Geçen hafta “çözüm umutları” bu kez de Crans Montana’ya gömüldü! Ne var ki Kıbrıs’ın kaderinde, çözüm için müzakerelerin yeniden başladığı bir alınyazısı var! Zamanı saati geldiğinde birileri yine düğmeye basar yine masa kurulur.
Ancak bundan sonra kurulacak o masada bir daha geçmişin şu çözüm planları gibisi planlar olamayacak! 1977-79 Doruk anlaşmaları, Gali Fikirler Dizisi, Annan planı!.. Bundan sonrası müzakerelerde BM’ler Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile başlayıp Guterres ile devam eden müzakerelerdeki “konu ve başlıklar” da yer alamaz!
Niçin mi? Çünkü Rum tarafı 1974’den sonra çözüm için oluşturulan müzakere ve planların tümüne de “hayır” diye diye sermayeyi tüketti! Nitekim son Montana serüveninde cascavlak ortada kaldı!
Müzakereler yeniden başlasa bu kez de masaya reddettiği planlar ötesinde, kayıplarına kazınacak yeni planlarla oturacak!
Hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olurmuş! Mesela Bundan sonrası bir müzakere olasılığında ne Omorfo’yu ağzına alabilecek ne Maraş’ı! Yahut şimdilerde 650 bin seviyesine kadar indirilen Kuzey’deki Türk askeri varlığını kabul etmezken yarın adaya kalıcılığı ile yerleşecek Türkiye’nin bir askeri gücüne hiç “sıfır asker” diyemeyecek!
RUM TALİHİNİ TEPTİ! Rum tarafı için ölüsü Monatana’da gömülü olan “altı başlıklı” çözüm planı eline geçirdiği en ehven şanstı! Azıcık esneklikle çözüm olmasını sağlardı. O iradeyi gösteremedi çünkü.
Bir: Masaya kesinlikle Türkiyesiz bir Kıbrıs çözümü için oturdu! Sonradan eklediği “sıfır asker, sıfır garanti” bu hedefinin açık bayanıydı!
İki: Daha müzakereler başlarken Anastasiadis her vesileyle masaya Annan planının üzerinde kazanımlar elde etmek için oturduğunu söylüyordu!
Üç: Eroğlu’nun bastırmasıyla kendi içlerinde özerk Türk-Rum iki kurucu devleti kabul etmişti ama “siyasi eşitliği” de çakan bu oluşumu sonradan “hem nüfus hem de mülk çoğunluğuna dayalı bir federal sistem haline getirmek için uğraştı!
Dört: Nitekim Anastasiadis dönüşümlü başkanlığı sonuna kadar reddederken “azınlığın çoğunlukla ayni haklara sahip olduğu nerde görüldü” diyerek niyetini açlık seçik ortalara döktüydü.
Beş: Son anda Türk tarafının yüzde 29’luk toprak hakkını yüzde 28’lere çekmek istedi, Türkiye’nin AB’nin dört özgürlüğünden yararlanmasında muzırlık yaptı, Omorfo olmazsa olmaz dedi…
KISACA: “Yeni çözüm Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmiş şekli olacaktır” diyen Anastasiadis, Türk tarafını ayni haklara sahip eşit bir ortak olarak görmedi! Azınlıktaki bir toplumun ancak çoğunluğu altında hayat hakkına sahip olabileceği bir siyasi statüyle sarıp Türkiyesizliği de sağlayarak Türk halkını “etkisiz ve pasif” duruma getirmeyi hedefledi! Hedefi de her zamanki gibi ada egemenliği oldu!
Dolayısıyle henüz çözüm zamanının gelmediğini bir kez daha anladık! Ne zaman mı gelecek: Cevabını ararken dün kaldığımız yerden bugün devam edelim konumuza:
DEVLETE İŞLERLİK KAZANDIRMAK: “YENİ VE CİDDİ REFORMLARI GEREKTİRİR!) Dün, tamamen seçilmiş siyasiler dışında ve uzman kişilerden oluşacak “KKTC-TC Güvenlik ve İşbirliği Konseyinin kurulması” gerektiğini yazdıydım. Nedenini de “son dönemlerde gelip giden hiçbir iktidarın KKTC’de istikrar ve gelişmişliği başaramadığını, zaten her bir buçuk yılda “erken seçime” gidildiğinden bunun da mümkün olmadığını vurguladıydım!
OYSA bizatihi hükümetler, “köklü reformlara” ihtiyaç olduğunu kabul ediyorlar.. Ne var ki iktidarda oldukları süre içinde mesela “TC ile imzaladıkları mali ve ekonomik protokolleri” bile uygulamaktan kaçınıyorlar! Hem de uygulamamaları halinde TC’nin parasal yardımlarında geciktirmelerin olacağını bile bile!
NEDEN? Biliyorlar ki radikal tedbir alırlarsa seçim kaybedecekler! Çünkü:
Artık hükümet edenler devleti değil, köşe başlarını tutarken devlet içinde devlet olmuş “kendi parti yakınlarını gözlüyorlar! Nitekim eğer ülke rant ekonomisinin pençelerine düşmüş, bu nedenle çarpık ve plansız bir büyüme trendi başlamışsa bunun nedeni; TC-KKTC Ekonomik Protokoller savsaklanırken, özelleştirmelerin hasır altı edilmesidir! Siyasi iktidarların hem kendi “adamları” hem “mütegallibe” ile kumpas kurarken, sosyoekonomik yatırımları da ayni işbirliğinin kapsamı içine alıp “rant ve kıyaklara” devam etmeleridir!
ZATEN bu nedenle dedik: Türkiye ile oluşacak “Güvenlik ve İşbirliği Konseyi” Siyasiler dışında tüm mesleki kesimlerin de katılacağı bir yapılanma olmalıdır ki “partizanlık ve popülizmle” değil, Devlet çıkarlarını gözeten tarafsızlıkla hareket edilsin..
KISACA bu siyasi partiler ve hükümetler gerçeği ile bu memlekette “devlet” işlevsel olamaz! Olmadığı da ortadadır!
…Müzakereler bitmiş kendimize dönmüşüz. Şöyle diyelim: Eğer Kuzey’i Anastasiadis’in iştahını kabarttığı harcıalem bir bir muhtac’ı dide olmaktan kurtarmak istiyorsak “devlete sahip çıkılacak!” Bu da “ciddi ekonomik atılımları” ve Türkiye ile çok daha sıkı işbirliğini gerektirir…
KISACA TAKILDIĞIM: “KÖYLERDE GENÇLERE DAĞITILAN ARSALAR SORUNU!”
Başbakan Özgürgün geçtiğimiz hafta, bazı köylerde gençlere arsa dağıtırken,“hak sahibi gençlerden de bulundukları yörelere, topraklarına ve devlete sahip çıkmalarını” istediğini söyledi!
Söylemekle olmaz, yasa ile olur! “Köyde kent, kentte köy hayatı olamaz” gerçeği ile hareket ederek kırsal kesimlerimizi yeniden esas “köy ve köylülük” işlevlerine geri döndürmek gerekiyorsa, o zaman o arsaların da bir “köylülük anlaşması ve senedi” olmalıdır. “Evini yapacaksın ama köyde yaşayacak, köyde ekip biçecek köyde üreteceksin!”
Bunu başardık mı köylerde gençlere dağıtılan arsaların her santimi helali hak olacaktır!
































