Tuhaf ve tatsız bir rastlantı sonucu hem Türkiye’de hem bizde “hükümetlerin kurulması sorunları” çakışıverdi… Dolayısıyla Anavatan Yavruvatan’ken, “artık rüştümüzü ispat ettiğimizden “iki kardeş ülke” ilişkilerine geçtiğimiz Türkiye ile eş zamanlı bir kader ve talihte, “Hükümetsizlik boşluğuna” düştük!
Bir yandan da müzakereler devam ediyor. Fakat özellikle Türkiye’de hükümet krizi aşılmaz ve üstüne yeni krizlerin kamburları oturursa müzakereler süreci olumsuz etkilenecektir.
Geçen hafta hem KKTC’de hem TC’de bu hükümet oluşumları oturduydu gündeme. Belki her arayış bir beklentiyi her beklenti bir umudu doğurur ama Türkiye’de belki AKP ile CHP koalisyon hükümeti kurulabilir beklentilerimize, kırmızı ışık yaktılardı!
KKTC de bu konuda rahat değil. Koalisyonun büyük ortağı CTP Kurultayı sonrası bu kez de “hangi Başbakanla ve hangi bakanlarla bir hükümet” kuracağının kararsızlığına düştü! “Nasılsa elde Yorgancıoğlu hükümeti vardır” demek teselli vermiyor! Çünkü öncesi eleştiriler, çiğnendi denilen prensiplerle kararların henüz yankları devam ederken ne partiyi ne de toplum rahat olabiliyor! Üstelik bir yandan döviz vuruyor, öte yandan bireysel borçlar artıyor, beride tarım sektörü ile ötesi tüm sektörler umutsuzluk dalgalarında boğuluyor! Doğrusu böyle havalarda insan istese de mesut olamıyor, yeni bir hükümet beklentisi artıyor!
GEÇEN HAFTA: Siyasi arenada güreşten öncesi peşrev sürüyor! Rum ve Türk “neodostlar” birbirlerine gülücükler sallarlarken el ele, kol kola girip Kuzey’de gezintiye çıkıyorlar! Tabi kantarın topuzu da kaydıkça kayıyor. Çünkü, “bakın biz iki halk eğer istersek pek alâ da dostluk kurabiliriz” gösterisi hep Kuzey sahnesinde sergileniyor! Ve akıllara şeytanı düşürüyor:
Yoksa Güney olası çözümle Kuzey’e taşınma provaları mı yapıyor! Nitekim gazete manşetlerine çıkıyor: Yüz bin Rum Kuzey’e dönecek! Tabii bu 100 bin Rum bekar öğrencilerden ibaret olmayacağından Kuzey’e aileler olarak gelecekler! Ana baba, çocuklar, dedeler nineler, hısım akrabalar derken… Güzelyurtluların gözü aydın! Yine Kalkanlıda havuzlu villalardan söz edilecek! Zaten bu çözüm dediğimiz de tek bir cümle ile anlam buluyor: “Güney’den Kuzey’e kaç Rum gelecek nereleri alacak!”
Bir kez daha tekrar edelim: Yani masadaki Rum mağdur ve mazlum Kuzey’den hakkını almak için, Masadaki Türk de Rum’un hakkını “vermek zorunda olan gaspçı ve işgalci!
ÖTE YANDAN: Geçen hafta KKTC’nin kentinde köyünde, dağında taşında kamyonlar dolusu bomba patlatsanızdı döviz vurgunu kadar harabiyat yaratamazdı! Sadece üç aylık bütçe açığının 108.6 milyon TL’ye çıktığı gerçekte, sonunda “yazılı basını” oluşturan gazete yöneticileri de bastı feryadı!
Gazeteciler Birliği KKTC’deki haksız rekabetten yakındı, üstüne üstlük ağır vergi yükü altında ezildiklerini açıkladı ve en azından gazetelerin vergi oranlarının düşürülmesini önerdi… Bizse hâlâ düşünüyoruz: Sterlinin doların, Euro’nun almış başını gider yükselişine devlet “acaba bir tedbir getiremez mi? Kısaca geçen hafta KKTC semalarında çok tatsız rüzgârlar esti. Bu haftaya bakalım…
**********
Çiftçinin alın yazısı: (Her yıl aynı sorunlar!)
Memleketin elektriğini üretmek için tesisleri yapan devlet… Bu tesisleri Kurum haline getirip çalışmalarını sağlayan, yönetim kurulu başkan ve üyelerini atayan devlet. Fakat bu kurumda yığınla sorun yaratıp faturasını halka ödettiren yine devlet!
İletişimi sağlamak için telekomünikasyon sistemini oluşturan devlet. Bu kuruma müdüründen memurlarına kadar atamaları yapan sonra da dönüp sorun yaratan yine Devlet!
Kıbrıs Türk Hava Yolları’nı kuran da batıran da devlet. Ercan Hava Alanını özelleştiren yine devlet. Sorun yaratmak ne kelime sorunlar üzerine sorunlar diken yine devlet!
Okulların, limanların, yolların, göletlerin, imar iskân programlarının karar ve sahib’i mutlakı devlet. Buna karşın okullarında bitmeyen sorunların, yüz karası haline gelmiş limanlarının, trafiği perişan eden kent yollarının, imar iskân çarpıklıklarının yetkili ve sorumlusu yine Devlet!
Köylünün Çiftçinin ürününü değerlendirmek için Toprak Ürünleri Kurumu’nu oluşturan devlet fakat her yıl sorun yaratan yine devlet!
ÇİFTÇİNİN KADERİ: Hiç değişmez kuraklık vurursa ayvayı yer, yağmur yağarsa tahıl taban fiyatları sorunu yaşar!
Fakat: Ne kuraklık olduğunda “primlerle” yüzü güler ne iyi ürün aldığında yüzü güler! Ve yıllardır üç beş büyük toprak ağası dışındaki memleketin çiftçisi “toprağının bahtı kara insanı” olarak yaşar!
Bu yıl da kavga başladı: Bakanlar Kurulu bereketli hasat nedeniyle bu yıl arpa alımını önce serbest piyasaya bıraktı. “Hele siz 25 Haziran’a kadar arpayı buğdayı tüccarlara satın, sonrasını biz 65 kuruştan satın alırız” diyor.
Oysa diyor ki Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği Başkanı Hüseyin Çavuş, “hayır, siz devlet olarak TÜK oluşturdunuz boynuna da hem üretilen arpayı almak hem de fiyat belirlemek yetki ve sorumluluğunu bağladınız. Şimdi ise bizi “fiyat belirlemeden tüccarların insafına bıraktınız!”
SORUN BU KADAR BASİT: Ve sorun bu kadar büyük! Çünkü devlet kendi oluşturduğu kurumlardan ne elini çekebiliyor ne de o kurumları azat edebiliyor. İlle de şu veya bu tarafı elinin altında olacak ki “yönetimi ile popülizm yapma olanağı” da elinde olsun!
**********
Kısaca takıldığım: (1600 öğrenci 1600 aile demektir!)
Bazı sorunlara “takarım” bazılarına “takılırım!” Geçen hafta Orta Dereceli Okullarda karneler verildi. 14 bin 300 öğrenciden 1600 öğrencinin sınıfta kaldığı açıklandı.
Bu ne demektir bilir misiniz? 1600 aile! “Öğrenciler çalışmıyor” demek yetmez! Bu ailelere gidildi mi? Sosyo ekonomik durumları araştırıldı mı? Ebeveynler okullara çağrılıp konuşuldu mu? Sosyal Hizmetler Daireleri ile temaslara geçildi mi? Bu öğrencilerin öğretmen ve sınıf öğretmenleri ile konuşuldu mu? Okul Aile birlikleri devreye sokuldu mu? Yoksa “bunlar zaten bizden değiller” mi dendi yine!
































