Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR İTİRAF VE BİR ÖZÜR…

Bir itirafta bulunmam ve galiba sendikacı arkadaşlardan özür dilemem gerekiyor.

İş hayatının nerdeyse tamamını (yakında emekli olma yaşıma ulaşacağım) özel sektörde geçiren ve “o vahşi ortamda” hem işimi ilerletme hem de ekmeğimi kazanma kavgası veren bendeniz doğrusu kamuda örgütlü sendikaların yaptıklarına gıcık oluyor, hele bazı konulardaki tavırları karşısında çileden çıkıyordum.
Örneğin son zamanlarda birkaç üye istedi diye çocukların eğitim haklarını gaspetmelerine veya sadece ama sadece bir üye için vatandaşa hizmetten imtina etmelerine son derece sinir oluyordum.
Sinir olma hakkım bakidir ve bu konudaki eleştirilerim devam edecek fakat “hükümet bize sormadan ve bizden habersiz, yangından mal kaçırır gibi icraat yapıyor” şeklindeki şikayetlerinde galiba haklıdırlar.
Elbette yönetenlerle sendikacılar arasında fark olacak.
Sonuçta halk tarafından yetkilendirilenler yönetenlerdir.
İcraat yapma görevi onlarındır.
Fakat yapılacak icraat çalışanları etkileyecekse (örneğin kamu reformunda olduğu gibi) çalışanların yetkilendirdiği sendikalar da elbette yapılanlar veya yapılacaklar hakkında bilgilendirilmeli, görüşleri alınmalıdır.
İşte itirafım tam da bu noktadadır.
Sendikacıların “haberimiz yok, bize bilgi vermiyorlar” şeklindeki feveranlarının doğru olduğunu anladım.
İtirafım budur.
Bu açıdan kendilerine hak vermediğim için de özür diliyorum.
Peki nereden bu sonuca ulaştım?
Kendimden.
Veya bizden.
Konuyu etraflıca anlatayım.

***

KKTC’deki prematüre bir durumda olan üretim zinciri içinde geleneksel gazeteler (kağıda basılı gazeteler) bugüne kadar devletten 1 kuruş dahi katkı almayan ve böylesi bir katkıyı reddeden, kendi yağlarıyla kendi ciğerlerini kavuran, artık çağdışı kalmış vergilerini ödeyen bir sektördür.
“Çağ dışı vergiler” nitelemesini özellikle kullandım çünkü artık dünyanın hiçbir yerinde gazetecilik faaliyetlerinden bu kadar yüksek vergi almazlar.
Niye?
Halkın haber alma özgürlüğüne engel olmasınlar diye.
Örneğin büyük kısmı sosyalist olduğunu iddia eden, küçük kısmı da liberallikle övünen ve Avrupa Birliği hayranı olan hükümetimiz Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde gazetelerin nerdeyse sıfır vergi ödediklerini çok iyi biliyor olmalı.
Bilmiyorsa da öğrenmeli.
Türkiye’de bile bunun böyle olduğunu görmeli.
Biz (Gazeteciler Birliği’nin görevlendirdiği özel komite) bilmediklerini ve görmediklerini farz ederek gidip bilgilendirdik, örnekleriyle anlattık ve gerçekten zor durumda olan gazetelerin bir nebze rahatlaması için bir öneriler dizisi sunduk.
Ve bekledik ki hükümet yetkilileri yaptığımız önerileri inceleyip bize geri dönecekler, bir masa etrafında oturup tartışacağız, herkes kendi görüşlerini savunacak ve bir sonuca varacağız.
Fakat o da ne?
Bizimle bir tek toplantı yapma nezaketi bile göstermediler.
Üstüne üstlük gayyubetimizde karar verme saygısızlığı yaptılar.
Bu saygısızlığı da “hükümet gazetelere para veriyor” şeklindeki bir iğrençlikle kamuoyuna duyurdular.
Bizi de “hade gene iyisiniz, hükümetten paracıkları kapacaksınız” gibi rezillikle baş başa bıraktılar.
Şimdi konunun başına dönersek.
Vallahi dördüncü güç sayılan bize bunları yapanlar sendikacılara neler yapmazlar.
Son sözüm şudur;
Sendikacılardan özür dilerim ve bu hükümete ne yapsalar haklıdırlar…