Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

FED kararı, etkileri, ve TCMB enflasyon açıklaması,

FED geçen gün faiz artırımını 25 baz puan arttırarak piyasalarda beklenenin altında bir artış yaptı, ayrıca 2019 da 3 yerine 2 faiz artışı yapılacağı hedefini söyleyerek yine beklentilerin dışına kaydı. Daha önce 2018 ve 2019’da 3-4 defa kademeli faiz artırımlarından bahsederken ve 2019 için en son 3 defa faiz artışı hedefi konmuşken, birdenbire hedeflerde düşüş açıklamaları, dolara karşı piyasalarda değer kaybı ve dalgalanma etkisi yarattı, güven kanalına bakarsak ise güvensizlik yarattı. Dolayısıyla açıklama yapılır yapılmaz piyasalarda sarsıntı, satış paniği ve borsalarda hemen ardından düşüşler yaşandı. DOW Jones’ta endeks hemen aynı gece %2.2, S&P endeksinde ise hemen %1.6 düşüş oldu. Nasdaq 100 endeksi ise anı itibariyle % 2.3 düştü.

 

Çarşamba gecesi (ABD’de gündüz saatleri) canlı yayın kanallarından bu açıklamaları izlerken ki sorular ve borsa hareketleri de verilmekte idi bir çok görüşlerde de belirtildiği gibi güven bunalımı yarattı. Borsalar aşağı doğru hareketlendi. Tam da  Powell açıklamasını yaparken Suriye’den ABD askerlerinin çekileceği haberleri ara haberler olarak verildi .  Bu açıklamalar üzerine  geldiği cihetle borsa hareketleri bir miktar siyasi nedene de bağlandı. Ancak bence esas nedenler ekonomik hedeflerdeki düşüşlerin yarattığı moral bozukluğu, güvensizlik ve sürekli değişkenlik gösteren FED açıklamalarıdır. Yatırımcıları satışa yöneltti.

Powell’in önemli açıklamalarından diğeri, büyüme hedefini de 2019 için %2.5’tan %2.3’e indirmesi, özellikle de FED bilançosunun daraltılacağını ve sıkılaştırmaya gidileceği mesajlarını verdi ki tahminlere göre en az 450-600 milyar$ arasında bir daralma söz konusu olacağını ve devamında bunun hem ABD ekonomisine hem de dünya ekonomilerine özellikle de gelişmekte olan ülkelere olumsuz etki yaratacağı düşünceleri endişelendirdi. Gerçi birkaç yıldan beri sıkılaştırma politikasına birkaç yıldan beri başlanmıştır ancak bunun daha yumuşak olacağı ümitleri vardı.

Gelişmekte olan ülkelere sermaye darlığı yaratabilecek sıkılaştırma politikası, yatırımlar dahil ekonomilerin daralmalarına neden olabilir.

Powell açıklamasının ardından ABD 10 yıllık, 5 yıllık ve 2 yıllık tahvil faizleri düştü. Finansal istikrarın ılımlı olduğunu, finansal koşullarda kısıtlayıcı politikalar olduğunu, piyasalarda oynaklıklar olduğunu, faizlerin ekonomik duruma göre ayarlandığını, büyümeye yönelik endişe ortamı olduğunu, ancak büyük resme bakmak gerektiğini söyleyerek ikircikli beyanlarını sürdürmesi piyasalara güven veremedi.  Enflasyon hedefinin %2-2.5  olduğunu, buna ulaşılmadığının, çekirdek enflasyonun büyümeye etkisinin olmayacağı, ekonomi güçlü iken enflasyonun değişmediğini finansal istikrarı değiştirmediği, bunun da olumlu bir gelişme olduğunu sayarak, güçlü olan işsizlik verilerine ağırlık verdi.

Halen işsizlik oranı %3.5’tur ki bir çok ülkenin hayal ettiği hakikaten çok düşük bir oran, yani tam istihdam oranına ulaşma durumundadır.  Hatta iş gücü eksikliği çekilmekte olduğunu ve bunun iş hayatına katılım oranını 2019 yılında arttıracağına da değindi ki bu konuda hakikaten çok olumlu bir gelişmeye yönelik olan işgücü talebinin ülke içinde ilave olarak artmasıdır. Borsalarda dalgalanma olsa da işgücü piyasasının artması ve işsizliğin bu seviyeye düşmesi ekonomik yapıdaki sağlamlığı da gösterir.

İşgücü ile ilgili açıklamaların dışındaki faiz, sıkılaştırma, büyüme hedefi ve değişen hedeflerin yarattığı güvensizlikten sonra bir çok paralar karşısında $ değer kaybına uğradı.  TL’nin $ karşısındaki kaybı da bir miktar azalmıştır.

Avrupa, ABD’nin 3-4 defa faiz artırımının 2’ye düşürmesinin ardından, pek bir tepki vermedi, bir değişikli yayınlanmadı. Sadece yapılan açıklamada euroborun yerine yeni gösterge faiz oluşturulacağı ve bu konuda çalışma yapıldığı duyuruldu. İngiltere Merkez Bankası ise, aynı gün Brexit sürecinde faizi değiştirmedi. Büyüme oranını da % 0.3’ten %0.2’ye düşürdü. Bu yıl Küresel büyümede de düşme beklenmektedir.

Aynı gün içinde yapılan Türkiye Merkez Bankası açıklamasına bakarsak, TCMB, PPK kararı faizi değiştirmedi. %24’de devam ediyor. Özetle, ekonomik durum ve enflasyon konusunda, enflasyonun bir miktar düşmesine rağmen riskin devam ettiği; ithal girdi maliyetlerinin düşmesi, uluslararası petrol fiyatlarının düşmesi, TL’nin son aylarda bir miktar değer kazanması ve dayanıklı tüketim ve bazı mallardaki vergi indirimlerinin, enflasyona olumlu etki yaptığı gibi, alım gücünün düşmesiyle iç talebin azalmasına bağlı olarak enflasyonda düşmeyi sağlamasına rağmen, risklerin halâ devam ettiği yönünde açıklama yapıldı.. Enflasyonun düşürülmesi ve fiyat istikrarının korunması konusunda TCMB’nın önlemlere devam edeceği de vurgulanarak, enflasyon düşürülene kadar sıkı para politikasının devam edeceğini, icap ettiği zaman da daha sıkılaştırmaya gidilebileceğini beyanatlardan görüyoruz.

Alınan önlemlere bağlı olarak enflasyonda Kasım’da gıda grubunda %3.60 düşüş oldu. Milli Gelir’de de 3. Çeyrekte % 1.1 daralma var. Yıllık büyüme ise %1.6 oldu. Üçüncü çeyrekte yatırımlarda da düşüş oldu. 4 çeyrek henüz açıklanmadığı cihetle 2018 yıllık büyümeyi gelecek ay açıklanacak verilerden göreceğiz.

İthalat rakamlarının yukarıdaki nedenlerle 2018’de azalması cari açığı da azalttı ve dengelenme sürecine katkı yaptı şimdilik. TCMB’nın, tasarruf ve bütçede denge esasına dayalı sıkı maliye politikasına paralel olarak para politikasını sürdüreceğini ve eşgüdüm içinde ekonomik dengelenmeye odaklı politika olacağı ifade edilmiştir ki bu da çok önemlidir..

Uluslararası ekonomi kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, küresel GSYIH’nın daha az büyüme beklentisi, ABD (FED) açıklamaları, ticaret savaşları, petrol fiyatlarının seyrinin ne olacağı, küresel ekonomiye etki yapan 5 ülke özellikle ABD, AB gibi ülke ve birlik para politikaları, İngiltere, Japonya, Çin gibi ülkelerin takip edecekleri politikalar, özellikle de gelişmekte olan 11 ülkede tahvil, para, ve hisse senetlerindeki tercihlerin bu ülkeler arasında hangi ülkelere doğru olacağı ve kaçıncı sıralarda olacağını gösteren tablolar uluslararası bu konudaki uzman kuruluşlarca  yayınlanmaya başlandı. Bu durumda zengin ülkelerin bu politik karar ve uygulamalarının etkilerinin olumlu veya olumsuz 2019’da güçlü olması halinde, veya yeni koşulların ortaya çıkarak başka tahmin ve beklentilerin doğabilmesine bağlı olarak küreselleşen dünyada en çok etkilenecek olan ülkeler, gelişmekte olan ülkeler olacağı cihetle, 2019 dünya gelişmelerini en yakın ve titiz bir şekilde takip etmesi gereken yine bu ülkeler olması ve reform süreçlerini tamamlayarak yatırımların ve büyümenin dış sermayeye bağımlılık yüksekliğini düşürmek zorundadırlar kanaatindeyim.