Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Geçmişle yüzleşebilsek

Şu Türkiye’de Rum esirler ya da kayıplar bulunduğu iddiası kadar saçma bir şey olamaz.
İnsanların duygularının istismar edilmesinden başka bir şey değil.
Yıllarca Rum Yönetimi bu iddiayı yürüttü. Sözde 1974’de takas edilmek üzere Türkiye’ye gönderilenlerden orada hala esir olanlar var şeklinde bir iddiaydı bu.
Zaman zaman bir takım fotoğraflar da yayınladılar. Kendi insanlarını uyuttular.
Sırf Türkiye’yi barbar göstermek adına yapılan bir propagandaydı.

Hatta Avrupa Parlamentosu'nun Kıbrıs Rum milletvekili Eleni Theoharous, bundan 3 yıl önce, Diyarbakır’da bulunan ve 100 yıllık olduğu kanıtlanan hayvan kemiklerinin, Türkiye’de esir tutulan Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu bile iddia etmişti. Theoharous’un bu iddiasına Rumlar dahi gülmüş, kayıp ilan edilenlerin kemiklerinin bir bir bulunmakta olduğunu söylemişlerdi.
Zamanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1987’de Stelyo Barebakis’e verdiği bir röportajda, öldürülen Rumlardan oluşan 2 kamyon dolusu cesedi 1974'te Rum tarafına gönderdiğini, ancak Rum tarafı ceset dolu bu kamyonları geri çevirince, Türk tarafında açılan toplu mezarlara, Rum tarafından davet edilen bir din adamının yönettiği cenaze töreniyle gömüldüklerini söylemişti.
Bakın Stelyon Barberakis yıllar sonra konuyu nasıl yorumluyor; “Denktaş'ın bu ifşaatları, o dönemde ne Rum ne de Yunan basınında yer almıştı. Anlaşılan, Rum tarafı ‘kayıp kişileri’ o dönemde siyasi malzeme olarak kullanmayı daha uygun görmüş; dolayısıyla kayıp ailelerinin içindeki ümit ışığını söndürmemeyi tercih etmişti. Bu da başka tür bir cinayetti”…
Lefkoşa’da Cezaevi arkasında başlatılan kazıların, o kayıpların kalıntıları olduğu düşünülüyor. Yakında bunları da öğreneceğiz. 
Şimdi biri çıkmış, “Ben Hristakis Yeorgiu’yum, elimde belgeler var, 74’de Türk askeri beni kaçırttıydı” falan diye iddialarda bulunuyor.
Benzeri 2007’de de yaşanmış, Hristakis Yeorgiu olduğunu iddia eden ve bu konuda bir kitap yazan Adanalı biri sonuçta DNA testini geçememişti. Bu defa da DNA için ileri testler yapılacak. Ve ben eminim ki, bu da fiyaskoyla sonuçlanacak.
O esirler, listelerle gönderildi, listelerle geri getirildi. 1974’de Yalusa’dan getirilen 936 esiri beklemekle görevlendirilmiştim…  3 hafta sonra geri yolladık, almadılar. Kampa döndüklerinde, kendi yönetimlerine sövüyorlardı. Bir süre sonra yeniden yolladık ve Ledra Palas’dan aldılar. Bizim de onların da ellerinde listeler vardı…
Bu bir yana, Rumların yıllar yılı “kayıp esir” olarak açıkladıklarının bir kısmının son yapılan kazılarda kemikleri bulundu. Öyle, ‘Türkiye’de kaldı, kayboldu, hala hapishanelerde tutuluyor’ gibi iddiaların mesnetsiz olduğu ortaya çıktı.
Hem sonra Türkiye o kadar insanı yıllar yılı neden hapishanede tutsun ve beslesin ki?  Bir savaş esirini kırk yıl beslemenin mantığı ne?
Bu yaraları kaşıyacak yerde, karşılıklı affetmeyi deneyebilsek, Kıbrıs Türklerinin de ta 1955’den bu yana kayıplarının olduğunu karşı tarafa, özellikle de gençlerine anlatabilsek.
Başta şu anda yeniden tartışılan Hristakis Yeorgiu’nun annesi Mirafora ve diğer acılı anneleri siyasi rant uğruna yeniden gereksiz umutlarla oyalamaktan vazgeçebilsek…

 

YERİN KULAĞI VAR
EROĞLU DEVREYE GİRDİ:
UBP Genel Başkanı Özgürgün’ün sözleri hedefi vurdu. Hani Havadis’e verdiği  mülakatta kendisinin dışındaki tüm adayların aynı merkezden yönetildiğini söylemişti ya, Eroğlu anında yanıt verdi. Hem de ne yanıt. “Eroğlu adını UBP’den kazımak için yalana ve fesata başvuranlar”dan bahsetti, bunu yapanların bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olduklarını ve de “nereden geldiklerini unutanlar” olduklarını söyledi, hedefe de basını koydu. Kin ve nefreti kınadığı açıklama, kin ve nefret kokuyordu… Bu açıklamadan benim anladığım, kendisi ne derse desin, İrsen Küçük döneminde olduğu gibi,  kurultayın tarafı olduğudur…

YAZIK EDİYORLAR:
Bir kez daha UBP kurultayı memleket meselesi haline dönüşme yolunda. Adayların tartıştıkları konular memleketin hayrına değil… Ne hükümete, ne topluma mesaj var… Kimin kazanıp, kimin kaybettiği umurumda değil ama, toplum yeni bir krizle yüzleşmemeli, demokrasi bu süreçte zarar görmemeli. Ama bakıyorum da bu kimsenin umurunda değil. Varsa yoksa kazanma hırsı ve koltuk sevdası. Hem kendilerine, hem de memelekete yazık ediyorlar…

EYLÜL’DE NEW YORK NE OLDU:
Daha bundan bir ay önce Kıbrıs müzakerelerinin Eylül’de New York’a taşınacağı ve mülkiyet-garantiler konularının orada ele alınacağı haber veriliyordu. Bu konu her iki tarafın sözcülerince de teyid edilmişti. Liderler dün, bir sonraki görüşmeyi 12 Ekim’de yani bir ay sonra yine Kıbrıs’ta yapacaklarını açıkladılar. Peki o zaman Eylül’de New York işi niye yattı? Bunun da bir açıklaması olması gerekmez miydi?

ORALAMA MAAŞ 4700TL:
Kıb-Tek basın sözcüsü Tuluy Kalyoncu dün katıldığı bir tv porgramında Kurum’a yöneltilen eleştirileri yanıtlamaya çalıştı. Rakam ve grafiklerle kurumu ve yapılanları anlatmaya çalışan Kalyoncu, programın sonunda, çalışanların çok eleştirilen maaşları ile ilgili de bilgi vererek, “Kurum’da ortalama maaş net 4700TL’dir” dedi. Bu rakama sosyal haklar da dahil mi onu söylemedi. Örneğin her ay aldıkları elektirik parası vs gibi ek ödeneklerle mi bir çalışan ortalama 4700 TL alıyor, onu tam anlayamadım. Olduğunu varsaysak da, yine de memur ortalamasına göre oldukça yüksek bir maaş olmuyor mu…

İZOLATÖR TOZLANDI ZAM YAPMALARI LAZIM:
Rutin elektrik kesintileri malum. Her gün bir başka bölgede 5 saat elektrik gidiyor. “Proje çalışması” deniyor. Ancak, bunca proje çalışmasına karşın, izolatörler tozlanıyor, kablolar patlıyor, santral çöküyor bu defa da saatlerce “arıza” kesintisi… Şimdi buna gelecek yanıtı tahmin ediyorum; “Zam yapmamız lazım”….

BIRAKTIĞIMIZ YERDEN:
Yaz dönemi nedeniyle ara verdiğimiz Radyo Havadis programlarına yeniden başladık dün. Bayağı özlemiştik açıkçası. İlk programda 3 ay önce hangi noktada bıraktık diye bir düşündük ve gördük ki, hala daha bıraktığımız noktadaymışız meğer. O günlerde de UBP’yi konuşuyorduk, bugün de yine UBP ve 31 Ekim’de yapılacak kurultayı konuşuyoruz. Yani 3 ayda bir arpa boyu yol almamışız…

 

ZİRVEDEKİLER
KTOEÖS: Bakanlar Kurulu kararı ile öğrencilerin sınıf atlamasını eleştiren KTOEÖS; “Her yıl geleneksel bir şekilde Bakanlar Kurulu Kararı ile yasa ve tüzükler hiçe sayılarak atılan adımlar, hiçbir sorunu çözmediği gibi öğretmenlerin titizlikle yaptığı değerlendirmelere saygısızlık ve öğretmenlik mesleğine taciz anlamı taşımaktadır. Öğrencileri sistemin mağduru ve kurbanı yapan anlayış siyasi rant beklentisi ile devam ettirilmektedir…”.

DİPTEKİLER
Eğitimin Kaderi: Ülkenin değişmeyen kaderlerinden birisi de her yıl eğitimde yaşadığımız kaos oluyor. Yıllardır her yeni öğrenim yılında öğretmen eksiklikleri ve okulların yapılmayan tamirlerini konuşuyoruz. Eğitim ve teknoloji her geçen gün daha da dibe vuruyor. Eskiden yakalanan o başarılar tarih olmuş. Bugün okullar yeniden açılıyor ama, ne öğrenci, ne de öğretmen, hatta bakan bile neyle karşılaşacağını bilmiyor…