Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GARANTÖRLÜK: (TÜRKİYE VE KKTC ÜZERİNE YENİ OYUNLAR TEZGÂHLANIYOR!)

Dün “Türkiye’nin de en az Amerika, Rusya ve diğer bölge ülkeleri kadar Ortadoğu’da çıkarları vardır” dedikti. Fakat Doğu Akdeniz’de dolayısıyle Kıbrıs’taki çıkarları artık daha büyük önem taşımaktadır. Ki hatırlatayım.      2004’de Annan planı referanduma giderken, Türkiye’nin  yüzü batıya dönüktü. Siyasi rotası ise Kıbrıs sorunu çözülürken, AB’ye üyelik yolunun açılmasıydı..  Dolayısıyle ne garantiler üzerinde direndiydi ne de iade edilecek bölgeler konusunda güçlük çıkardıydı. Kuzey yüzde 29’luk sınırları içine çekilirken Türkiye de  artık adada sembolik ülke olma konumundaydı.
Buna karşın adada sürekli hedef büyüten Güney,  plana hayır demişti. Çünkü evet demiş olsa Tüm adanın tanınmış devlet oluşundan feragat edecek, aksine bir de Kuzey ile federal devlette Yönetim ve Güç Paylaşımına girecekti.  Artı, TC’nin sembolik de olsa garantörlüğü devam edecekti.            Sonradan Rum tarafının plana “hayır” dediği için çok pişman olduğu söylendi yazıldı! İnanmıyorum! Çünkü “Evet” demiş olsaydı şu anda tüm adayı temsilen AB üyeliğine kurulamaz, Türk tarafını da AB Parlamentosunda mesela iki sandalyesi ile söz ve saz hakkına sahip ortağı durumuna getirirdi. Rum liderlik ve halkı ile Kilisesinin buna tahammül edemeyeceğini ancak “Kıbrıs üzerine Rum mentalite ve ideasının ne olduğunu bilenler bilebilirdi.. (Ne var ki  başta Denktaş olmak üzere Rum’u çok iyi tanıdığını söyleyen bizim “statükocu”  damgalı kesim ben de dahil  yanılmış, Rum tarafının “evet” diyeceğini sanırken sandıktan çıkan  “hayır”ına  sevinmiştik!) 
FAKAT OYUNA BAKIN: Rum “hayır” demiş olsa da AB’ye gireceğini biliyordu! “Hayır” dedi hem Kuzey’i çözümsüzlüğe mahkûm etti hem de AB dışında bıraktı! (Taktiğin  ne kadar bilinçli  uygulandığını  bilmiyorum ama eğer “hayır”lar bu şekilde düşünülüp sandığa yansıtılmışsa müthiş bir politika olduydu diyeceğim!)
KONUYA DÖNELİM: 2004’lerden bu yana hem KKTC’de hem Türkiye ile Doğu Akdeniz’de ve de Ortadoğu’da olumlu veya olumsuz büyük değişimler yaşandı. Ki 2004’de referanduma gidilirken Kıbrıs asude bir deniz ülkesiydi, Türkiye de bölgenin starı. Ya şimdi? Düşmanları tarafından çevrilmiş  PKK ile içte savaşan bir ülke durumuna düşmüş..  Ve sınırları dışında  etkinliği ile söz sahibi olduğu tek yer garantörü olduğu Kuzey Kıbrıs kalmış..  Bu hak elden gittiğinde Rum’un ve “bizimkilerin” istediğince Türkiyesiz bir Kıbrıs dönemi başlayacaktır.. Daha başka yoruma gerek var mıdır?     

     **********    

   DENETİM MEKANİZMASI: (BİR TÜRLÜ ÇALIŞTIRMAYI BAŞARAMADIK!)   

   “Kürtaj olayı” patladığında ilk vurguladığımız  “denetim” olayıydı. Daha doğrusu “denetimsizlik sorunumuzdu.” Dün de bu konuya artan illegal olayları işaret ederek devam ettikti. Mesela üniversite’ye 3. ülkelerden gelen öğrencilerin denetilmesi ile kumarhanelerin denetimleri çok önemlidir demiştik.
Ne var ki memleketin en büyük parasal gelirine sahip olması gereken KIB-TEK gibi bir kurumun bile  Sayıştay’ı kapısından  döndürdüğü ülkede bundan sonra da “denetim” adına ciddi denetimler yapılacağını sanmıyoruz çünkü istense de bu personelle bu bütçe ile yapılamaz! Ombudsman’lık müessesi de  ayni sorunla boğuşmaktadır. Denetim sorunlarına bir iki örnek verelim.
MESELA: Bu memlekette hâlâ doğru dürüst vergi toplanamıyor.  Çünkü vergi kaçağını önleyecek yeterli “denetleyici” yok. Öyle de olunca vergi mükelleflerinin gönüllerinden ne koparsa onu vermesi beklenir! (Hem de muhasip zorunluluğuna karşın!)
Mesela: Sadece tarım kesiminde değil, ötesi tüm mesleki kesimlerde de görülmektedir. Kamu görevinden kim emekliye çıkarsa ilk işi artık zemin katlarında  dükkânları olmayan tek bir apartmanın kalmadığı memlekette   hemen bir dükkân kiralamaktır! Mesela ben beş yüz metre bile olmayan trafiği yoğun bir yolun üzerinde bir gün merak edip saydım  sekiz tane bakkal dükkânı vardı!  Pekala bunların kaçının mesleğiydi “bakkalcılık” derseniz hadi bir iki kişi olsun diyelim! 
Mesela çiçekçiler de şikâyetçi, lokantacılar da benzinciler de. O kadar çoğaldılar ki artık kazançları  un ufarak oluyor!  
Mesela Tarım bakanı “teşvik, destek, doğrudan para, mazot” derken bakıyor ki mesleği çiftçilik hayvancılık olmayan insanlar da nemalanıyorlar! Kim “ekmek parasını çiftçilikten hayvancılıktan bekliyor, kim hobi niyetine yaparken devleti sağıyor” hâlâ belli değil çünkü denetim yapacak mekanizma oluşmamış zaten denetim yapacak personel yok dolayısıyle sistem de oturmamış!
KALDI Kİ: Memleketin kalbur üstü mesleki kesimi olan “doktorların” kurdukları hastaneleri denetlenecek! Şu son Kürtaj olayına kadar yağma mı vardı? Kimin haddineydi denetim yapacağım diyerek bir özel kliniğin kapısına dayanmak! “Vay sen doktorlara mı güvenmiyorsun!” “Yoğunluğunca KKTC’nin yüce Meclisini  de oluşturan biz doktorlar mı kaldı artık memlekette denetlenecek!”  diyerek isyanı oynamazlar  mıydı?
Ya şimdi? “Neden denetlenmiyorlar” diye şikâyetler yağıyor da  denetimin laçka olduğu yerde sistem yahut hukukun üstünlüğü mü olur? 
     **********
KISACA TAKILDIĞIM: (ÇEVRE DERSİ.)

Galiba bundan yirmi yıl kadar önceydi. Arabalar çoğaldıkça kazalar artmaya, trafik yavaştan canlar almaya başladıydı. Tehlike felaketle birlikte bağıra çağıra geliyordu.
Ve biz “Köşeciler” taifesinin kulakları vakta ki o seslerle delindi   başladıktı yazıp döktürmeye: “Okullara trafik eğitimi koymalı. Sorun ancak eğitimle çözülür.”  Ve koydular! Hesabımız, yirmi yılda falan o eğitim sonucunda trafik bilincine sahip nesillerin yetişmesi ile birlikte kazaların da en aza düşeceğiydi! Pööö! Aksine felaket haline geldi!
Şimdi de çevre pisliğine son çarede  “eğitim” dediler. Bugünden başlasalar semeresini ancak yirmi yıl sonra görürler. Pekala bu sürede ne olacak çevre pisliği?  Cevabı yok, olsaydı “eğitimine” baş vurmazlardı!