Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

FEDERASYON VE KONFEDERASYON: (KKTC OLARAK SİSTEMİN NERESİNDEYİZ)

Nedir Kıbrıs siyasi sorununda tartışılan?  Çıkın yollara kahvehanelere,  yurttaşa sorun: Eğer kök Mağusalı ise  “ne bileyim ya oğlum ben”  diyecektir…  Yok,  kök Lefkoşalı ise  “ne bileyim ya guzum” diyecektir! 
Hayır, ne olayın önemini düşürüyoruz ne de yurttaşın düzeyini…  Tutun ki türlü çeşitli demeçlerle karıştırıldığı için karışan “kafalarımızın” “esprisini” yapıyoruz! 
Yoksa olay sirk palyaçosu şaklabanlıklarıyla gün yirmi dört saat hayatımızın içinde oynamaktadır…  Açıklama bombardımanları ile kulaklarımız delinirken,  artık biliyoruz ki  Rum için  Kıbrıs siyasi çözümü “Tek egemenliğe dayalı federal bir sistemdir…”
Ve artık biliyoruz ki Türk tarafı için kabul edilecek çözüm  “federal kanatları”  oluşturacak Kuzey ile Güney’in  “tek Kıbrıs egemenliği”  altında “kendi içlerindeki egemenliklerinin de  sürdürülmesine cevaz verecek  mesela  “konfederal sistemdir.” 
Pekala nedir  “federal ve konfederal sistemler? (Bu konuda okuduklarımızı araştırdıklarımızı aktaralım.)
KONFEDERAL SİSTEM NEDİR?  Çok kısaca  “bağımsız devletlerin”  veya Kıbrıs’a irca edersek Türk ve Rum kurucu devletlerinin bir araya gelerek bir ortak “yönetim”  oluşturmalarıdır… Konfederal birliktelikte Türk ve Rum kanatları  arasında eşitlikçi bir ilişki yoktur.  Merkezi Yönetim yetkilerini Türk ve Rum kurucu devletlerinden alır… AB’de de bu tip bir konfederasyon vardır”  denmektedir… 
FEDERAL DEVLET NEDİR?   Mesela Türk ve  Rum yönetimleri yetkilerini birbirlerinden almazlar.  Bir yönetimin diğer yönetim üzerinde yetki dayatması da olmaz…  Kuzey de Güney de  “yönetim erklerini”  Federal Anayasadan alırlar.  Dolayısıyla  yönetimler Anayasa karşısında eşittirler… Ancak kendi yetki alanları içinde bağımsız hareket ederler.
Kısaca anlayacağımız şudur:  Konfederasyon her birinin Yönetim bakımından özerkliği olan bölge yahut kurucu devletlerin siyasi bakımdan oluşturdukları birlikteliktir…
Federalizm ise bölgelerin kendi içlerindeki  “özerkliğini”  kabul etseler de dışa karşı tam bir siyasi bütünlük gösterir ve hareket ederler…  Bu konudaki örnekler de  “Birleşik Amerika ve Eski Sovyetler Birliği olarak gösterilirler…”
Yukarıdakileri  türlü çeşitli kitaplardan ve çok kısaca aktardık…  Amacımız bu gün tartışılan ve arayışları süren  “çözüm” şekillerinin içeriklerini az biraz aralamaktır…       

    FAKAT ŞUNU DA ÇOK İYİ BİLİYORUZ:  Kıbrıs siyasi sorunu nev’i şahsına münhasırdır.  Çözümü de kendine özgü olacaktır… Ki bu  “kendine özgü” siyasi gerçek 1974’te  “Kuzey ve Güney”  olarak tecelli etmiştir. Kıbrıs’ta Self Determinasyon hakkına sahip iki halk varsa “federal Kıbrıs”ı oluşturma aşamasında  “katılma hakları da olmalıdır ayrılma hakları da…”  Şu anda iki kurucu devletin  “tek egemenlikli”  devleti  oluşturacak  “katılım hakları ve yetkileri”  tartışılmaktadır… “Bakalım ne olacak” diyelim…          

  **********   

  KANSER OLAMAK İÇİN CENNET HURMASI YEMEYE GEREK YOKTUR… 
Medyayı ayağa kaldıran  “zehirli hurmalar”  olayına  gösterilen büyük hassasiyete,  “işte böyle olunmalıdır”  düşüncesi ile katıldım…
Fakat  “olay meydana çıktıktan sonra olagelen büyük tepkiyi”  gazetecilik açısından hem eksik buldum hem  gecikmiş…” 
Çünkü bu konularda  “tokmağın sürekli başları dövmesi gerekir”  ki  Hoca misali: “Oğluna testiyi verip suya gönderirken peşin peşin bir tokat atarmış..  Sebep yokken neden çocuğa tokat atıyorsun diye soranlara da  “testiyi kırdıktan sonra atacağım tokadın ne faydası olacak”  cevabını verirmiş…

Kısaca testiyi kırmadan önce sorunları tokatlamak gerekir ki  aklıma,  kim bilir kaç yurttaş o hurmalardan yemiştir fecaatı geliyor! 
Ülke kanserden kırılıyor. “Bu” dediğimi o  “malum yurttaşlarımıza” anlatmak mümkün olmuyor ama!  Yarabbi ne kafalar ne vicdanlar demekten öte! 
Buna karşın son zamanlarda  “dört ucunu koy vermiş”  bir Koalisyon Hükümeti ile karşı karşıyayız. Çünkü sorunların içinde boğulurken, burnunun dibine bile bakacak hali kalmadı! 
Kendi içinde sorun yaratıp kendi sorunları altında kalan bir hükümet!  Mesela: 
Bekleyeceksiniz ki  Polis Genel Müdürlüğü sorununu beterince uzatmadan çözsün…
Bekleyeceksiniz ki  bir yıldır  “kurultaylardan kurtulup da iş yapamayan iktidar ve muhalefet partilerine nazire bu kez de Hükümet ortağı olan  DP Kurultayını yapıp bitirsin! 
Bekleyeceksiniz ki “geçicilerin”  ne olup olmayacakları sorunu hale yola bağlansın da sonrası icraatlara hukuksal yollar açsın…
Bekleyeceksiniz ki  Kamu Görevlileri Yasa Tasarısı Meclis’ten de geçsin ki artık bu alanda bir şeyler yapılsın…
Bekleyeceksiniz ki dövizin ateşi sönsün de memleketin ticaret erbabı ile turizmcileri,  tarım sektörü ile hayvancısı hükümetle muhatap olacak uygun ortamı yakalasın…
Bekleyeceksiniz ki  “hal yasası,  et kombinası oluşturulması”  gibi sorunlar çözülün de tarım ve hayvancılık sektörleri ile tüketicilere ulaşımda sağlıklı sistemler kurulsun…
Ve bekleyeceksiniz ki  hem üretilenler hem ithal edilenler denetimleri, günlük çalışmaların analizleri rutinliğinde bir  “yasal hüküm” haline gelsin…
KISACA VE ŞİMDİLERDE  DEVLET rölantiye yattı!  Oysa ikide birde “köşemizi” lafazanlıklarımızla doldururken ne diyoruz:  “Hâlâ seferberlik toplumu olmak zorundayız ki  sorunların altında kalmadan,  sorunlara yenik düşmeden yolumuza sağlık afiyetle devam edelim…”
Pööö!  Bir  “koalisyon hükümeti etiğine  bile  kafa yormak gereğini duymayan  “anlayışların”  egemen olduğu  böylesi  devlette  doğrusu şu ki  kanser olmak için ille de cennet hurması yemeye gerek yoktur…     

  **********     

MAĞUSA HASTANESİ’NDEKİ  “RANDEVULU SİSTEM” UYGULAMASI, İSTENİRSE  “YAPILABİLECEKLERLE BAŞARILABİLECEKLERİN”  İSPATIDIR… 
Geçtiğimiz Salı günü yolundan  geçerken, kaç zamandır merak ettiğim  şu “randevulu sistem”  nasıl çalışır sorusuna cevap bulmak için  Mağusa Hastanesinin kapısından içeri daldım. Hemen girişte  sağlı sollu iki “randevu birimi”  kurulmuş.  Birine yaklaştım,  görevliye,  “gözüm için  muayene olacağım”  dedim.  Önündeki listeye bakan görevli, üzerinde  “10.30 yazılı  10. Sıra ile doktorun adı yazılı  küçücük kağıdı yazıp verdi. 
Ertesi gün saat 10.00’da hastaneye gittim. Kayıt bölümüne  “randevu kağıdını gösterdim. Kartımı verdim,  gerekli işlemler yapıldıktan sonra  5 TL ödeyerek göz doktorunun bulunduğu “kliniğin”  önüne gittim.  Kapıda bir görevli adam… Kartımı ve randevu kağıdımı verdim…  Önümdeki iki kişiyi gösterdi,  “bunlardan hemen sonra seni içeri alacağım  dayı”  dedi… Oturup beklemeye koyuldum.  Hemen yanındaki bir başka kliniğe gelenlerle birlikte yığılmalar da oldu, atışmalar da…  “Nasılsa biz bize benzeriz bu kadarı olacak”  dedim ve izlemeye devam  ettim…  Görevli iki kişiden sonra seni içeri alacağım dediği halde en az üç kişiyi daha benden önce içeri alıverdi ki “ibretle” izliyorum, sonunda gözlerinin içine girerek ve elimle kendimi işaret ederek,  “ben de varım”  dedim… “Haa dedi,  dur burada içerideki çıkacak sen gireceksin…”
Uzatmayalım çıkan çıktı ben girdim… Yirmi beş yıllık göz doktoru Mehmet Faydalı…  Muayenehane elektronik aletlerle donanmış.  Tüm muayeneler şip şak!  O eskilerin klasik  “bunu oku,  bu ne”  soruları yok…
Ve fırsat bu fırsat Mehmet Faydalı ile zaten birbirimizi  tanıyoruz,  “amacım randevulu sistemin nasıl çalıştığını görmek” diyerekten,  dışarıda bekleyen hastaların da hakkını yemeden konuşmaya başlıyoruz ki  “Mehmet Faydalı da  özellikle bu randevulu sistemden memnun olduğunu söylüyor…  Kendi açısından değil,  beklemeden muayene olmak fırsatını bulan hastalar açısından…
ÖYLE Mİ?  Sıradan bir yurttaş olarak test ettiğim olayı yaşadıktan sonra  “evet öyle”  diyorum.  Düşünün ki eski sistemde saatler sürecek bir muayene olayını yarım saatte hallediyorum.    Ancak bu tip reform sayılacak uygulamaları devreye sokmadan önce  “kapılarda hastalarla muhatap olan,  bir yerde sırayı ve düzeni sağlayan görevlileri eğitmek,  yapılacak olanlar hakkında bilgilendirmek”  gerekir diye düşünüyorum.  “Davranışlardan, sistemi düzgün çalıştırmalarına  varıncaya dek…” 
Yani  “randevulu sistemi”  itişme kakışmadan kurtaracak olan o kapıdaki  “görevlilerin”  dirayetleridir…  Bu konuyu “kamu görevlileri açısından gelecek hafta yazmaya devam  edeceğim…