Bıktım, usandım, nefret ettim, umudumu kestim, güvenimi kaybettim…
Ama yine yazacağım. Çünkü canımı sıkanlar, umutlarımı tüketenler durmuyor, her gün yeni kaoslar yaratmaya devam ediyorlar.
Şu su meselesi öyle bir turnusol kağıdı oldu ki, kimin ne olduğunu, neyi ne kadar yapabileceğini, kimin bu ülkeyi yönetip, yönetemeyeceğini de ortaya koydu.
Aylar aylar geçti. Defalarca öneri hazırlandı. İnsanlar çalıştılar, didindiler, hatta bir kaç bakan, siyasi geleceklerini ortaya koyarak çalıştılar.
Biz bekledik, Türkiye bekledi.
Her ne halse, iki defasında da CTP’nin Parti Meclisi’ne takıldı iş…
Kardeşim sen bu halktan genel seçimde yetki aldın mı? Aldın.
Bundan önceki toplantında bu Parti Meclisi’nden yetki almadın mı? Ondan da aldın.
Hala daha “Hükümet karar verecek” ne demek? Hükümet kararını vermemiş miydi? Bizim bildiğimiz vermişti.
Bu son hareket, kararı veren hükümet üyelerini de Parti Meclisi’ne çiğnetmektir benim gözümde, başka bir şey değil.
Kararsızlık, cesaretsizlik, otorite boşluğu sadece hükümeti yaralamadı, ya da Türkiye ile ilişkileri…
CTP’yi de karpuz gibi böldü ortasından.
Şimdi CTP Genel Başkanı Talat, “gerekirse” halka gitmekten söz ediyor.
Gidin Allah aşkına. Gidin ve sonucu görün.
Vatandaş size aylardır bulamadığınız yolu sandıkta gösterecek, ondan emin olun.
Bu kadar rezillik yeter. Sizin partinizdeki yüksek tansiyon, beni hiç alakadar etmiyor. Vatandaş da bunu söyleyecek, eminim.
Şimdi biri çıkıp “kendi kendinizi yönetemiyorsunuz” dese, siz, yeri göğü inletenler, böyle bir suçlamaya kızacak yüzünüz var mı?
Ha bu vesileyle kimin ne olduğunu da öğrendik ya, onun hesaplaşması da gelecek ilk seçimde olacak…
*****
OKUR UYARIYOR
ACİZLİK…
Herşey çok basit çerçeveye konulamaz.
Para yok, diyerek çaresizlik üretemeyiz.
Pazar biz.
Alıcı biz.
Ülke bizim,
Toprak bizim.
Petrol üreten ülkeler kullanıcıları size satamam diyebilir mi?
Veya su kadar para verirsen satarım diyebilir mi?
Rusya gaz satıyor.
Satacağı ülkelere boru hattı yaptı mı?
Nasıl yaptı?
Araştırdınız mı?
Her devlet ile karşılıklı anlaşarak yaptı.
Biz yokuz, proje yapıldı, paralar ödendi…
Şimdi bunu alacaksınız, ihtiyacınız vardır, başka yolunuz yok ne demek?
Ne için?
Kıbrıs’da söz sahipliği için.
İnsanlık hakkı, enerji ile su aynı mı?
Evet enerjide önemli ısınma da.
Su ise yaşam ile ilgili.
Duyarlı ve geleceğimiz ile ilgili daha soğukkanlı düşünmeliyiz…(Ali Bağlarbaşı)
YERİN KULAĞI VAR
VATANDAŞ KARAR VERSİN:
CTP Parti Meclisi resmen su koyverdi. Türkiye’den gelen suyun nasıl ve kim tarafından işletileceği konusunda net bir karar üretemeyen CTP, önceki akşamki toplantı sonrası topu hükümete attı. Genel Başkan Talat ise, krizi aşmak için gerekirse referanduma gidilebileceğinin sinyalini verdi… Aslında en doğrusu bu bence. Koyun sandıkları vatandaşın önüne, ne istediğine o karar versin…
NEYLE UĞRAŞIYORUZ:
Memleket resmen yangın yerine döndü. Esnaf, işveren, çalışan, kısacası herkes şikayetçi. Kumar, uyuşturucu günlük hayatımızın bir parçası olmuş. Ekonomi kötüye gidiyor, yatırımlar yapılamıyor. Araçlar kundaklanıyor, intiharlar artıyor. Ama bakıyorum da bunlar, bizi yönetenlerin umurunda değil. Bir suyun peşine takılmış gidiyorlar. Hep, su yolunu bulur derler ya, bu yol ne onlar, ne de toplum için hiç de iyi olmayacak galiba…
ANCAK BU KADAR:
Başbakan Kalyoncu su konusunda; “Geldiğimiz nokta başlangıç noktasından daha iyidir. Bu şartlara gelebilmesi için büyük uğraş verdik. Partimiz de çok çalıştı, tartıştı, uğraştı. Hükümette de önemli bir uğraş ortaya koyduk. Dolayısıyla Türkiye’nin ortaya koyduğu şartlarla gelebileceğimiz nokta budur” derken ne demek istedi? Yani “Çok uğraştık ama, ancak bu kadarını başarabildik” mi, yoksa “En iyisi bu” mu?
İKİ YÜZLÜLÜK:
Bu değerlendirmeyi ilk kez duydum, ABD Kongresi’nin Kıbrıs raporunda, “Çözümsüzlük ve bir AB üyesi ülkede BM Barış Gücü’nün bulunması, AB’nin siyasi statüsü için de bir utanç kaynağıdır” deniyor. Öyle mi acaba? Eğer öyleyse, neden hala mevcut garanti sistemi yerine, BM garantisi arayışları sürüyor? Raporda bir de “2016’nın ilk ayları çözüm konusunda kritik önemde” ifadesi var. Ya rapor hazırlayıcıları buradan doğru haberler almıyor, ya da her zamanki gibi iki yüzlülük devam ediyor…
ARADA KAYNADI:
Birkaç haft a önce DPUG’de, Genel Başkan Serdar Denktaş’ın, başkanlık görevini bırakması için baskı yapılmıştı hatırlarsanız. Hatta, DPUG’li bazı vekillerin partilerinden ayrılıp, görevlerine bağımsız olarak devam edecekleri bile konuşuluyordu. Ancak, su konusunda yaşanan kriz, son gelişmeler, hepsinin şimdilik sümen altı edilmesine neden oldu. Öyle görünüyor ki, karmaşa bir kez daha Serdar Denktaş’ın işine yaradı…
HALİMİZE ŞÜKREDELİM:
Rum basını, Güney Kıbrıs devlet hastanelerinde, muayene ve ameliyat beklemelerinde rekor yaşandığını, iki yıl sonraya randevusu verildiğini yazdı. Ameliyatlar için ortalama bekleme süresi 18-24 aymış. Bu durumda biz, hergün eleştirdiğimiz kendi sağlık sistemimize haksızlık mı etmiş oluyoruz. Baksanıza, komşunun durumu bizden de kötüymüş.
ZİRVEDEKİLER
Havadis: Kıbrıs Türk basınına yıllar sonra rekabeti getiren, kaliteyi getiren, körü körüne taraf tutmayan, kısaca, herkesin gazetesi olan Havadis yedinci yaşını kutluyor. Bu ülkenin daha güzel olması için, sadece siyasileri değil, tüm kesimleri teşvik etti. Araştırdı, okuyucunun da yönetenlerin de önüne koydu… Bu vesileyle, bizi sürekli okuyan, destekleyen vefalı okurlarımıza gönülden teşekkür ederiz. Daha nice nice yıllara Havadis…
DİPTEKİLER
Verdiğimiz İmaj: Gün geçmiyor ki birileri limanlarımızda beraberlerinde uyuşturucuyla yakalanmasın. Ya da yurt dışına para kaçırırken… Ya da sahte kimlikle… Peki bunlara bu cesareti veren nedir? Ya da şöyle sorayım; yakalanan, geçenin kaçta kaçıdır? Demek ki adamlar bu ülkeyi, bu ülkenin giriş-çıkış kapılarını kolayca delebileceklerinden eminler. Öyle değil mi sizce de…
































