Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GEÇEN HAFTA: (SİYASET RÜZGÂRLARI DIŞTAN İÇE DOĞRU ESTİ)

Geçen hafta hem  Rum hem  Türk tarafı etiketlerinde  “önemli”  yazan iki büyük ülkenin dışişleri Bakanlarını ağırladı, Lavrov ve Kerry. Lavrov Güney’i ziyaretle yetindi. Eğer Rusya Türkiye ile dalaşmamış olsaydı kesinlikle KKTC’ye de geçecekti. Nitekim Kerry Güney’deki temaslarından sonra Kuzey’e geçip Akıncı ile görüştü. Tabi hemen yazalım.
Lavrov’un Güney’e ziyareti sadece müzakerelerle ilgili olamazdı. Rusya ile Rum Yönetiminin öteden beri ikili ilişkileri var. Ayni  Rusya fırsatı kullanarak federasyon güçleri yanında yer alırken, Suriye’de de üs oluşturdu. Şimdilik mümkün gözükmese de Güney’den benzer olanaklar konusunda zemin yoklaması yapabilir..   Lavrov’un Ziyaretinin ötesi ise ayan beyan ortadadır. Kıbrıs konusunda öteden beri zaten Rum’un yanındaydı. Bu ziyareti de   bundan sonra da Güney’in yanında olmaya devam edeceğinin mesajıydı.
KERRY: Her halde hem Güney’i hem Kuzey’i sadece müzakereler konusunda bilgi almak için ziyaret etmedi? Geçen hafta da yazdıydık. Amerika Rusya’nın Doğu Akdeniz’e inmesinden rahatsızdır. Lavrov’un ayaklarının bastığı yere o da damlamakta, izini sürmektedir… Bu oyun tutun ki soğuk savaş dönemlerini hatırlatan “siyasi atraksiyonlarla” bundan sonra da uzun süre devam edeceğe benzemektedir…
DİĞER GELİŞMELER: Geçen hafta Güney iki hüsran yaşadı. Birisi, ABD’nin Güney’e yönelik silah ambargosunu kaldırdığı haberiydi, Kerry bu haberi yalanlayarak Güney’in  sevincini kursağında bıraktı! Diğeri Rum tarafının TC’nin AB ilerleme raporundaki 5 başlığına koyduğu vetonun Junker tarafından kırılmasıydı. Rum siyasilerinin bu olaya  fena halde canları  sıkıldıydı ki “AB bizi arkamızdan hançerledi” diyorlardı!
DAVUTOĞLU’NUN ZİYARETİ: Bir diğer önemli ziyaretçimiz Davutoğlu’du. Yapılan basın toplantısında “hedefimiz”  diyerek hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin “yeni bir Kıbrıs Cumhuriyeti” kurulmasından yana olduklarının mesajını verdiydi.  Ancak yine de “iki kesimli, iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm  temelinde” demeyi unutmazken, şu sözleri ile de  garantörlük hakkından vaz geçilmeyeceğini şöyle vurguladıydı:  “…Diğer garantör ülkelerle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs’taki çözümün asli unsurlarından biridir ve bu katkı ile nihai çözüme ulaşılmasında gereken adımları atmakta tereddüt etmeyecektir…”
Öte yandan, Akıncı ile Anastasiadis görüşmelerine devam ediyorlar. Rum basınına göre “Rum halkı çözüm olacağına inanmıyormuş.”  Ya türk halkı? Müzakerelerdeki gelişmeler açıklanmıyor ki “olumlu veya olumsuz tepki koyabilsin!” Kendini  “sürprize” hazırladı!

     **********     

   MESLEKİ SORUNLAR: (YIĞILMALAR OLDUKÇA İŞSİZLİK DE ARTIYOR!)
Su Yönetimi sorunu geçen hafta da hiddet şiddet tartışılırken bir kez daha hayretle gördüm ki   bu tartışma iki kesim arasında süregeliyor. Kimler mi? Bugüne kadar “KKTC’nin devlet olduğunu savunanlarla “hayır değildir” diyenler arasında!
Ancak çelişki bu kadar da değil. Mesela “Bugüne kadar KKTC’nin devlet olduğunu savunanların bu inançlarından kaynaklı “suyu da bu devlet yönetecektir”  demesini beklemez misiniz? Hayır bu kesim de diyor ki bizim öyle bir becerimiz ve teknolojimiz yoktur en azından bir süre suyu Türkiye’nin Devlet Su İşleri (DSİ) yönetsin…
Ya karşı cephe: Bugüne kadar “devlet yoktur”  diyenler külliyesi! Ki bir yandan da “KKTC’yi ilga edip Rum’la yeni bir devlet kurma sevdasındadırlar!. O kadar ki “yeniden birleşik Kıbrıs” diyorlar!
Fakat  suyu kimin yöneteceği gündeme geldi miydi, KKTC’i savunan “devletçilerden”  beter “devletçi” oluyorlar! “Suyu KKTC yönetecek”  diyorlar da başka bir laf etmiyorlar! Ki kırk bir yıldır kırk bir kere maşallah bu memlekette ucunda “devlet”  yazılı ne kadar ekonomik sektör, kurum, kuruluş varsa hepsini devlete olan inançsızlıkları nedeniyle berhava eden de bu kesimdir!
NİTEKİM: Üç yıl önce su konusunda çalışmalar başlarken bu kesimin propaganda mekanizması da çalışmaya başladıydı. “Bu su ekolojik yapıyı bozacak, doğasal felaketler yaratacak” yaygaralarıyla içi boş ve fos olduğu için sahte olan incilerini  döktüre dağıta  üç yıl sadece zaman öldürdülerdi!
Dolayısıyle su akmaya başladığında beklerdiniz ki yine bu “Türkiye karşıtı”  kesim küskünlükle sırtını dönüp suyun kendisinden de yönetiminden de uzak dursundu! Öyle olmadı! İnanmadıkları, “zarar verecektir” dedikleri Türkiye’nin suyuna, şimdi “devlet inancı” ile imanını koydular! Aklınıza bukalemunları getirmiyorlar mı? Çünkü olay üzüm yemek değil bağcıyı yani Türkiye’yi dövmektir. Bundan güzel fırsat da yakalayamazlardı. Nitekim “belediyelerden” yakınırlarken, bu fırsat nedeniyledir ki “belediyelerden”  yana tavır koydular, Belediyeler Birliği yönetsin dediler! Kelin merhemi olsa kendi başına sürerdi! Kaldırım bile yapamayan belediyelere böylesi bir dünyasal “su olayı” emanet edilir mi?
ÇARE? Suyun yönetimi çaresi böyle donkişotvari saldırılarla çözüm bulmaz. Ankara ile anlaşmak, en azından TC’nin teknolojik katkılarını kaybetmeden bir sonuca varmak gerek. Şimdi mümkün değil ama, çözüm olduğunda Enerji olayı zaten Güney’e havale edilecek, o zaman suyun yönetimi de verirsiniz, olur biter!
 
     **********
KISACA TAKILDIĞIM: (OT YİYEN İNEĞE ET YEDİREBİLİR MİSİNİZ?)

Dün Havadis’te DAÜ Rektör Yardımcısı Dr. Ahmet Sözen’in “federasyon olsa da güllük gülistanlık olmayacaktır”  başlığı altında yayınlanan ve uzun yılların araştırmalarına dayanan çözümle ilgili tespitleri vardı. Kısaca vurguladığı federasyon olursa  Belçika’daki gibi sorunların  olacağıydı. Mesela diyordu orada Flamanlarla Valonlar 5 yıl önceki seçimde tam 400 gün hükümeti kuramadılardı. Çünkü Valonlar Fransızca, Flamanlar Hollandaca konuşuyorlar…
Gelelim Kıbrıs’a: Bırakın dil din sorununu! Tarihten gelen ayrılık gayrılık ve düşmanlıkları nereye koyacaksınız? Özellikle Rum kafasını!  Ki var olalı beridir ot yiyen ineğe et yediremeyeceğinize nazire, Rum’un kafasını değiştiremeyeceğiniz gerçeğinde!