KıbrısManşetRöportaj

“Gençlerin derdi umutsuzluk”






Röportaj:Mete Hatay

PRIO Kıbrıs Merkezi Kıdemli Araştırma Danışmanı ve Havadis köşe yazarı Mete Hatay ile Coventry Üniversitesi Güven, Barış ve Sosyal İlişkiler Merkezi’nde Marie-Curie post-doc araştırmacısı Dr. Cihan Dizdaroğlu arasında yapılan söyleşi şöyledir:

Kısaca Kıbrıslı gençlere yönelik araştırmanızdan bahsedebilir misiniz?

Halihazırda Coventry Üniversitesi bünyesindeki Güven, Barış ve Sosyal İlişkiler Merkezi’nde AB’nin sağladığı Marie-Curie bursu kapsamında doktora sonrası araştırmamı yürütüyorum. Araştırmamın odağında gençlerin barış inşası süreçlerine katılımı var, bunu Kıbrıslı gençler özelinde incelemeye çalışıyorum. 2019 ve 2020 yıllarında Kıbrıs’ta her iki kesimde saha çalışmaları yürüttüm, bu kapsamda Kıbrıslı Türk ve Rum gençlerle ayrıca elitlerle mülakatlar gerçekleştirdim. Buna ek olarak ada genelinde gençlere yönelik bir anket çalışması da gerçekleştirdim. Anket sonuçlarından yola çıkarak Friedrich-Ebert-Stiftung ve PRIO Kıbrıs Merkezi’nin ortaklaşa yayımladığı ve gençlerin siyaset, barış ve toplumlararası diyaloga yönelik görüşünü yansıtan politika raporunu hazırladım.

Yürüttüğünüz anketin yöntem ve tarihlerine ilişkin kısaca bilgi verebilir misiniz?

Anket, Ada’nın kuzey ve güneyinde eş zamanlı olarak, 30 Kasım 2019 ve 10 Ocak 2020 tarihleri arasında telefon yoluyla gerçekleştirildi. Saha çalışmalarını kuzeyde Lipa Danışmanlık ve güneyde ise Noverna Analytics yürüterek, toplumdaki gençleri tamamını yansıtacak bir örneklem çerçevsinde her iki toplumdan gençlerle yerel dillerinde görüşerek verinin toplanmasını sağladı. Anket kapsamında kuzey ve güneyde 18-35 yaş aralığında 250’şer genç olmak üzere, toplamda 500 gençle görüşüldü.

Sonuçlardan görüldüğü üzere, gençler siyasete ilgi göstermiyor veya kendilerini siyasetten uzaklaştırıyor. Sizce bunun nedenleri nelerdir?

Gençlerin hem kuzey hem de güneyde siyasete ilgi göstermedikleri doğru, nitekim anket sonuçları incelendiğinde Kıbrıslı Türk gençlerin %64’ü siyasete “hiç” ilgi duymadıkları veya “çok az” ilgi duyduklarını belirtirken, aynı oran Kıbrıslı Rum gençler arasında %46 ile daha düşük seviyede. Bu ilgisizliğin net yansımasını gençlerin seçimlere düşük katılımından da gözlemleyebilmek mümkün. Bunun altında yatan nedenler aslında diğer sonuçlarla birlikte incelendiğinde açıkça görülüyor.

Buna göre, gençlerin ilgisizlikleri siyasetin genel olarak yaşlı ve erkek egemen yapısından kaynaklanıyor. Güneyde gençlerin %70’i, kuzeyde ise %58,8’i siyasette yeterince temsil edilmediklerini söylüyor. Her iki kesimde de meclislerde temsil edilen siyasilerin yaş ortalamasına baktığımızda gençlerin çok da haksız olmadığını rahatlıkla görüyoruz. Son seçimlerden sonra güneyde siyasilerin yaş ortalaması 49,5, kuzeyde ise 50,6. Siyasetin bu yaşlı ve erkek egemen yapısı bir yandan gençlerin siyasette yer almasını engellerken, diğer taraftan da gençleri deneyimsiz veya ilgisiz olarak tanımlayarak onların aktör olmalarının da önüne geçiyor.

Gençlerin siyasetle ilgilenmemesinin bir diğer nedeni de siyasi kurum ve kişilere duydukları güvensizlikle açıklanabilir. Ankette görüleceği üzere, her iki kesimde de gençlerin en az güven duydukları kurum ve kişiler arasında siyasiler ve siyasi partiler başı çekiyor. Hem kuzey hem de güneyde siyasi partilerin gençlerin ilgisini çekebilecek, onların sorunlarını ve önceliklerini önemseyen politikalar ortaya koyamadıklarının altını da ayrıca çizmek gerek.

Böylesi bir ortamda gençlerin ilgisiz olmaları son derece normal. Bunu gençler apolitik şeklinde bir açıklamayla anlamaya çalışmak ise yanlış bir sonuç verecektir. Nitekim dünya genelinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da gençler geleneksel siyasetten kendilerini uzak tutarken, kendi kurdukları platformlar aracılığıyla veya sivil toplumda yer alarak seslerini duyurmak konusunda oldukça istekliler.

Daha önce gençlere yönelik yürütülen araştırmalarda da ortaya koyulduğu üzere, iki kesim arasında gençlerin geçişleri kullanım sıklıklarında ciddi farklar mevcut. Benzer bir farklılık sizin araştırmanızda da görülüyor, bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Belirttiğiniz gibi Mete Hatay ve Giorgos Charamlambous tarafından beş yıl önce yürütülen benzer bir araştırmada da iki kesim gençleri arasında geçişlerin kullanımı konusunda ciddi farklar ortaya koyulmuştu. Zaman içerisinde özellikle Kıbrıslı Rum gençlerin kullanım oranlarında artış yaşanırken, kuzeye hiç geçmeyen gençlerin oranında ise düşüş yaşandığını benim yürüttüğüm araştırma sonuçlarıyla karşılaştırdığımızda görebilmek mümkün.

Fakat halen daha iki kesim arasında ciddi farklar olduğu da bir gerçeklik. Gençlere geçişleri kullanma sıklıkları sorulduğunda, Kıbrıslı Türklerin %41.4’ü her gün, haftada birkaç kez veya ayda en az bir kere geçişleri kullandığını söylüyor. Aynı sıklık seviyesinde Kıbrıslı Rum gençlerin geçişleri kullanma oranı ise sadece %7.2.

Geçişlere yönelik bir diğer gösterge ise diğer tarafa hiç geçmeyen gençlerin oranı. Buna göre, Kıbrıslı Rum gençlerin %38’i hiç kuzeye geçmediğini bildirirken, Kıbrıslı Türk gençler arasında bu %25 seviyesinde. Kıbrıslı Türk gençler arasında bu seviyenin yüksek olmasının temel sebebi bu kişilerin Türkiye kökenli gençlerden oluşması ki, bildiğiniz gibi bu kişilerin güneye geçiş hakları bulunmuyor.

Kuzeye geçmediklerini bildiren Kıbrıslı Rum gençlerin geçmeme nedenleri araştırmanızda yer aldı mı?

Araştırma kapsamında kuzeye hiç geçmediğini veya çok az geçtiğini ileten kişilere (250 Kıbrıslı Rum genç arasında bu kişilerin sayısı 197) bunun nedeni açık uçlu bir soruyla yöneltildi. Kıbrıslı Rum gençlerin verdiği cevaplar incelendiğinde, %44,7’si geçmek için herhangi bir nedeni olmadığını veya geçmekle ilgilenmediğini belirtirken %14,7’si kimlik göstermek istemediği için geçmediğini paylaştı. Bunu %8,6 ile topraklarının işgal altında olmasına duyulan kızgınlık takip ediyor.

Bir önceki soruda belirttiğim gibi benzer bir soru Kıbrıslı Türk gençlere de soruldu. Buna göre, güneye geçmeyenlerin ya Türk vatandaşı ya da Türkiye göçmeni ailelerin çocukları olmaları itibariyle geçiş haklarının bulunmadığı paylaşıldı.

Geçişlere ek olarak toplumlar arası ilişkiler ve gençlerin diğer kesime yönelik bakış açılarına ilişkin neler söylemek istersiniz?

İki toplum gençleri arasında geçişlerde olduğu gibi toplumlar arası ilişkiler konusunda da ciddi farklılıklar anket sonuçlarına yansımış durumda. Özellikle güneydeki gençlerin toplumlar arası ilişkilere yönelik kuzeydeki gençlere oranla daha olumsuz bir tutum içerisinde olduğu görülüyor. Güneydeki gençlerin bu tutumlarının şekillenmesinde özellikle eğitimin etkisine dair çalışmalar her iki kesimdeki akademisyenler tarafından sıklıkla ele alınmış durumda.

Diğer toplumdaki kişilerle arkadaşlık kurma yönündeki eğilimler olumsuz tutumun en belirgin yansımalarından bir tanesi. Nitekim Kıbrıslı Türk gençlerin %48,4’ü Kıbrıslı Rum arkadaşları olduğunu belirtirken, bu oran Kıbrıslı Rum gençler arasında %17’e düşüyor. Neden diğer toplumdan birileriyle arkadaşlık kurmadıklarına yönelik açık uçlu soruya verilen yanıtlar incelendiğinde ise, Kıbrıslı Rum gençlerin %51’inin bunu ‘sadece olmadı’, %14’ünün ‘özel bir nedeni yok’ ve %10,6’sının ise ‘kuzeye geçmediğim için diğer toplumla temasım olmadı’ şeklinde açıkladığı görülüyor. Aynı soruya Kıbrıslı Türk gençlerin de benzer şekilde %39,1 ‘özel bir nedeni yok’, %11,7’si ‘sadece olmadı’ ve %9,7’si ‘farklı diller’ şeklinde açıklamalar getirdiğini belirteyim.

Bu sonuçlar karamsar bir tabloya işaret etse de iki toplum arasında farklı şekillerde etkileşim kurulmasının kabul edilip edilemeyeceğine yönelik yanıtlar incelendiğinde daha olumlu bir tablo karşımıza çıkarıyor. Farklı etkileşim türlerine örnek olarak Kıbrıslı Türk ve Rumların aynı okula gitmeleri, aynı mahallede yaşamaları, aynı iş yerinde çalışmaları, yakın arkadaş olmaları veya ailelerinden birilerinin diğer toplumdan biriyle evlenmeleri vb. gösterebiliriz.

Her iki kesimde de gençlerin yarısından fazlası bu şekildeki farklı türdeki etkileşimlerin neredeyse tamamını yakınını kabul edilebilir buluyor. Burada gençler tarafından kabul edilemez görülen tek husus diğer toplumdan birini cumhurbaşkanı olarak görmek.

Gerek gençlerin diğer toplumla arkadaşlık kurmama nedenlerine verdikleri yanıtlar gerekse de farklı etkileşim türlerini kabul edilebilir bulmaları aslında olumlu ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Her ne kadar bu etkileşim türleri Kıbrıs’ın genelinde düşük olsa da gençlerin bunları kabul edilebilir bulmalarının ve ideolojik faktörlere takılıp kalmamalarının önemli olduğu kanaatindeyim.

Çözüme yönelik olarak her iki kesimdeki gençlerin karamsar bir tutum içerisinde olduğu görülüyor. Bunu ilişkin neler söylemek istersiniz ve gençlerin ne tür bir çözüm beklentisi içinde olduklarını da bizimle paylaşır mısınız? 

Adadaki gençlerin siyaset dışında üzerinde uzlaşabildikleri diğer bir konu çözüme yönelik duydukları karamsarlık.

Kuzeyde her 10 gençten sadece 2’i, güneyde ise sadece 1’i toplum liderleri arasındaki müzakerelerin bir sonuca ulaşabileceği kanaatinde. Benzer şekilde, Kıbrıslı Türk gençlerin %29,2’si, Rum gençlerin ise sadece %18’i Kıbrıs sorununun çözüleceğine inanıyor. Diğer bir deyişle gençlerin büyük bir çoğunluğu Kıbrıs sorununun çözüleceğine inanmıyor. Müzakerelerin geçmişini düşündüğümüzde gençlerin pek de haksız olduğunu söyleyemeyiz.

Gençlerin nasıl bir çözümü desteklediklerine ilişkin sonuçları incelersek aslında gençlerin toplumun geneline ayna tuttuğunu söyleyebiliriz. Kıbrıslı Rum gençlerin %54’ü tek devletli bir çözümü; Kıbrıslı Türk gençlerin ise %62,4’ü uluslararası tanınırlığı olan iki devletli bir çözümü ‘destekliyor’ veya ‘kesinlikle destekliyor’. Her iki kesimdeki gençlerin en çok destekledikleri ikinci çözüm modeli ise iki toplumlu ve iki kesimli bir federasyon. Buna göre, Kıbrıslı Rum gençlerin %18’i, Kıbrıslı Türk gençlerin ise %54’ü iki toplumlu ve iki kesimli federasyon fikrini ‘destekliyor’ veya ‘kesinlikle destekliyor’. Annan Planı referandumundan bu yana Kıbrıslı Rum gençlerin katı tutumu bilinen bir gerçeklik, dolayısıyla anket sonuçları bu konuda herhangi bir değişim olmadığını ortaya koyarak aslında üzerinde düşünülmesi veya çalışılması gereken kitlenin de resmini bir kez daha çekmiş oluyor.

Son olarak, anket sonuçlarını düşündüğünüzde, dışarıdan toplumlar arası ilişkileri gençler özelinde gözlemleyen ve araştıran biri olarak ne gibi öneriler sunabilirsiniz?

Anket sonuçlarına bakarak toplumun genelinde olduğu gibi gençler arasında da etkileşimin kısıtlı olduğunu görüyoruz. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi gençlerin diğer toplumdan bireylerle iletişim kurmama sebeplerini incelediğimizde bu tabloyu değiştirebilmek mümkün. Eğitimden başlayarak gençleri diğer toplum bireylerine saygılı ve hoşgörülü olmayı öğretmek, özellikle iki toplumdan gençlerin bir araya gelebileceği uygun sosyal ortamlar sağlamak bunların başında geliyor. Özellikle Kıbrıslı Rum gençler üzerine daha çok yönelmek gerektiği de yine anket sonuçlarında açıkça ortaya çıkıyor.

Özellikle kuzeye bugüne kadar hiç geçmemiş gençlerin algısını değiştirebilmek için Ara Bölge’deki Dayanışma Evi veya Derinya Garaj gibi mekanların sayısının artması önemli rol oynuyor. Geçtiğimiz günlerde basına yansıyan Ara Bölge’de açık hava sineması kurulması fikri vb. projelerin de iki toplum tarafından desteklenerek hayata geçmesi güven artırıcı nitelikte olacaktır.

Nitekim bu konuda yürütülen araştırmalarla özellikle iki toplum arasında anlamlı diyalog kanallarının kurulmasının bir arada yaşama, uzlaşma vb. olumlu sonuçları tetiklediği ortaya koyulmuş durumda.

Etkileşim kurma, iki toplum arasındaki diyalogu ve işbirliği imkanları arttırma konusunda sivil toplum örgütlerinin önemli faaliyetleri mevcut. Halihazırda az sayıda da olsa, özellikle gençlerin kendi kurdukları platformlar vasıtasıyla yürüttükleri inisiyatiflerin de (Lead Cyprus, Bicommunal Network of Cypriot Youth ilk aklıma gelenlerden) etkileşimi ve işbirliğini arttırmak konusunda çok önemli olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla toplum liderlerinin ve siyasilerinin bu tür faaliyetlere lojistik, finansal, siyasi ve teknik desteğiyle bu tür girişimlerin sayılarının arttırılması olumlu etki yaratacaktır. Burada bahsettiğim destek elbette siyasilerin gençlerin faaliyetlerini sahiplenmesi veya kendi siyasi çıkarları uğruna kullanması kesinlikle değil. Gençlere engel teşkil etmesinler bu bile yeterli olacaktır.

Son olarak, bu kadar gençlerden konuşmuşken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2015 tarih ve 2250 sayılı “Gençlik, Barış ve Güvenlik” konulu kararına atıf yaparak bitireyim. Gençlerin sadece siyasette değil, müzakere süreçleri dahil tüm karar alma mekanizmalarına katılımının artırılması başta olmak üzere, genel olarak barış kültürünün yaratılması konusunda gençlerin olumlu katkılarının nasıl sağlanabileceği yönünde önemli bir çağrı. Kıbrıs uzun yıllardır “Kıbrıs Sorunu”yla, yani daha çok olumsuz yönüyle, anılan bir ülke, bunu değiştirebilmek için BMGK 2250 sayılı kararın etkin şekilde uygulanabildiği ve şartlarının yerine getirebildiği örnek bir ülke olarak anılabilmesinin sağlanması bu olumsuz tabloyu değiştirebilir. Raporda da belirttiğim gibi “İki Toplumlu Gençlik Teknik Komitesi”nin kurulması bu yönde iyi bir başlangıç olacaktır.






Başa dön tuşu