Geçen hafta yeterince heyecan vardı. İnsanlar birbirleri ile konuşup sohbet etme sıkıntısı çekmedilerdi. Anlatılacak çok olay, eleştirilecek çok sorun vardı. Hatta küfür edip rahatlatacak kadarı ile de polisiye vakalar yaşandıydı.
Önce böylesi bir haftayı bize bahşettiği için hükümetimize müteşekkir olmamız gerekirdi. Kaldı ki iki eli kanda olsa, kendi başına bile tarak bulamasa büyük fedakârlıkla ve en azından emeklilerin sigortalıların maaşlarını ödediydi! Dahası TC ile varılan ateş kes sonrası uzlaşı ile su sorunu da aşıldıydı.
Ve özellikle geçen hafta Kıbrıs Türk halkı “kundaklama” denilen yeni bir trend ile tanıştı. Daha bir süre öncesine kadar sabaha gözlerini açan insanlar, “acaba dün nerede trafik kazası oldu kimler öldü kimler kaldı, bugün hangi sendikanın eylemi vardır” diye gazetelerin sayfalarını tararken; artık büyük bir heyecanla “akşam nerede kimin araçlarını işyerlerini kundakladılar” merakında bakmaya başladılar gazetelere… Kısaca artık hayatımıza “kundaklamalar” olayları da girdi.
SİYASİ SORUN. Güney Mayıs’ta seçime gidiyor. Biline ki o güne kadar müzakerelerden kimseye konu çıkmaz! Ha, çıkar ama onlar da “seçimlik” olurlar! Bilirsiniz seçmeni ayarlamak, oyunu sandıklamak üzerine kurulmuş harcıalem politikalar! Üzerlerine bir tutam yalan, biraz vaat, azıcık sloganla Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır bağırtılarına dayalı propagandalar serpip servis ederler! Kendi seçimlerimizden biliriz: O kadar “yedirirler” ki sonunda ya tıkanıp kabız olunur ya da detoks.
EİDE UĞRAŞIYOR: Ve tabi selefi Downer’i hatırlatıyor. Ki adam adadan ayrılırken Rum tarafı arkasından teneke çaldıydı! Eide de son günlerde “müzakerelerin yoğunlaştırılmasını istiyor. Türk Rum liderleri ile yaptığı görüşmelerde üzerinden geçilen konuların yeniden ele alınmasını, uzlaşma sağlanması için boşluklarının doldurulmasını tavsiye ediyor. Ve bir yerde “şu anda yüzlerce insan bu boşlukların kapatılması için çalışıyorlar” diyor.. Anlıyoruz ki AB’nin yurolarını cepleyen STÖ’den söz ediyor! (Tabi bu bilgileri her zamanki gibi Rum basınından alıyoruz. Yoksa nereden bilecektik müzakerelerde neler olduğunu!)
Tabi her zamanki kötümserliğimizle vurgulayalım: Kıbrıs gibi küçük bir adada insanların hayal edilen federal sisteme ne kadar adapte olabileceklerini bilemeyiz! O çok karmaşık Temsilciler Meclisi ile belki oluşturulacak Senatoda yahut hepten Rum olacak Başkana, Merkezi Hükümetin uluslar arası ilişki ve anlaşmalarına, vergilendirmelere, ortak yatırım ve ekonomik ilişkilere, dört özgürlüklere, çapraz oylamalara, ortak işlevde Merkez Bankası’na, ticari ve kültürel temaslara falan… Katılımları ne kadar sağlıklı olacak? Toplumlararası sorunlarda tahammüllerle tahammülsüzlüklerin sınırları nasıl saptanacak nasıl korunacak? Yani bendeniz bu ve benzeri “olayları, katılımları, ayrılmaları” düşünürken kafam fena halde karışıyor. Ve hayret ediyorum: Eide çözümden neden bu kadar umutludur!
**********
SU KONUSU TAMAM: (VE KÜRTAJ OLAYI.)
Geçen hafta ve uzun bir aradan sonra toplum derin bir nefes aldıktan sonra, “oh be, nihayet becerdiler” dedi. Çözülen su sorunuydu. Hocanın eşeği gibi bir şey olduydu. Yani önce kaybettilerdi sonra buldulardı! Ancak bulana kadar uğraşırlarken Hoca gibi “ay’ı kurtardılardı ama çök de çekeceğini çekiverdiydi!”
Peşinen yazalım: “İdeolojilerle kafası yıkananların” yarattığı su olayı ayni zamanda “Türkiye’ye yönelik açık husumet” haline de getirildi! Yüzlerini Güney’e çevirip “halklar kardeştir” diyenler “Kuzey’e dönüp baktıklarında “paranı da askerini, memurunu da al git” dediklerinin yanına bu kez de “suyunu da al git” sloganını koydular! Ve yazık ki bu husumeti bazı siyasi partiler canı gönülden desteklediler!
Yukarıdaki serzenişlerimizi tekrar ede ede yazıyoruz. Çünkü çok merak ediyoruz. Yarın Güzelyurt’un, Yeşilırmak’ın, Karpaz’ın, Mağusa Lefkoşa yolunun Kuzey’inin olduğunca Rum’a iade edileceği bir çözüm aşamasında, bugün Türkiye’ye suyunu da al git, yahut “ölüm suyu” diyenler, yeniden on binlercesi ile evini yurdunu terk etmek zorunda kalacak, göçmen olacak belki adadan da kaçacak insanlara ne söyleyecekler! “Türk Rum yoktur Kıbrıslı mı vardır” diyecekler!
Kısaca su yönetimini KKTC’nin rüştü haline getirenlerin olası çözümde Kuzey’deki pek çok yöre elden giderken nasıl ses çıkaracaklarını çok merak ediyorum?
ŞU KÜRTAJ OLAYI: Neresinden bakarsanız bakınız çirkin, insafsız, Allahsız bir olay! Çünkü “kürtaj ile ana rahmine yeni düşmüş ceninler değil, doğumlarına az kalmış tüm organları tamam bebekleri kazıyıp aldılar. Bu cinayettir..
Ancak olayın ötesi de olmalıdır. Operasyonların yapıldığı hastane biliniyor. Yurt dışından karnı burnunda gelen hamile kadınların belki bu hastaneye uğradıkları da biliniyor. Yani ortada her halde uzun süredir devam eden bir “trafik” var. Kimse ne olduğunu o hastanede neler yaşandığını merak etmez mi?
Doğrusu anlatsalar da anlayacağımız bir olay değil ama bu tip “hastanelerin” denetimleri daha ciddi olmalı. Ve hatırlatalım: Yavaştan organ nakli operasyonları da başladı. Şimdiden aman dikkat diyoruz çünkü asıl büyük parasal kazançlar “oradadır!”
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (KUNDAKLAMA OLAYLARI)
“Geçen hafta dedik” devam edelim: 3 bin beş yüz kilometre karelik bir coğrafyada “mafia” tertipli kundaklama olayları olur mu? Oldu işte! Tabi olaylar dürtüklenip ağızlarda sakız olurken “kundakçılarla kundaklananların” doğru yanlış hikâyeleri de anlatılıyor. Ancak asıl olay, kundaklamaların neden bu kadar sere serpe hem de üst üste yapıldığı! Sanki birileri memleketin tüm dalavereli “alıp verecek” davalarını çözmek için özel timler kurdu! Tabi büyük olasılıkla Polis delillere ulaşmış, kundaklayanları tespit edecektir. Tabi merak edilen de budur işte! Çünkü bu tip olaylarda “bazen çivinin çiviyi sökmesi, yahut su destisinin varsın su yolunda kırılması da yeğlenir. VE UYARALIM: Son zamanlarda medya haberlerinde aramızdaki bazı Afrikalı, Suriyeli, Asyalı insanların “trafik kazaları, hırsızlıkları, esrar olayları daha yoğun şekilde yer almaya başladı. Üniversitelere üçüncü ülkelerden öğrenci kaydetmek yarışında memleket yavaştan sorma gir hanına dönüyor ve maalesef bu insanlar gitgide daha çok illegal olaylar yaratıyor. Her halde ülkeye giren öğrenciler ve ötesi ziyaretçilerle ilgili daha caydırıcı tedbirler alınmalıdır…
































