Köşe Yazarları

“Halk” diye bir şey…


Böyle kasım dönemleriydi, gece sinemasına gidilirken hava ılık, çıkarken soğuk olurdu; insanlar bir birilerine sarılarak yürüyüp giderlerdi evlerine.

Böyle zamanlar soğuk gecelere alışma zamanıydı sanki; önlem almayıp da gündüzün sıcaklığına kananlar, sinema çıkışında tirtir titremek durumunda kalırlardı…

Sinema kapısında bilet kesenler işlerini ciddiyetle sürdürürler, biletsiz kimseyi asla içeri sokmazlardı.

Sinemaya girmek isteyen küçük bir çocuksa eğer, ona göz yumulabilirdi.

Bu ciddiyet ikinci filme kadar sürer ve biletçi görevinin başından ayrılmazdı.

İlerleyen vakitlerde artık kapıda durmaya gerek yoktu; isteyen gelebilirdi; zaten biletler satılacağı kadar satılmış olur; o vakitlerden sonra biletsiz herhangi birinin içeriye girmesinin önemi olmazdı… Gelen de olmazdı zaten…

Zafer sinemasında gösterim başlamazdan önce sinemanın karşısında olan Anibal hummalı bir çalışma içinde olurdu.

Ne mangallar ne etler müşteri akınına yetişirdi, o sıralarda Anibal’da müthiş bir telaş, masalara mı yetişsin, gelen gidenlere mi baksın yoksa hazırlanacak paket kebaplara mı.

Surlariçi’nin bazı bölgeleri capcanlı olurdu ki sinemalar bu canlılığa ivme katardı kuşkusuz.

Kim bilir Zafer Sineması olmasaydı o bölgede Anibal da olmayacak, bakkal çakkal da olmayacak, gençlik pavyonları da olmayacaktı ama ilk orada olanın Anibal’ın mı yoksa Zafer sinemasının mı olduğunu bilmiyoruz…

Kuğulu Park ve Mücahitler Parkı herkesin uğradığı bahçelik alanlar olduğu için, bu bölgede de esnaf kalabalığı olurdu.

Seyyar satıcılar bu bölgenin köşe başlarını tutar, akıp giden insan selinden bereketlerini ararlardı…

Çağlayan yolu da böyle değil miydi?

Açık hava sinemaları o bölgede olduğundan, pastaneler, kahvehaneler de o bölgede iş tutmayı tercih ederlerdi, seyyar satıcıların tercih ettiği gibi…

Diyeceğim, eski Lefkoşa içinde insanların hep birlikte eğlenecekleri belirli alanlar bir yumağı örer gibi ilmek ilmek örülerek meydana gelmişti.

Mevsimlik bölgeler belliydi.

Mevsim kış ise Zafer sineması ve çevresi, Girne Kapısı’ndaki kapalı sinemalar ve çevresindeki kahvehane ve pastaneler,

Mevsim yaz ise Çağlan yolu ve çevresi, Mücahitler Parkı ve Kuğulu Park Lefkoşalıların eğlence alanlarıydı…

Sadece bunlar da değil.

Futbol takımlarının aralarındaki rekabete ilgi çok büyüktü.

Herkes kendisine veya bölgesine göre bir takım tutardı.

Gerek Cirit (Taksim) sahasında olsun, gerek Yusuf Kaptan sahasında olsun, buralarda yapılan müsabakalarda günümüzün tam aksine yer gök insan seline dönerdi.

Futbol sevdası her mevsimde yeşerip büyüyen bir tutkuydu.

Çetinkayalılar, GG’liler, Küçük Kaymaklıcılar, YAK’cılar Fenerbahçeli ve Galatasaraylılardan daha çoktular.

Birçok insan kendi kimliğini tuttuğu takımda bulurdu sanki, o derece…

Günümüzde bütün bunların yerinde yeller esiyor.

Galiba, o dönemler “halk” diye bir şey vardı…



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı