Köşe Yazarları

GEÇEN HAFTA OLANLAR: VE KISSADAN HİSSE HALLERİMİZ:







“Ne diyorduk? Geçmiş geleceğin aynasıdır!” Yok öyle bir şey ama söz konusu KKTC oldu muydu en ters tanımlar bile lök gibi oturur!




Ki geçen haftaya gözlerimizi açarken Sn. Ünal Üstel’in artık hem Başbakan hem parti Başkanı olduğunu öğrendikti..



BİR ŞEY DAHA  daha öğrendikti ama: Meğer Palm Beach Hotel Devletten sembolik bir parayla kiralandıktan sonra bir başkasına daha yüksek miktarda para ile kiralanmıştı.. Ve bu şekilde bir kez daha öğrendik “Devlet malının deniz yemeyenin domuz olduğunu!”

VE Sn. Tatar artık rutini haline getirdiğince bir kez daha “çözüm formülünün” altını çizerken “İki eşit ve egemen devlete dayalı olmazsa müzakereler de olmaz” dediydi!

VE BİR KEZ daha şaştıkdı! Müzakere olmazsa bu dediği nasıl olacak diye! Eğer masada tezimizi savunamayacaksak nerede nasıl savunacağız ki “İki egemen devlet asasında bir çözüm olsun?”

VE ASIL reytingi yüksek film UBP CTP Gruplarının uzlaşması  sonucu Yerel Seçimlerin 25 Aralıkta yapılmasına yönelik kararaydı! ki son zamanlarda elinden Anayasa kitapçığını düşürmeyen Halkın Partisi Başkanı Kudret Özersay ne dediydi:

“TEK Fark Anayasanın oy çokluğu ile değil, oybirliğiyle  çiğneniyor olmasıdır…” Bayıldım bu teşhise…

ARADA iptaller falan söz konusu olsa da son sözü Yüksek Mahkeme Başkanı Sn. Narin Ferdi Şefik söyleyerek olaya noktayı koyuverdiydi: “Artık Haziran 2022 yılına dönemeyiz” dedi!..               VE KIB-TEK ülkedeki sorunların armada gemisi olma şampiyonluğunu bir kez daha kimseye kaptırmadan eski Maliye Bakanı Sunat Atun ile Başbakan Ünal Üstel’i karşı karşıya getirmeyi yine başarıverdi.                                                                              ŞÖYLE Kİ  Sn . Ünal Üstel kendini aklamak telaşında “Pahalı yakıt alımı” ile  Temmuz Ayındaki zırt pırt elektrik kesintilerinin günahı ile vebalini dönemin Maliye Bakanı Sn. Sunat Atun’un sorumluluğuna yükleyiverince Atun, “o tercihler kesinlikle bana ait değildir” diyerek ve olmadığını ispat eyleyerek bir kez daha Sn. Üstel’in yere basmayan ayakları arasında bombayı patlatıverdi!                                                      ***

VE asıl heyecanlı  sahne Haftanın sonuna denk geldi. Amerika henüz yapacağı ile yapacaklarını  bitirmemiş olacak uzun süredir Rum tarafına uygulamakta olduğu silah ambargosunu kaldırdığını açıkladı!

YANİ NE? Kararı verdi hem adada Türklerle Rumları hem de Doğu Akdeniz’de Yunanistan’la Türkiye’yi kapıştıracak..                         Bir zamanlar Sol cenahın bölgedeki limanlara uğrayan Amerikan 6. Filosuna yönelik gösteri ve sertliğe varan tepkilerini çok kınardık! Amerika’yı dünya barışının teminatı sanırdık!

VE buna karşılık asıl korkulacak olan ülke olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği Rusya’dır” derdik de..                            Artık  karşımızda “Cumhuriyetlerinden ayrışırken  sap gibi ortalarda kalmış, Ukrayna karşısında bile varlık gösteremeyen Rusya’ya karşın asıl büyük emperyalistin ABD olduğunu görüyoruz! Ki bir süre sonra Kıbrıs’ın Güney’inde de Amerikan üssü oluşturulabilir! Sonrasını düşünmek bile istemiyorum .

ÇÜNKÜ Doğu Akdeniz’de Yunanistan’daki Amerikan üsleri yanı sıra Kıbrıs’ta da oluşacak Amerikan üssü varken; bırakın çözüm umut etmeyi canımızı nasıl kurtaracağımızı düşünmek zorunda kalacağız!                                                                                                                                        ***

YENİ  HAFTAYA BAŞLARKEN: “Ne olur dersiniz?” Ki hemen yukarıda da sözünü ettik: ABD Doğu Akdeniz’i Yunanistan’daki askeri üsleriyle kendi gölü haline getirirken Türkiye ile  KKTC’ye yönelik bir yeni  darbeyi de bugüne kadar Rum tarafına uyguladığı silah ambargosunu kaldırmakla vurdu!

TABİ OLAYIN  asıl esprisi Türkiye’nin tam da “Şanghay İşbirliği Örgütünün Semerkant Zirvesine” katılmasıdır… Ki Orada Çin de vardır, Orta Asya’ya serpiştirilmiş Türk kökenli Devletler de..

TUTUN ki o ülkeler arasında Türkiye son yılların istikrar ve güven verici siyasi tutumuyla öne çıkmış bir ülke..                             Teknolojik kalkınması ile ülkeler arası siyasi dengeleri oluşturmuş.. Fakat bir tek Yunanistan ve Kıbrıs Rum Devletidir ki  bu istikrarlı ve barışçı ortamın dışında kalmışlardır!                         UZUN  zamandır artık Ege denizi ve adalarını da aşarak olduğunca Doğu Akdeniz’i kaplamış “siyasi sorun” tam bir savaşa ramak kalmışçasına  krize dönüşmeye devam etmektedir!                                                                  ***                                                                             İVE yeni haftaya  işte bu kuşkularla  başlıyoruz! Adı  “         çileli yıllarımız!”

Kİ DÜN  PAZAR’dı.. Mutadım veçhile sabahın erken saatlerinde gazetelerimi aldım her zamanki gibi önce manşetlerine baktım..

EVET ülkede yine pahası üstüne paha ulandığı için gitgide satın alınamayacak maddelerin pahalılığı haberleri vardı..

FAKAT bir önemli haber daha vardı: Gitgide artan ağır suçlar! Yani ne? “Sebep ve netice!”

Yıllar yılı sosyologları meşgul etmiş bir sorun! Basit anlatımı ile bizim gibi maliyesi ve ekonomisi bozuk geri kalmış ülkelerde çok daha net görülür..

MESELA geçen hafta memlekette lüks arabaların  satışlarında patlama yaşandığı haberi vardı..   İnşaat sektörü patlaması haberleri vardı.. Memleketin neredeyse 3. Ülke insanlarının da sahibi olacağı bir yerleşiklik sürecinde çoğalıp yoğalmaları haberleri de vardı, esrar satışlarının yaygınlığının aldı başını giden haberleri de!.. Fakat:

YANI SIRA olagelen haber ise ağır suçlardan dört ilçede 2 bini aşkın kişinin tutuklandığıydı!                                                                             BU bir “sefalet felsefesi” haberiydi! Toplumlar refah dönemlerinde böyle krizler yaşamazlar, sefalet dönemlerinde yaşarlar! Ki miyarı sürekli artan enflasyon, pahalılık, ekonomik istikrarsızlıktır!                                                                                                                                                 ***

NİTEKİM memleketin ticaret erbabı mesela Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Kemal Deniz adeta Devlete rest çekerek, “bu düzen böyle sürdürülemez” diyor.

Kİ “pahalılık” dur durak bilmiyor!                                                                  VE uyduruk kelimelerle kendine “Cumhuriyet” falan diyen siyasi yönden netameli Kuzey Kıbrıs Türk  Devleti sadece “biçareliği” oynuyor…

***

TABİ Kİ BENZER DÖNEMLER YAŞADIKTI. Toplumca hepten fakirdik! Eski kuşaklar iyi hatırlarlar. Mesela 2. Dünya savaşından sonra da ekonomik bunalımlar vardı.. 1954’lerden, 1963’lerden sonra da…

GERÇEKTE Kıbrıs Türk halkı bir iki köy “ağasının” dışında her zaman fukaraydı. Irgattı sonra adına “işçi, hammal, arabacı dedilerdi.. Rençber çoban dediklerince!

Bu topraklara öylesi koşullarda tutunamayanlar yıllar yılı Londra’lara, Türkiye’ye göç ettilerdi. Oralarda nüfusumuz kadar nüfus yaşar..

TUTUN ki 1974’sonrasıdır “refah yıllarımız!” Ama dikkat! Bu refahın yarısı “Rumun Kuzey’de bıraktığı mülkü, iş yerleri, tesisleri, toprakları, bağları bahçeleridir.. Ve o bıraktıklarının yıllar itibarı ile “al sat-sat al” sisteminde rant ekonomisine dönmesidir! Bunun ekonomi olmadığını da zaten ispatı ile yaşamaktayız!

YANİ alın terimizle üç dört iş insanımızın ötesinde toplumca bir ekonomik bir büyüme yaratmadık.. Kaldı ki siyasi istikrar da sağlayamadık ki “ekonomi” dediğiniz en çok bu nedenle üşür donar! Siyasi istikrarsızlık yaşanan yerde zaten ekonomi yaşamaz!

(YAŞARSA bizdeki gibi yaşar. Ganimet ekonomisi, rant ekonomisi, kap kaç ekonomisi, fırsatçılık…)

BU gün de yaşadığımız öylesi ekonomilerdir! Ve “pahalılıkla” beslenmektedir! Tıpkı kan emici vampirler gibi.. Birbirimizi kakalayarak, kanatarak, iterek kakarak bu adada var olma  savaşımı veriyoruz… Büyük talihsizlik olmalı!









Başa dön tuşu