Seçimlerle zaman kaybediyoruz diyeceğim de hükümetlerin işbaşında oldukları dönemlerde mi zaman kazanıyorduk?
Buna karşın: Mesela dünkü yazımda da vurguladığımca, “nereden nereye geldik” diyeceğimiz bir gerçekte, “neydik ne olduk” diyeceğimiz bir başka gerçeği yaratan da biziz..
Mesela 1950’lerde falan anam hurma dalından zembil yapar, ben de Maraş bandabuliyasında satardım..
Ayaklarımızda eskidikçe paralanan ayakkabılarımızı artık kunduracılar da tamir edemeyecek duruma geldiklerinde, yenisi için ya Hacılar ya da şeker bayramını beklerdik..
Sadece iki pantolonumuz vardı. Bir hafta birini giyerdik öteki hafta diğerini. Gömleklerimiz hiç üç tane olmazdı.. Çoraplarımız gibi..
Velespit sahibi olmak şimdilerde araba sahibi olmak gibiydi..
Hele konut sahibi olmak mı! Mağusa surlar içindeki konutların yarıdan fazlası iki üç kişinindi. Öteki tüm aileler de kiracıları..
Doğrusu şu ki gelecekleri hiç hayal edemezdik.Çünkü o gelecekleri yaratacak “muktedir” insanlar değildik.. Tek gailemiz vardı: Özgür ve egemen olmak.. Hayatlarımızı Rum’a muhtaç olmadan yaşamak. İngiliz kolonisinin zulmünden kurtulmak.. Bir gün Türkiye ile kavuşmak..” SAĞOLSUNLAR, Allah’ın rahmeti her zaman üzerlerinde olsun. O hayal edebildiğimiz “özgürlük ve egemenliğimize” o yıllarda birer “Bozkurt” gibi önümüze düşüp bizi “zillet ve delaletten” kurtaran ağabeylerimiz, liderlerimiz vardı.. 1974 Barış Harekâtını onların sayesinde yaşadık. Onların sayesinde kurtulduk kıyımdan.
***
HAMASET YAPMIYORUM: Ve çok iyi biliyorum. Dünün kafası, anlayışı, fedakârlığıyla bugünü değiştirmek mesela bazı değerleri “kurtarmak” mümkün değildir.. Her devrin bir başka sosyoekonomik değer yargısı, metodu, yol haritası, siyasi sistemi vardır. Nitekim bugün, sadece sosyal medyada arkadaş olan insanlar arasındaki ilişkiler bile mesela bizim elli yıl önce “teşkilatlanarak savaşarak” sağladığımız özgürlük ve egemenliklerle haklarımızı; şimdilerde sosyal medyadaki anlık “mesajlar” da paylaşarak ve yorumlayarak ortalara koyabilirler..
FAKAT sanmıyorum ki “birlik ve beraberliği” sağlamış olsunlar! Vatan sevgisini yüceltsinler! Halkı tasada ve kıvançta tek yürek ve nabız gibi atan yekpare bir vücut yapsınlar!
Tutun ki her nimetin bir diyeti vardır. Bedeli ödenmeden helali olmaz. Bu adada ilelebet var olmak istiyorsak bu diyeti ödeyeceğiz ama.. Hem Kıbrıs Türk Cumhuriyetini yaşatarak hem bu cumhuriyeti kalkındırıp imrenilen bir ülke yaparak. Bu yollarda daha çok terlememiz belki kan dökmemiz bile gerekecek..
Dolayısıyla Kuzey’den ödün vermemek gerekir.. Önce Rum tarafına bunu ezberletmeli ki arsızlıktan vazgeçsin. Diyelim ve işimize dönelim. *** NEDİR İŞİMİZ? Bıkmadan usanmadan seçim yapmak! Hem de öyle bir defada yapıp bitirerek değil! En çok oyu alan iki aday arasında ikinci bir seçim daha yaparak!
Ki ne olsun? Birinci turda alavere dalavere ile ikinci tura kalması gereken adaylar diskalifiye edilsin!
Nitekim bir kez daha UBP Başkanlık seçimlerinde bu olayın yaşandığına tanık olduk. Nitekim bir gazeteci refikimiz, Taçoy’u tutan Eroğlu’nun parti üzerindeki etkisini kırmak için sandıktan Sucuoğulu’nun çıkartıldığını yazdı da hiç şaşmadık.. Çünkü öteden beridir böylesi siyaset cambazlıklarıyla iştigal ediyoruz..
DENECEK ki “Eee, var mı bir zararı?” “Sonuçta bir seçim elbet çekişme de olacak taktiksel oyunlar da..”
Evet ama işte “böyle çekişme, takışma, taktik” derken galiba şu anda bazılarının adını bile bilmediğimiz 17 parti vardır. Tutun ki bu da halkın 17 parçaya ayrılmasıdır! Kaldı ki bu siyasi partiler ayni zamanda ya “federasyoncudurlar” ya “devletçi.” Ya Soldadırlar ya Sağda..
FAKAT zavallı KKTC’nin 46 yıldır siyaseten nerede olduğunu ne bilen vardır ne gören! Nereye gitmekte olduğu da asla malûm değildir! Nitekim es kaza eğer Rum tarafı Annan planını kabul etseydi bugün Maraş ve Güzelyurt’la Karpaz’a, artı Mağusa Lefkoşa anayolunun Güneyinde kalan bütün köylere sahip olurken, bu köylerdeki Türkler de bir kez daha göç yollarına düşerek Kalkanlı, Dikmen ve Karpaz’da inşa edilecek kantonlara taşınacaktı! Artı oluşturulacak federasyonun akıbeti de asla bilinmeyecek AB’ye göç edenlerden geride kalan Türk ahali bir kez daha Rum’un çoğunluğu altında, azınlıktaki cemaat olarak kaybedecekti! İşte öylesi bir siyasi tecellide ne seçim gerekecekti dolayısıyla ne seçimlerde alavere ile dalevere!
…VESSELAM Sn. Tatar’la yeni bir dönem başlıyor. Sn. Tatar’ın Anastasiadis’ten de önce ve öncelikle KKTC’deki muhalif kesimle barışması gerekir. Ki Kıbrıs siyasi davasında birlik beraberlik sağlarken, iş ve güç birliği yapabilsin. Gerçekte KKTC bırakın menfaat ve fantaziya üzerine oluşturulmuş 17 siyasi partiyi; “partilileşmeyi” bile kaldıramayacak kadar küçüktür ki Cumhurbaşkanlığı makamı işte bunun için ayni zamanda “Ulusal Konsey” görevini de yüklenmelidir.. ***
KISACA TAKILDIĞIM: Nüfusumuz ne bir milyondur hatta ne yarım milyon. Böyle küçük toplumlara “cemaat” denir!
Böylesi cemaat esamesindeki toplumlar birlikte güler birlikte ağlarlar. Birlikte yatar birlikte kalkarlar. Birlikte eğlenir birlikte bayram yaparlar. Yürekleri birlikte atar tasa ve kıvancı birlikte yaşarlar.
Nitekim hemen her gün medyada trafik kazasında ölen yurttaşların haber ve resimlerini gördükçe ”birlikte üzülmekte hatta üzülmek ne birlikte kahrolmaktayız.”
Artık ve sık sık sabahlara trafik kazalarında ölen gençlerimizin haberleriyle uyanıyoruz. Henüz hayata açılmamış gözleri arkada kalarak ölen gençlerimiz yüreklerimizi yakıyor.
Fakat “dün dündür, gelip geçti” diyerek en küçük tedbir almadan aslında kendimizi aldatıyoruz! Ki trafik dediğimiz olay eğer “dün” başlamış olsaydı anlardık. 1974 harekâtı bittiğinde “trafik savaşı” başladıydı! Hâlâ devam ediyor. Büyük nedeni sürücü hataları da olsa kazaları en aza indirecek olan “düzgün yollar, düzgün trafik işaretleri ve ışıklandırmalardır.. Bari bunları gerçekleştirebilelim..
































