Güven, Örgütlenme ve Ortak Gelecek Arayışı
Kuzey Kıbrıs son yılların en ağır ekonomik ve toplumsal dönemlerinden birini yaşamaktadır. Hayat pahalılığı giderek derinleşmekte, alım gücü gerilemekte, gençlerin gelecek kaygıları büyümekte ve kamusal hizmetlere ilişkin memnuniyetsizlik toplumun geniş kesimlerinde daha görünür hale gelmektedir. İnsanlar yalnızca günlük yaşamın ağırlaşmasından değil, geleceğin giderek daha belirsiz bir hale gelmesinden de endişe duymaktadır.
Böyle dönemlerde değişim beklentisi doğal olarak güçlenmektedir. Toplumun önemli bir bölümü mevcut gidişatın sürdürülebilir olmadığı kanaatini taşımaktadır. Daha iyi işleyen bir ekonomi, daha güçlü kurumlar ve daha nitelikli bir kamusal yaşam talebi giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir.
Buna rağmen değişim isteğinin güçlü olması, siyasal dönüşümün kendiliğinden gerçekleşeceği anlamına gelmemektedir.
Toplumların yaşadıkları ekonomik ve sosyal sorunların her zaman aynı siyasal sonuçları üretmediği, siyaset biliminin uzun yıllardır üzerinde durduğu konulardan biridir. Lipset ve Rokkan’ın toplumsal bölünmeler yaklaşımı, seçmen davranışlarının yalnızca ekonomik çıkarlarla değil, tarihsel aidiyetler ve toplumsal kimliklerle de şekillendiğini ortaya koymaktadır. Aynı sorunları yaşayan toplum kesimlerinin farklı siyasal tercihler geliştirebilmesi de büyük ölçüde bu farklı aidiyet ve güven ilişkileriyle açıklanmaktadır.
Kuzey Kıbrıs’ın son yıllardaki siyasal tecrübesi de benzer bir tabloyu ortaya koymaktadır. Ekonomik sorunların büyüdüğü, toplumsal eleştirilerin yükseldiği ve mevcut yapının yoğun biçimde tartışıldığı dönemler yaşanmıştır. Bununla birlikte bu dönemlerin tamamı aynı ölçüde siyasal dönüşüm üretmemiştir.
Bir önceki çalışmamız olan Ekonomik Krizler, Gündelik Yaşam ve Seçmen Davranışları başlıklı değerlendirmede de vurguladığımız gibi, ekonomik sorunlar tek başına siyasal tercihleri açıklamaya yetmemektedir. Gündelik yaşam deneyimleri, güven ilişkileri ve geleceğe dair beklentiler de seçmen davranışları üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir.
İnsanlar yaşadıkları sorunların farkındadır. Daha iyi bir yaşam istemektedirler. Bununla birlikte değişimin nasıl gerçekleşeceğini, yeni dönemin hangi sorunlara nasıl çözüm üreteceğini ve ülkenin hangi yöne doğru ilerleyeceğini de görmek istemektedirler.
Toplumsal muhalefetin asıl sınavı burada başlamaktadır.
Muhalefetin görevi yalnızca mevcut düzenin eksiklerini göstermek değildir. Asıl mesele, toplumun önüne güven veren bir yön, inandırıcı bir gelecek fikri ve ortak bir hedef koyabilmektir.
Toplumlar yalnızca öfke üzerinden hareket etmezler. Aynı zamanda güven duygusuyla hareket ederler. Robert Putnam’ınsosyal sermaye üzerine yaptığı çalışmalar, ortak hareket etme kapasitesinin ve güven ilişkilerinin siyasal dönüşümlerin en önemli belirleyicileri arasında yer aldığını göstermektedir. İnsanlar birbirlerine ve geleceğe güven duyabildikleri ölçüde ortak bir siyasal irade oluşturabilmektedir.
Kuzey Kıbrıs’ta bugün farklı toplumsal kesimler benzer kaygılar taşımaktadır. Gençler ülkede gelecek kurmak istemektedir. Çalışanlar yaşam standartlarını koruma mücadelesi vermektedir. Özel sektör öngörülebilir bir ekonomik yapı arayışındadır. Üreticiler sürdürülebilir politikalar beklemektedir. Toplumun geniş bir bölümü ise daha iyi yönetilen, daha adil ve daha güçlü kurumlara sahip bir ülke istemektedir.
Sorunların ortaklaşması, beklentilerin de kendiliğinden ortak bir siyasal iradeye dönüşeceği anlamına gelmemektedir.
Bir önceki yazımız olan Aynı Sorunları Yaşayan İnsanlar Neden Farklı Oy Kullanıyor? Kimlikler, Aidiyetler ve Siyasal Tercihlerin Sosyolojisi başlıklı çalışmada da ortaya koymaya çalıştığımız gibi, seçmen davranışları yalnızca ekonomik gerçekliklerle değil; tarihsel deneyimler, aidiyetler, kimlikler ve güven ilişkileriyle birlikte şekillenmektedir.
Bu durum toplumsal muhalefet açısından önemli bir gerçeği ortaya çıkarmaktadır.
Toplumun farklı kesimlerini yalnızca ortak sorunlar etrafında bir araya getirmek yeterli değildir. Aynı zamanda ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturmak gerekmektedir.
İşte örgütlenmenin gerçek anlamı burada ortaya çıkmaktadır.
Örgütlenme yalnızca seçim dönemlerinde yürütülen faaliyetlerden ibaret değildir. Örgütlenme, toplumun farklı kesimleri arasında güven ilişkisi kurabilmek, ortak hedefler oluşturabilmek ve insanlara kendilerini ülkenin geleceğinin kurucu unsuru olarak hissettirebilmektir.
Siyasal dönüşümler çoğu zaman burada başlamaktadır.
Toplum kendisini yalnızca değişimin izleyicisi olarak değil, değişimin öznesi olarak görmeye başladığında yeni dönemlerin kapısı aralanabilmektedir.
Kuzey Kıbrıs’ın önündeki mesele de yalnızca hükümetlerin değişmesi meselesi değildir. Ülkenin temel meselesi, ortak sorunlarını ortak bir gelecek fikrine dönüştürebilecek bir siyasal iradenin ortaya çıkıp çıkamayacağıdır.
Yaklaşan seçimler bu nedenle yalnızca partiler arasındaki bir rekabet olarak değerlendirilmemelidir. Bu seçimler aynı zamanda toplumun nasıl bir ülke istediğini, nasıl bir ekonomi arzuladığını, nasıl bir yönetişim modeli beklediğini ve geleceğe hangi gözle baktığını yeniden değerlendireceği bir döneme işaret etmektedir.
Toplumsal muhalefetin başarısı da tam bu noktada şekillenecektir. Eleştirilerin gücü kadar, toplumun önüne koyacağı ortak gelecek fikrinin inandırıcılığı ve güven üretme kapasitesi de belirleyici olacaktır.
Bir sonraki yazıda, yaklaşan seçimlere ilişkin olası siyasal senaryoları, değişim ve süreklilik arasındaki dengeyi ve seçim sonrasında ortaya çıkabilecek yeni siyasal tabloyu değerlendirmeye çalışacağız.
Seçim Sürecine Doğru – VI Seçime Doğru Olası Senaryolar, Değişim, Süreklilik ve Yeni Siyasal Denge Arayışları.
Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci | Araştırmacı | Yazar
Metin içinde kullanılan kaynaklar:


































