefkoşa mı vefasızdı, insanlar mı?
…
Bir gün devran dönecek hem Lefkoşa’nın ikonları, hem Lefkoşa’nın kendisi unutulacaktı.
Ama henüz o yıllarda hayat başka güzeldi.
Tren rayları çoktan kalkmıştı ama yer yer izleri vardı.
Kanlı Dere henüz kurumamış, akmaktaydı.
Tekmil daireler Lefkoşa’nın içindeydi, dışarıya taşınmamıştı.
Sinemalar vardı kapalı ve açık.
Çağlayan Parkı dolup dolup taşmaktaydı.
Bayram yeri de Çağlayan yolunda kurulmaktaydı.
Geceler feslikan kokularına, gündüzler kuş seslerine gömülürdü.
…
Yusuf Kaptan’da karşılaşma olacağında, seyyar satıcılar yerlerini alırdı sahanın etrafında.
Lefkoşa sokaklarından çıkan insanlar hisarları doldurur, maçı seyre dalarlardı.
Anibal tribünlerde gezer Bel Kola satardı.
Fıstıkçı Aynalı ile Osman Gezer, Girne Kapısı ve Sarayönü’ndeki yerlerinden Yusuf Kaptan’a gelirlerdi.
O sıralarda Kuğulu Park ile Mücahitler Gazinosu’nda tek tük insan bulunurdu.
Tekmil ahali maçtaydı.
Hakem maçı başlattığında tribünlerden ve hisarlardan yükselen sesler Lefkoşa’nın her köşesinden yankılanırdı.
Hayat çok normal, her şey çok yerinde ve bir tamammış gibi yaşanırdı.
…
Topa Zihni gibi vuracaksın…
Keşke hayat da Zihni’nin oyunu gibi olsaydı.
…
Bu da mı gol değil Lefkoşa?
…
Gol değil Arif!
Yine out!
…
Defteralı’nın yanlış söylenip yanlış yazıldığını,
Doğrusunun Defter Ali olduğunu sananlar var!
Ne dersin?!
…
Yani out!
































