KıbrısManşet

Girne’nin 2700 yıllık “neşeli kadınları”

Girne’de 20 yıl önce rastgele bulunan çok miktardaki eski eser Girne Kalesi’nde restore ediliyor. 5 yıl sonra tamamlandığında ortaya paha biçilmez bir değer çıkacak…

Girne’de son yıllarda daha da hızlanan olağanüstü inşaat faaliyetleri bir taraftan çevre ve yaşam sorunlarına yol açtığı yönünde tartışmalara neden olurken, diğer taraftan beklenmedik bazı gelişmelere de yol açıyor. Yeni bir inşaat için vurulan her kazma, Girne’nin bilinen birkaç bin yıllık tarihine ait bazı eserlerin gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Girne Kalesi’nin eski eser koruma ve iyileştirme odaları, son yıllarda elde edilen tarihi eserlerle nerede ise dolup taşıyor.

Elde edilen tarihi eserleri yerinde görmek, bu eserlerle ilgili neler yapıldığını ve ne gibi tasarımlar olduğunu öğrenmek üzere Girne Kalesi’ndeki özel korunaklı odaları ziyaret ediyoruz. Kalenin sınırlı sayıdaki dört beş odası bu tür eserlerin barındırılması için ayrılmış. Eski Eserler Dairesi’nin şube müdürlüğü de bu mekânda faaliyet yürütüyor.

Eski Eserler Dairesi görevlileri, kaleye getirilen ilk ciddi boyuttaki eserlerin, yaklaşık 20 yıl kadar önce Girne Belediyesi’nin kanalizasyon kazıları sırasında elde edildiğini söylüyor. İlk bulgulara rastlandıktan sonra yapılan kurtarma kazılarında bazıları doğal boyutlarda olmak üzere binlerce minyatür boyutta heykelcikler ortaya çıkmış. Görevliler, buluntuların yaklaşık 2 bin 700 yıl kadar önceki Cipro Arkaik döneme ait olduklarını ve ilginç bir biçimde nerede ise tümünün kadın veya kız çocuklardan oluştuğunu söylüyor. İlginçlik bununla da sınırlı değil tüm heykelcikler müzik aleti çalan ve dans eden kadınlardan oluşuyor. Flüt, darbuka ve lir çalan müzisyenlere hemen herkes dansla karşılık veriyor. Bazılarının kucaklarında kuzu veya çiçekler bulunuyor.

Sosyal Tarih Araştırmacısı Mete Hatay, burada karşılaştığımız heykelciklerin benzerlerinin 1974 öncesi Girne Kazası’na bağlı Akdeniz (Ayirini) köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkarıldığını söylüyor. Arkeolog bir grup İsveçli tarafından ortaya çıkarılan eserlerin yarısı halen güney Lefkoşa’daki Kıbrıs Müzesi’nde sergilenirken, diğer yarısının İsveç’te bir müzede bulunduğunu söylüyor. Ancak her iki müzede bulunanların tümünün erkekler veya erkek çocuklardan oluştuğunu söylüyor. Girne’de bulunanların kadın bir tanrıçaya, Akdeniz’de bulunanların ise erkek bir tanrıya adanmış tapınaklara ait olabilecekleri konusunda görüş birliğine varılıyor.

Eski Eserler Dairesi yetkilileri, Girne’de özellikle son yıllarda çok katlı binalar yapımına başlandığını ve bu nedenle yapılan derin temel kazılarında geçmiş yüzyıllara ait yaşam izlerine ulaşıldığını söylüyorlar. Bunlara ek olarak polisin zaman zaman eski eser kaçakçılarından elde ettiği eserlerin de buraya getirildiklerini söylüyorlar. Yetkililer, halen üzerlerinde çalıştıkları minyatür boyuttaki eserlerin, eski bir dere yatağında ve o döneme ait tapınağın çöplüğü olduğu sanılan bir yerde topluca bulunduklarını bunun anlamının, değişen değer yargıları ile birlikte gözden düşüp tapınak dışına çıkarılmış olabilecekleri üzerinde duruyorlar.

Kuzey Kıbrıs’ta geçmiş yüzyıllara ait yaşam biçiminin gözler önüne serilmesi için yaptığı canlandırma çalışmaları ile tanınan araştırmacı Rauf Ersenal, Girne’de ele geçirilen bu eserlerin arkaik döneme daha çok Mezopotamya ve Eski Mısır’a ait izler taşıdıklarını söylüyor. Kadınlardan oluşan figürlerin Tanrıça Antarte’ye adanmış olabileceklerini, ortaya çıkan dans figürlerinin  o dönemin sosyal yaşamını yansıtması yanında, özellikle cenazelerde ağlamaları için görevlendirilen ve müzik eşliğinde topluca ağlaşan kadınları da ifade edebileceğini ileri sürüyor.

Girne Kalesi’nde bu dev koleksiyona ait parçacıkları birleştirmekle görevli çalışanlar, oldukça ilerleme sağlamalarına rağmen koleksiyonun sergilenebilir olabilmesi için henüz beş yıla ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Görüşünü sorduğumuz bir görevli “dev bir yap boz oyunu oynuyormuş gibiyiz. Parçacıkları beynimize yerleştirip birleştirmeyi beynimizde bitirmeye çalışıyoruz. Hatta rüyalarımıza bile giriyorlar” diyor. Ancak ne olursa olsun, çalışmalar bittiği zaman ortaya dev boyutlarda paha biçilmez bir eski eser koleksiyonu çıkacak. Heykelciklerin ifade etmeye çalıştıkları yaşam biçimini ise arkeologlar bize daha kolayca anlatacaklar.

Öntaç Düzgün

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı