Adaletli yönetim…
Uzun vadeli, doğru eğitim…
Maalesef, bu toplumun kurtuluşunu bu formülün çevresinde alınacak tedbirlerde görüyorum.
Nasıl mı bu konuya vardım, neden mi bu satırları karalamaya başladım?
Anlatayım…
Beş kardeşiz.
İkimiz İngiltere’de, üçümüz burada.
En küçükleri benim.
Hatta, anne tarafının en küçük torunu benim.
En küçük torun benim ama, yaş 40’a merdiven dayamış.
Teyzelerim, dayılarım…
Onların çocukları derken…
Etrafımız boy boy yeğen doldu.
Dediğim gibi, kardeşlerim İngiltere’den geldi…
Önceki gece bende toplandık.
Çocuklarımız boy boy…
Gençler dizi dizi…
Ama hepsinin sorunu aynı…
“İŞSİZLİK…”
Kimse güvenmiyor
Oysa, hayat daha toz pembedir genç yaşlarda.
Eğitim…
İdealler için en büyük araçtır.
Yapmak istediği mesleği seçer gençler…
Sever…
Özümser…
Sonra dört elle sarılır…
Üniversitesini seçer…
Derslerine asılır…
Başarır…
Çalışır…
Kazanır…
Mezun olur…
Master yapar birçoğu…
Doktora yapar…
Film de burada kopar
Ülkede film de burada kopar…
Mezun olan gençler, ayrımcılığın dik alası ile karşılaşır.
Maalesef, hayatın pratiği, hiçbir gencin hayali gibi değildir.
Partizanlık, iliklerine kadar işlemiştir kamunun…
Devlete girmek isteyen, “eğer babası delege” değilse giremez…
Üst düzey siyaset yapanların oğlu-kızı değilse, giremez.
Kamu Hizmeti Komisyonu mu?
Resmen siyasetin elinde, bir paçavra kuruma dönüştü.
Mezun olup ülkesine gelen gençler, “eşit bir düzende yarışmayacağını” biliyor…
Liseye indi şimdi…
Eskiden, “Bu memleketten bir şey olur” düşüncesi daha ağır basardı.
Şimdi o da yok.
Dibe vurdu.
Bu devlet yapısına güvenen kalmadı.,
“Devlete inanan” başka bir şey olsa da…
Yapısına güvenen kalmadı.
Torpil olduğunu biliyor artık herkes.
Adaletine güvenilmeyen bir kamu yapısı içerisinde…
Tüm kurumlar çürümeye terk edildi.
Gençler, “Yahu zaten ne olacak?” sorusunu soruyor.
Eskiden, mücadele vardı değişim için.
Herkes, “mücadele ederse bir şeylerin değişeceğine” inanmaktaydı.
Şimdi o da kalmadı.
“Bu memlekette bir şey değişmez…”
Daha ağır yazacaktım ama…
Hani “bir mok” olmaz türünden…
Maalesef gelinen nokta bu.
Gençler direnmiyor…
Direncini kaybeden bir nesilden geleceği emanet almalarını bekliyoruz.
Öğretmen olsam…
Karşımda “direnci olmayan” bir genç nesil otursa…
Nasıl yaparım bilemedim.
Hani öğretmenin enerjisi de yetmez artık, gençlerin körelen umutlarını yeşertmeye…
Tek çıkar yok “adaletin tesis edilmesi…”
Kamudaki adaletsizlik, maalesef tetikleyici b,ir unsur olarak sarıyor gençleri.
Bir devletin, kurumlarıyla adil olmadığını düşünebiliyor musunuz?
Bu durumda, üzerine ne yaparsanız yapın, bir adım ileri gidemezsiniz.
Eğer bana bir genç, “Ne okuyayım da öldürüneyim abi, bubam iktidara yalakalık yapsın biraz, hayatım gurtulur” derse…
Ben o gece uyuyamam.
Uyuyamadım da…
Kimse uyumasın o zaman.
UBP ve DP, bu düzeni yarattılar.
Maalesef, CTP de bu düzene uydu.
Değişim için elini taşın altına koymadı.
Daha çok maaş zammı, daha çok partili istihdamı, daha çok kredi imkanı ile iktidarda kalma fikri, CTP’yi de cezp etmiş durumda.
Sistemin içinde debelenip duruyor.
CTP, tarihsel görevinin farkında bile değildir.
Sistemin içine hapsolup kalmış…
Gençler için deniz tükendi.
Yaşadıkları bu kara parçasına güven kalmadı.
Bu ülkeye yapılacak en büyük iyilik, güveni yeniden tesis etmektir.
Statükoyu yaratanlar, bunu ortadan kaldırmazlar.
Bilirler ki, kaldırırlarsa, kendilerine burada ekmek yok.
CTP bunu yapabilir.
Yapmazsa…
Bir sonraki seçimde bu halka, “Beni getirin de ben düzelteyim” deme hakkı yoktur.
İnandırıcılığı kalmaz.
Süratle yapılması gereken, kaybolan “güven” ortamını tesis etmektir.
Özkan Bey ve ekibi de bir süre uyumasın.
Bunu bir daha düşünsün…
































