Köşe Yazarları

FEDERASYON MU AYRI DEVLET Mİ?


Önümüzdeki hafta  Berlin’de bir kez daha siyasi sorun masaya yatırılacak.  Gözden geçirip 5’li konferansın önünü açabilir miyiz arayışında 3’lü bir toplantı yapılacak.

Şu anda “arifesini” yaşıyoruz! Dolayısıyla  hem Güney’de hem Kuzey’de hiddetli ve şiddetli tartışmalar olmakta.

Fakat bizim tarafta bu tartışmaların dozu fena kaçtı!  Sn. Akıncı ile Tatar Hükümeti arasında salvo atışları olmakta!

Başı Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın çektiği ve UBP ile HP’nin desteklediği görüşe göre “Federal Çözümün artık müzakere edilecek hiçbir tarafı kalmadı. Bu konunun kapanması gerekir!..”

Sn. Akıncı’ya göre ise “gerçekçi olmalı ve Crans Montana’daki mevcut ‘referansları’ da dikkate alarak müzakerelere kalındığı yerden Federal çözüm arayışlarında devam edilmelidir..”

ANCAK Berlin’e taşınmadan önce taraflar  onca görüş ayrılıklarına karşın, Türkiye’nin garantörlüğü konusunda birleşmektedirler. Dolayısıyla otomatik olarak askerinin Kuzey’de konuşlu olarak kalmasını da..

Oysa Anastasiadis için bu keyfiyet asla kabul edilemez. Ki olmazsa olmaz dediği iki şartından biri TC’nin garantörlüğünün kaldırılması diğeri de askerini çekmesidir.

Tabi bugüne kadar Sn. Akıncı’nın 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinden tevarüs eden adadaki asker ve garanti haklarının, “mütekabiliyet” esasında aynen  Yunanistan için de söz konusu olması gerektiğini Anastasiadis’e iletip iletmediğini bilmiyoruz.

Yalnız şunu biliyoruz. Bizim için artık    “askeri ile birlikte Türkiyesiz bir KKTC olamaz..”

TABİ ki bu zıt görüşlerin üzerinde henüz belirgin bir anlaşmaya varılamamış  “Federal sistemle”  ilgisi yoktur. Olay doğrudan doğruya “azınlık” durumunda olan Türk halkının adadaki  varlık “güvencesini”  garantiye alması  isteminden kaynaklanmaktadır.

Ne var ki son zamanlarda “iki ayrı Devlete dayalı çözüm” seslendirmeleri daha yoğun ve yüksek oktavdan çıkmaya başladı..

Oysa adada 1974’den beridir iki ayrı Devlet zaten vardır! Fakat 45 yıldır Kuzey’deki Türk Devletini hiçbir ülkeye kabul ettiremediğimizden, kimse KKTC’i tanımamaktadır!

PEKİ,  eğer “Federasyonu” görüşmeyeceksek (zaten vardır dediğimiz) iki  ayrı Devlete dayalı çözümü, Güney’deki komşu kabul etmezse, biz nasıl “iki ayrı Devlete dayalı çözüm sağlayacağız?”

KALDI ki  bu iki Devletliliği BM’ler ile AB’nin hiç kabul etmediği, etselerdi Güney’deki Rum gibi bizi de üyeleri yapacakları bir başka gerçek!

Şimdilerde Tatar diyor ki “Kosova örneğinde olduğu gibi olsun çözüm!”

Ayakları yere basmayan bir öneri!

Öyleyse geldiği gibi “çözümsüzlük devam etsin” diyeceğiz de geldik zurnanın zırt deliğine!

Federasyondan  öte tek çözüm, “self determinasyon hakkımızı kullanmaktır. Şöyle ki  ya Türkiye’ye bağlandığımızı ilan etmek için yada (zaten yine Türkiye’ye bağlı olarak) “bağımsız fakat asla tanınmayacak  KKTC’i bu defakto durumu ile  sürdürüp götürmek için!  Ki hatırlatayım:

Rahmetlik Ecevit 1974’den sonra Türkiye Kıbrıs ilişkileri söz konusu olduğunda, “ben diyordu Türkiye’ye ikinci bir sınırı da Kıbrıs’ta oluşturmak istemiyorum!”

BU nedenle gelin Denktaş’ın da zamanında  müzakere etmek zorunda kaldığınca “İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı (fakat) tabi ki Türkiye’nin garantörlüğünde bir federal yada konfederal çözüm arayışlarına devam edelim..

Yapacağımız tek şey “geçen zamanı boşa harcamayacak sosyoekonomik bir ivme kazanmaktır ki işte Tatar Koalisyon Hükümetinin asıl görevi de budur!

*****

DEVLETİ KURDUK AMA…

Her gün ortaya çıkan yada “çıkartılan” yeni bir olayla çok daha iyi anlıyoruz: “Devleti kurduk ama çalıştıramadık!”

Ben yıllarca “zaten devleti kurmaya hazır değildik” diyordum. Buna karşın mevzilerden, savaştan çıkıp tutun ki dünyanın en genç  Devletini kurduk.

Bir Devlet tecrübemiz yoktu. Fakat Devletin nüvesini oluşturan  “Yönetimler” döneminde İngiliz sömürge idaresinde   çalışırken o İngiliz’e mahsus “bürokrasi” anlayış ve disiplininde yetişmiş  “üst kademe Bürokratlarımız” sayesinde pek ala da tam takım mekanizmalarıyla Devleti oluşturmakla kalmadık, ona “bağımsızlık ve özgürlüğümüzün” seferberlik ruhunu da kattık..

BU konuda kendimizi hiç küçümsemeyelim.. Ki sözünü ettiğim devrelerde ne Türkiye bugünkü Türkiye’ydi ne Güney Rum’u bugünkü konumundaydı..

BUNLARI  neden hatırlayıp hatırlatmak gereğini duymaktayım?

Çünkü “dünyada ilk kez Türkiye dışında bir Türk Devleti oluştuydu.  Bunun  dünyasal bir olay” olduğunu söylediğimin üzerinden 45 yıl geçti.. Fakat  adını heyecanla telaffuz ettiğim “Devlet” kısa sürede  siyasi çözüm arayışlarında rüzgârlara kapılıp uçup giden   bereketli yağmur bulutları gibi dağıldı!     Geriye  her zaman yazıp tekrarladığım  gibi ilk kez Salih Coşar’ın ifade ettiği  “Popülizmle”  gitgide yoğunlaşan “partizanlık” kaldı!

Memleketin şu anda hâlâ devam eden yağması o dönemlerde başladı. Devlet eliyle yaratılan puanlarla “devlet parça körçe edildi!”

En büyük zararı da gelip geçici siyasi iktidarlara karşın, kalıcılığıyla “Devleti çekip götürecek  Bürokrasinin de dejenerasyona uğramasıydı!”

EK MESAİLER olayı bu hataların sonucudur. Aynen diğer “Kurumlarda” yaşanan sorunlar gibi..

Bilir misiniz bir devrelerde, “Pazar günleri çalışıp ek mesai almak için, bir hafta daire köşelerinde yan gelip yatılır işler rölantiye alınırdı!

Ben artık sonlandı zannediyordum: Meğer beterince arttı ki yıl sonunda ek mesai ödemelerinin 195 milyona ulaşması bekleniyormuş! Hayırlı olsun diyebilir misiniz?



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı