KKTC gitgide Açıkhava tımarhanesine dönüşüyor! Yada şu kadar kilometre karelik bu topraklara artık sığamıyor taşıyor, dört duvar arasına sıkışmışlığın bunalımlarında dönüp dururken insanlar çıldırıyor! YOKSA kimin aklına gelirdi toplu taşımacılığın bile olmadığı ülkede “Mavi Girne Havayolları” adlı üstelik KKTC damgalı ve her halde “milli” olacak kendimize ait tayyarelerle yolcu taşımalı havayollarımızı oluşturma düşüncelerinde yeni hayallere yelken açalımdı!
GEÇEN haftanın son gününe lök gibi yapışan bu habere gülünmeli mi yoksa “neden olmasın” mı denmeli bir süre düşündükten sonra fikrin sahibinin Sn. Arıklı olduğunu dikkate aldığımda kafa yormaktan vaz geçtim!
Ki yılların politikacısı.. Parti Başkanı, ele avuca sığmaz bu acar vekilimiz şu anda da Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı olmasına karşın yazık ki ülke ne “bayındırdır” ne “ulaşım altyapısı” vardır doğru düzgün ve mamur!
HA DENECEK Kİ “yapmak ve başarmak iradesi de mi yoktur? Bakın Suat Hoca pekala da araba yaptı…” Tutun ki takdire değer bir özel gayret. Yoksa KKTC ne bir ağır sanayi ülkesidir ne de olması bir hedeftir. ŞU turizmi, şu ulaşımı, ulaşım için yolar yapılsın, olanlar yeniden restore edilsin; şu pisliklerin içinde yüzerken yüz karamız haline gelen Mağusa Lefkoşa Sanayi bölgelerinin temizlik ve alt yap eksiklikleri tamamlansın, şu Mağusa limanı yeniden restore edilsin, artan arabalara karşın yetersiz kalan yollara yeni yollar ulansın falan yeter! Ötesi hayallerdir.. ***
Kİ ARTIK bu ülkenin asıl sorunu geçen gün kilosu 30 TL’ye ulaşan domates gibi günlük sebze meyvelerin gitgide insanların akıllarını test eden fiyatlarıdır! Neyin neden pahalı olduğunu, fiyatların neden sürekli yukarı dikildiğini kimsenin izah edemediği ülkede tüm suçu “akaryakıta yada girdi maliyetlerine” yüklemek, asgari ücretin sembolik kaldığı ülkede “ne izahtır ne de haklı beyan!”
YA nedir derseniz “fırsatçılıktır” derim! Bu ülkede “Denetim yoktur” dediğimizin üzerinden yıllar geçti! Ve gerçekten bu ülkede denetim yoktur! Kimin eli kimin cebindedir bilen de yoktur!
YOLLARINDA yüz binlerce sterlinlik, dolarlık lüks arabaların vızır vızır gidip geldiği ülkede asgari ücretle yaşamaya çalışan insanların “ahlarının vahlarının” vebali eğer “mahkemeyi kübraya” kalmayacaksa, mutlaka ve artık “nerden buldun” diye sorulmalıdır! ***
BU HAFTAYA neyle ve hangi moda sorunla başlayacağımı doğrusu bilmiyorum! Çünkü Ünal Üstel Koalisyon Hükümetimiz bizi sadece şaşırtmıyor sürprizleriyle hem aklımızla oynuyor hem memleketin durmuş oturmuş olması gereken yasalarıyla..
MESELE geçen haftaya başlarken bir gece operasyonu ile İskele ve Yeniboğaziçi “emirnamelerini” yürürlükten kaldırdıydı.. Neyse ki Şehir Plancıları Odasının sıcağı sıcağına Yüksek İdare mahkemesine yaptığı başvuru ile ara emri kararı çıktı da mahkeme yapılan işlemlerin geçersiz olduğu kararına vardı ama ben olayın bir daha gündeme gelmeyeceğine inanmıyorum.
FAKAT ondan önce şunu yazayım: Bu ülkede elimizde olmayan nedenlerle siyasi çözümsüzlüğü çok uzattık! Güney Rum liderliği için “siyaseten tanınmadığımız” sürece bir mahzuru yoktur! Ne var ki yakın gelecekte tanınma olasılığımız da yoktur!
DOLAYISIYLA işte bu siyasi çözümsüzlüğe karşın bu ülkede ayaklarımızın üzerinde durabilmek, varlığımızı güven içinde sürdürmek zorundayız..
İŞTE burada duruyorum! Şöyle ki:
Evet en lüksünden arabalar satın alırken araba da yapalım!.
Hatta “neden Havayollarımız yoktur” sorusunun arkasından hayallere dalıp “olacağını” var sayalım!.
Bir gün patatesin domatesin pahalarının düşebileceğini, fiyatların istikrara kavuşacağını düşünelim!…
FAKAT çözüm olmadığı sürece bu topraklarda veresiye yaşadığımızı unutmayalım! Rum tarafı ile olası bir çözümde karşılıklı imzalar atılmadan bu topraklarda hâlâ “geçici statüsünde” olduğumuzu da unutmayalım..
Nitekim Eğer Cenevre’de bir sonuca varsaydık Annan planında da yer aldığınca Kuzey’de pek çok yerlerin Rum tarafına devredileceğini de aklımızdan çıkarmayalım..
***VE GEÇEN HAFTAYA BAKIYORUM: Sn. Erdoğan BM’ler 77. Genel Kurulunda konuşurken Adadaki Türk toplumuna yönelik zulme son verilmesini ve Kuzey’deki Türk Devletinin tanınmasını dilemişti..
Sn. TATAR da New York ziyaretine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş, “anlaşma olacaksa mutlaka Kuzey’de bir Türk Devleti olması lazımdır” demişti..
FAKAT uzun yıllardır bütün bu temenni ve öneriler havada kalmaktadırlar! Hatta haksızca ve acımasızca Türkiye’yi karşısına alan ülke ve güçler bile “Kıbrıs siyasi sorunundan” hatta “olumsuz da olsa yeter ki söz etsinler” dediğimize nazire; “Kıbrıs” kelimesinin “k”sini bile telaffuz etmiyorlar! Sorunu o kadar uyuttuk kimseler uyandıramıyorlar!
BİR ÖNERİM VAR: Sn. Tatar eğer isterse müzakereleri yeniden başlatabilir. Üstelik bu kez elinde bir mahallesi ile plajlarını halka açtığı Maraş kozu da vardır.
VE İNANIYORUM: Sn. Tatar son zamanlarda yakaladığı politik ivme ve siyasi soruna yönelik birikimi ile Sn. Anastasiadis karşısında pekala da olası çözümü başlatabilecek performansa sahiptir..
***
TABİ SORULASIDIR: “Neden çözümün başlaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum?” Çünkü artık kendi topraklarımıza sığamıyoruz! Ele geçirilen Rum toprakları üzerinde “emirnameleri” de çiğneyerek “çarpık” da olsalar parasal yönden hacimli imar iskân olayları yaratıyoruz ki henüz Rum tarafı ile görüşmeden, “mahsuplaşmadan” başlattığımız ve “gasp ile rant” sayılacak imar iskâna yönelik tasarruflar, bir gün ceremesini ödeyemeyeceğimiz kadar başımızı ağrıtacak tehlikelere gebedir..
Kİ kurduğumuz “Mal Tazmin Komisyonuna” karşın mesela 1989 yılında dosyası hazırlanan ve TC tarafından parasal tazminatı da ödenen “Loizidu” davasını bile hâlâ bitiremedik hâlâ sürüncemededir!
DOLAYISIYLE palyatif tedbirlerle değil, kapsamlı müzakereler yoluyla bir çözümün en azından kapısını aralamak, artık Kuzey’in tanınmış bir Devlet oluşunun siyasi tapusunu çıkarmak zorundayız.. Yoksa gün gelecek kendi yarattığımız küçük KKTC dünyamızda boğulacağız!
































