Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sevgi hayvanlıktan çıkmaktır!

Buraların en büyük eksikliklerinden birisi de ‘sevgi’dir. Dün 14 Şubat ‘sevgililer günü’ idi ve Dünya’nın hemen hemen her yerinde kutlandı. Kökeni, nereden çıktığı, hangi dine ait olduğu hiç önemli değil. Biz kutladık, her yerde kutladık; Paris’in Şanselize Bulvarı’nda Laduree’nin enfes macoronları eşliğinde, Eyfel Külesi’nde ve Disneyland’ın masal gibi ambiansında. Bizim için gün önemli değildi; yeter ki sevgimize saygı gösterelim. Kutladık hem de inadına, dibini bulana kadar.
Sosyal paylaşım sitelerinde bu özel ve en anlamlı günü kutlayan arkadaşları da kutluyoruz. Sevginin önemini içselleştirip kutladıkları için. Düşünme problemlilere, takıntılılara, egoist düşüncelerle yorum yapanlara uymayıp, sevginin kendisini kutladıkları için.
Geri kalmış ve gelişmekte olan toplumlar, diğer toplumların güdümünde yaşarlar ve onların isteklerine göre davranışlar sergilerler. Çünkü gelişmek ve kalkınmak için muhtaç durumdalar, o nedenle birilerine, bir yerlere yaranmak için güdümlü düşünüp davranmak, onlar için koşul gibidir veya öyle algılanır. Bu toplumların insanları da düşüncelerinde sınırlar ve şablonlar içerisinde kalırlar.
Evrensel olmak ‘insan olmak’ demektir. İnsan olmak da bazı şartları yerine getirmektir. Hayvanlar aleminin bir üyesi olan insanın, gerçek anlamda ‘sosyal bir varlık’ olabilmesi için hayvansı yani ilkel davranışlardan sıyrılması demektir. Sosyal insan tarihsel gelişim sürecinin sonucunda, yalnızca çiftleşmek için sevgi gösterisinde bulunmaz. Bunu sadece hayvanlar ‘içgüdüleri’ sayesinde yapar. İnsan bir üst varlık olarak, sevgisini her koşulda göstermeyi ‘öğrendi’. Bunu sonucunda da ‘sosyal varlık’ haline dönüştü.
İnsanın en gerekli davranışı haline geldi ‘sevgi’. Sevgisini her koşulda gösterir insan. Güzel bir müzik parçasında, lezzetli bir yemekte, aşkının yanında elini tutmada, evinin iklimini değiştirmede, çocuğuna temasında, hayvanları, çiçekleri ve ağaçları okşaması ve onlarla konuşmasında, insanın temel dürtüsü ‘sevgi’dir.
Sevgiden yoksun olmak demek ‘hayvan’ kategorsinin kapsamında kalmak demektir. Bir üst sınıfa yükselmek için ‘sevgiyi öğrenmek’ gerekir. Anne, baba, kardeş, aile, çevre, arkadaş, öğretmen, köpek, kedi, kuş, çiçek kısaca her nesne ve olaya, sevgi gösterisinde bulunmayı, insan yaşadığı toplumdan öğrenir. Ve sevgi gösterisi davranışlar toplumdan topluma değişir. Önemli olan sevgi davranışlarını öğrenmektir.
Tüm nesne ve olaylara yaklaşmada, sevginin göstergesi olan ve çevresinden öğrendiği incelmiş, estetikle bulanmış sevgi davranışlarını sergilemeye başlar. İnsanca yaşamın önemli niteliklerinden olan insan hakları, hayvan hakları, insan onuruna yaraşır yaşam, eşitlik, özgürlük gibi değerlerli anlayıp, içselletiremede de en önemli bakış açısı yine sevgi penceresidir.
Sevgi ve onun penceresi içselleştirilmediği durumlarda, tüm nesne ve olaylara başka pencerelerden bakılır. Yerel ve Dünya genelinde çözülemeyen çok önemli problemler de bu  nedenle yüzyılardır insanları ve toplumları kemirmeye devam etmektedir.
Savaşlar, iç kavgalar, etnik ve dini problemler, sömürü, ırkçılık gibi problemler de varlığını sürdürmekte. Sevgililer gününe karşı çıkış bu noktadan başlar. Sevginin varolması demek birilerinin diğer insanları bir şekilde sömüremeyeceği bir toplumsallaşmanın gündeme geleceğinin işaretidir. Bu da birilerinin işine gelmez.
İnsan hayvan olarak kalmalı, sevgiyi öğrenirse karşı çıkar. Sömürüye karşı çıkar, diğer insanların yaşam hakkının da var olduğu ve onlara da saygı gösterilmesi gerektiğini anlar. Aynı şekilde çevre, hayvan, bitki ve her türlü nesneye de aynı şekilde yaklaşır.
Sevgiyi öğretmek gerekir. Öğretim sürecinde işe ‘Sevgililer Günü’nden başlanmalı. Öğrencilere sevmeyi öğretelim. Birbirlerini, insanları, hayvanları, ağaçları, çiçekleri nasıl seveceklerini öğretmek lazım. Sevginin göstergesi olan davranışların; tutmak, dokunmak, öpmek olduğunu öğretmek gerek. Öğretmek gerek çünkü buraların eğitim sisteminde, okulöncesinden liseye kadar ‘sevgi’ ile ilgili ne bir ders ne de bir ünite, ne yazık ki yok. Sevgi ve davranışlarını öğretmek de yine öğretmenlerin ve ailelerin omuzlarında kalmış bir iş. Ama bunu yapmak lazım. Geri kalmışlıktan uzaklaşmanın tek çaresi ‘sevgi eğitimi’dir çünkü.